07.03.2018 21:09 Güncelleme Tarihi: 07.03.2018 22:00 16699 Okunma

Osmanlı Ailesinin sönmüş ocağı ve Türk tarihini sahipsiz bırakmak

Osmanlı Ailesinin sönmüş ocağı ve Türk tarihini sahipsiz bırakmak

Kıymetli dostlarım! Geçen yazımda size sürgün konusunda bazı bilgiler vermiştim.

Şehzade Orhan Osmanoğlu

Muhakkak ki bu konu birkaç yazıya sığmayacak kadar geniş bir mevzudur.

Şimdi sizlere bu konu ile ilgili devam yazımı takdim ediyorum.

Umarım hanedan sürgünü bundan sonra yalan yanlış bilgilerle istismara uğramaz.

Bizim amacımız hanedan mensubu olarak taraf tutmak değil hakikatleri ortaya koymaktır. Bu yazılar bu maksatla yazılmaktadır.

Biliyorsunuz hanedanın padişah sulbünden inen ve sürgün listesinde ismi bulunan 37 erkek üyesinden yedisi, Sürgün ile ilgili  kanunun çıktığı tarihte zaten yurt dışında bulunuyordu. Aslında sürgün en önce onlar için başlamıştı. Bunlardan İtalya'da bulunan Sultan Vahîdeddin ve oğlu Mehmed Ertuğrul Efendi zaten 18 Kasım 1922'den beri sürgündeydiler. Osman Ertuğrul Efendi ile babası Mehmed Burhaneddin Efendi ve ağabeyi Mehmed Fahreddin Efendi de o sırada Viyana'da idi. Abdürrahim Hayri Efendi Roma'da, Osman Fuad Efendi ise İsviçre'de idiler. Sultan Abdülmecid'in kızı ve son sadrazamlardan Damad Mehmed Ferid Paşa'nın zevcesi Mediha Sultan da, 1922 yılında eşiyle birlikte Fransa'ya gitmişti.



Son Halife olan ve sürgün ile yurt dışına gönderilen Abdülmecid Efendi 23 Ağustos 1944'de sürgünde bulunduğu Paris'te kalp krizinden vefat etti. Dürrişehvar Sultan'ın Berar Prensesi sıfatıyla Cumhurbaşkanı İsmet İnönü nezdindeki çabalarına rağmen cenazesi Türkiye'ye kabul edilmedi. Cenazesi Türkiye'ye kabul edilmeyince, Paris Büyük Camii'nde 10 yıl kadar bekletildi ve Camii mütevelli heyetinin cenazeyi daha fazla tutamayacaklarını bildirmesi üzerine Medine’ye nakledilerek Bâki Mezarlığı'na defnedildi.

Abdülmecid Efendi’den sonraki veliaht, Sultan Abdülhamid’in büyük oğlu ve benim de büyük dedem Mehmed Selim Efendi, Beyrut’taydı. 

Oğlu Abdülkerim Efendi o zamanlar çok gençti. Daha 20’sinde bile değildi. 



Son Halife Abdülmecid Efendi, kızı Dürrüşehvar Sultan1948’de “Doğan” isimli bir kitap yayınlamıştı. Haydarabad’da basılan, son derece nâdir olan ve hattâ adına bugün kütüphane kataloglarında bile rastlanmayan kitapta Sultan’ın “deneme” tarzında yazdıklarının yanısıra bazı hatıraları da yer alıyordu.

Şöyle yazıyordu sürgün günü için;
...Salı gecesi sıkıntılı uykumda birçok evlerin üzerime yıkıldığını görürken, rüyamın arasına bir ses karışıyor ve ‘Haydi, kalk gidiyoruz’ diyordu. Gözlerimi açtım ve sersem gibi etrafıma baktım. Karşımda annem durmuş ve fevkalâde bir metânetle itidâlini muhafaza ederek:

- Haydi kalk, gidiyoruz! diye tekrar ediyordu.
Ecdâdımızın sevgili ocağını ne kadar sevdiğimi o vakit anladım ve bu büyük ayrılığın kalbimde açtığı yaranın acısına mukavemet edebilmek için Cenâb-ı Hakk’dan kuvvet diledim.

Gitmeden evvel pederim başmabeyincinin odasında sabah namazını kıldı ve ben de emîndim ki yine milletinin ve memleketinin bahtiyâr olması için dua etmişti.

...Arkamızda yedi asırdan beri pâyidâr olan Osmanlı ailesinin sönmüş ocağını ve Türk Tarihi’ni şanla dolduran dâhîlerin tahtını sahipsiz bırakarak, ecdâdımızın sevgili yurduna vedâ ettik.



Evet kıymetli okuyucularımız sürgünü yaşayan birisinin duyguları bu olayın ne kadar dehşetli bir olay olduğunu vicdanı olan herkese ne güzel haykırıyor.

Bu duygularla sizleri Allah’a emanet ediyorum.