06.06.2018 02:11 Güncelleme Tarihi: 12.06.2018 10:07 152757 Okunma

Yeter artık; Bitsin şu rehavet, son dönemeçteyiz..

Yeter artık; Bitsin şu rehavet, son dönemeçteyiz..

Vatandaş kızgın, kırgın ve buruk.


Belki metal yorgunluktan, belki bulmuş da bunamışlıktan, belki de kibirden, açgözlülükten ortaya çıkan dejenerasyondan dolayı memnuniyetsiz.

Şuana dek Erdoğan’ın hatırı var.

Erdoğan’ın samimiyeti yetiyor diyen kitleler mutsuz.

Vatandaş haklıdır.

Bazan haksızken bile haklıdır.

Hal böyleyken siyasiler ne yapıyor..!

Seçime beş kala rehavet, aymazlık, tembellik, kibir devam ediyor.

(Samimi şekilde çalışan, rehavet tozundan silkelenen, yine-yeniden gayretinde olanlara asla sözüm yoktur.)

Son günlerde bu konulara vurgu yapmamdan sıkılmış bile olabilirsiniz.

Ama gördüklerim, duyduklarım, yaşadıklarım bu eleştiri ve ikazları yeniden yaptırıyor.

Dayanamıyorum.

Tahammül edemiyorum.

Bu neyin ataleti,

Bu neyin aymazlığı arkadaş.

Ülke 1950’den bu yana son 68 yılın en büyük dönemecinde  seçime gidiyor.

Bazı iktidar sahipleri hala oyunda oynaşta.

Hala “Erdoğan nasılsa son anda bir şey yapar, işi kurtarır” vurdum duymazlığında.

Vatandaşın memnuniyetsizliğini gidermek, mutsuzluğunu bitirmek ve yeniden aktive etmek için adım atılmıyor.

Bazan da, ….mış gibi yapılıyor.

Dostlar düğünde görsün misali hareket ediliyor.

Utanmasalar kimisi, bu vatandaş da çok nankör yahu diyecek.

Hanımlar beyler…

Ey iktidar sahipleri,


Uyanın, kendinize gelin.

Gaflet uykusu sizi, bizi, ülkemizi, devletimizi öyle bir girdaba sürükleyebilir ki; aklınızın bile alamayacağı sonuçlara düçar oluruz.

Geçenlerde bir iftar sonrası  geniş bir kitleyle sohbet  imkanım oldu.

Eleştiriler peşpeşe geldi.

Sakince ve sabırla dinledim.

Herkes benim, ama diye başlayan cümleler kuracağımı düşünüyordu galiba.

Ama kurmadım.

Haklısınız dedim.

Eleştirilerinize katılıyorum ve hatta daha ileri eleştiriler getiriyorum dedim.

Maalesef ciddi bir aksaklık, eksiklik, umursuzluk ve yanlışlık var dedim.

Sonra sordum; Peki ne yapalım, ne yapmalıyız, söyleyin bana dedim.

Hele de tarihin en kritik süreçlerinden birini yaşarken muhalif adaylara ve partilere oy verelim mi diye sordum.

Cevabı yine kendileri verdiler.

Şöyledir, böyledir filan ama başka kime oy vereceğiz ki. Son bir kez de olsa bu süreçte Erdoğan ve AK Parti diyeceğiz dediler.

Ama ne oldu biliyor musunuz.?

Kızgın, kırgın ve üzgün partililer sakinleşti.

Kendilerini dinleyen ve toptancı şekilde savunmaya geçmeyip gerçeklerle yüzleşmekten yana birini bulunca daha soğukkanlı hale geldiler.

En büyük sorun da bu aslında.

Karşımızdakini dinlemiyoruz.

Eleştiriye tahammül edemiyoruz.

Türk’ün Türk’e propagandası şeklinde yürümeyi seviyoruz.

Halbuki objektif şekilde baksak fotoğrafa, aklıselim baskınlaşıyor.

Eleştiriye yapıcı şekilde yaklaşıp dinlesek, kitleler sakinleşiyor.

Ve ben herşeye rağmen; yukarıda dile getirdiğim tüm eksiklere rağmen, halkın sağduyusunun galip geleceğine ve dere geçerken at değiştirmeyeceğine inanıyorum.

Ve inanıyorum ki; bu milletin basireti bazan siyasilerin üstüne çıkıyor.

Siyasiler  kayıkçı kavgası mantığıyla siyaset yaparken, millet öngörüsünü müthiş şekilde sandığa yansıtıyor.

Bu seçim de öyle olacağına inanıyorum.

Vatandaş devletini, bekasını, ülkesini kızgınlık ve nefrete asla kurban etmeyecektir.

Tek sermayeleri Erdoğan husumeti ve kini olanlara paye vermeyecektir.

Vaadleri peşpeşe sıralayanlara, Konya’ya deniz getirecek boyutta ütopikleşenlere, boş atıp dolu tutmayı siyaset yapmak sananlara, adeta Erdoğan ne diyorsa ben beş fazlasını vereceğim mesabesinde ölçüsüzleşenlere bu
millet yine ferasetiyle cevap verecek ve onları kazandırmayacaktır.

Ey Erdoğan’ın yol arkadaşları.

Erdoğan sayesinde yıllardır ülke yönetiminde yetki sahibi olanlar.

Milletvekilleri, vekil adayları.

İl başkanları, belediye reisleri.

Erdoğan sayesinde bürokrasinin üst koltuklarına kurulanlar.

Danışmanlar, başdanışmanlar ve diğerleri…

Saklandığınız yerlerden çıkın.

Erketeye yatmayın.

Sadece fotoğraf karelerinde görünüp, çalışmalardan kaçmaktan vazgeçin.

Dik, diri ve gururlu olun.

Hepiniz Erdoğan’la geldiniz.

Erdoğan olmasa idi emin olun ki; hiçbiriniz şuanki durum ve konumlarınızda olamazdınız.

Ama şimdi çalışma vakti.

Şimdi Türkiye vakti.

Bir kere olsun dikilin ve; “Erdoğan’la geldik ve gidilecekse de onunla gideriz” diyerek kaçak kahramanlığı bırakın.

Zilletle yaşamaktansa izzetle ölmek evladır deyin.

Çalışın, çalışalım; devlet, millet ve ülke için bu seçimi kazanalım.

Aksi takdirde; kaos, kargaşa ve kriz bekliyor bizi.

Olur da Erdoğan kaybederse” korkusu ve düşüncesiyle sipere yatmayın.

Ve hatta yarın, “ben demiştim, söylemiştim ama Erdoğan kimseyi dinlemedi ki” gibi adice söz ve söylem hazırlama düşüncelerinizi kafanızdan defedin.

Erdoğan giderse, gelenlerin sizi o makamlarda tutacağını mı sanıyorsunuz.

Yazık, çok yazık.

Yoksa; her cefaya göğüs geren, sabreden, her zorlukta fedakarlık gösteren vatandaştan utanırsınız.

Ha gerçi utanmanız kaldıysa tabi.

Şimdi çalışmazsanız, yarın ortaya çıkacak tabloda söz hakkınız olmaz bilesiniz ki.

Bilakis olumsuz tablonun müsebbipi siz olursunuz/olacaksınız.

Seçimden net bir sonuç çıkmazsa kaos ve kriz ortamı herkesi girdabına sürükler.

Bu yüzden de; son kez olsun çalışalım, Erdoğan’a destek olalım.

Ki; böylelikle devletimize, milletimize, ülkemize sahip çıkalım.

Bunları söylerken de kimsenin yalakası ve koşulsuz savunucusu değilim/hiç olmadım.

Siyasi, bürokratik ve herhangi başka bir şekilde hiç talebim olmadı/olmayacak.

Ben Erdoğan’a, ülkeme ve devletime muhabbet besliyorum.

Emin olunsun ki; benimki kesinlikle karşılıksız bir muhabbet ve sevgidir.

Benim duruşum dün böyle idi, bugün de böyle ve yarın da böyle olacak…

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.