• Ekonomi

Fransa’nın borç sorunu İtalya’yı resesyona sürükler mi?

Yükselen borçlanma maliyetleri ve siyasi belirsizlik, Fransa’nın maliyesini zorluyor. Oxford Economics’e göre tahvil piyasasındaki sert bir şok, 2027’de hem Fransa’yı hem İtalya’yı resesyona itebilir; ancak borç krizi temel senaryosunda yok.
Fransa’nın borç sorunu İtalya’yı resesyona sürükler mi?
AJANSLAR - Euro Bölgesi'nin en büyük ikinci ekonomisi olan Fransa'da hafta sonu yaşanan şiddetli sokak gösterilerinin ardından, devlet tahvillerinin getirileri pazartesi günü daha da yükseldi.

Fransa'nın 10 yıllık devlet tahvili faizi pazartesi günü yüzde 4,9 civarında seyrederek son 20 yılı aşkın sürenin en yüksek seviyelerine yaklaştı. Yatırımcılar, Fransız devlet tahvillerini ellerinde tutmak için daha yüksek risk primi talep ediyor.

Protestocular ise artan hayat pahalılığına ve eğitim de dahil olmak üzere kamu hizmetlerindeki gerilemeye karşı hükümetin harekete geçmesini istiyor.

Yaşanan toplumsal huzursuzluk, 2027 bütçesini derin görüş ayrılıklarının bulunduğu Fransa Parlamentosu'nun alt kanadı Ulusal Meclis'ten geçirmeye çalışan hükümet üzerindeki baskıyı artırıyor.

Hükümetin önündeki en acil zorluk, 2027 ilkbaharında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yatırımcılara güven verecek inandırıcı bir bütçeyi kabul ettirmek.

Ancak güvenin yeniden tesis edilmesi, bir sonraki hükümetin kamu maliyesini birkaç yıl boyunca iyileştirmeye yönelik taahhütlerde bulunup bulunamayacağına da bağlı olacak.

Yatırımcıların endişelerini ne körüklüyor?
Fransa, ulusal istatistik kurumu INSEE'nin son verilerine göre, gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) yüzde 119'una ulaşan kamu borcuyla Avrupa Birliği'ndeki en yüksek borç oranlarından birine sahip.

Buna, hükümetin 2026 yılı için GSYH'nin yüzde 5,4'ü düzeyinde öngördüğü bütçe açığı da ekleniyor.

Haziran 2026 sonu itibarıyla ülkenin kamu borcu 3 trilyon 596 milyar euroya ulaştı.

Bu borcun faiz ödemelerinin maliyeti de hızla yükseliyor. Hükümet, bu yıl 79,2 milyar euro olan kamu borcu faiz ödemelerinin 2027'de 91 milyar euroya çıkacağını tahmin ediyor. Bu, yaklaşık 12 milyar euroluk bir artış anlamına geliyor.

Hızlanan enflasyon ve düşük ekonomik büyüme, vergi gelirlerini zayıflatarak bütçe açığının ve kamu borcunun daha da artmasına yol açabilir.

Dolayısıyla mevcut mali durum, hükümetin protestocuların taleplerini yeni ve kapsamlı bir harcama paketiyle karşılamasına pek alan bırakmıyor.

Bu durum, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un pandemi sırasında benimsediği ve ekonomik destek için harcamalardan kaçınılmayacağını ifade eden "ne pahasına olursa olsun" yaklaşımının yeniden uygulanmasını zorlaştırıyor.

Hükümet, tahvil piyasalarındaki endişeleri yatıştırmak için bütçe açığını azaltma ve kalıcı tasarruf önlemleri alma baskısıyla karşı karşıya.

Borçlanma maliyetleri yükselmeye devam ederse Fransa'nın kamu borcunu kontrol altında tutması giderek zorlaşabilir.

Üstelik derinleşen bir kriz, İtalya gibi Euro Bölgesi'nin diğer büyük ekonomilerini de etkileyebilir.

Fransa'nın borç sorunu İtalya'yı nasıl etkileyebilir?
Oxford Economics, Fransa'daki tahvil piyasası çalkantılarının ve bunların Euro Bölgesi'nde yüksek borçlu diğer ülkelere yayılmasının olası etkilerini modelledi.

Araştırmaya göre İtalya, yavaş ekonomik büyümesi, yüksek kamu borcu ve sıkılaşan finansal koşullara duyarlı yatırımları nedeniyle özellikle kırılgan durumda.

Piyasalardaki endişeleri ölçmek için kullanılan temel göstergelerden biri, bir ülkenin 10 yıllık devlet tahvili faizi ile Almanya'nın aynı vadeli tahvil faizi arasındaki fark.

Yatırımcıların Alman tahvilleri yerine Fransız tahvillerini ellerinde tutmak için talep ettikleri ek getiriyi gösteren bu fark, yaklaşık 145 baz puana yükseldi.

Bu seviye, ekim ayının başlarında görülen ve 2011-2012 Euro Bölgesi borç krizinden bu yana kaydedilen en yüksek düzeyin biraz altında.

Oxford Economics, temel senaryonun yanı sıra iki olumsuz senaryo ortaya koyuyor.

Temel senaryoda, Fransa ile Almanya arasındaki tahvil faizi farkının Nisan 2027'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar 200 baz puanın altında kalacağı ve seçimlerden sonra daralacağı varsayılıyor.

Oxford Economics, Fransa'da bir borç krizini hâlâ düşük olasılıklı ancak gerçekleşmesi halinde ciddi zararlar doğurabilecek bir gelişme olarak değerlendiriyor. Bu nedenle kriz, kurumun temel tahminini oluşturmuyor.

İki olumsuz senaryo ise artan borçlanma maliyetlerini, şirketlerin ve tüketicilerin güveninde yaşanacak düşüşle birleştiriyor.

Orta şiddetteki senaryoda, raporun yayımlandığı 15 Ekim'de yaklaşık 140 baz puan olan Fransa'nın tahvil faizi farkının 250 baz puana yükselmesi öngörülüyor.

Ağır senaryoda ise bu fark 400 baz puana ulaşıyor.

Bu ağır senaryonun gerçekleşmesi halinde Fransa ve İtalya'nın 2027'de resesyona girmesi bekleniyor.

Belçika'nın borçlanma maliyetlerinde de sert bir artış yaşanacağı tahmin ediliyor.

İspanya, Portekiz ve Yunanistan'da ise tahvil faizleri yükselecek ancak ekonomik zarar daha sınırlı kalacak. Bu üç ülkenin hiçbirinde ekonomik daralma beklenmiyor.

Daha da önemlisi, bu ağır senaryoda bile Euro Bölgesi'nin bir bütün olarak resesyona girmekten kaçınacağı öngörülüyor.

Capital Economics'in Avrupa Başekonomisti Andrew Kenningham'a göre Fransa'nın tahvil faizi farkının 400 baz puana yükselmesi, "2012'de İtalya'da görülen faiz farklarıyla karşılaştırılabilecek, gerçekleşmesi mümkün olumsuz bir senaryo".

Kenningham, böyle bir durumda İtalya dahil yüksek borçlu diğer ekonomilerin de ciddi baskı altında kalacağını kabul ediyor.

Ancak 2010'ların başından farklı olarak Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB), Parasal Aktarım Koruma Aracı (TPI) sayesinde Fransa dışındaki ülkelere destek sağlamak için daha elverişli bir konumda olduğunu belirtiyor.

ECB, bu araç kapsamında belirli koşulları karşılayan ülkelerin devlet tahvillerini satın alarak borçlanma maliyetlerinin kontrol altında tutulmasına yardımcı olabiliyor.

Kenningham ayrıca bankacılık sektörüne yönelik risklerin ve emlak piyasasında çöküş yaşanması ihtimalinin 2010'lu yıllara kıyasla çok daha düşük olduğunu söylüyor.

"Yani işler çok kötüye gidebilir ancak 2010'lardaki kadar kötü olmayabilir."

Oxford Economics'in ağır senaryosuna göre Fransa'nın 10 yıllık devlet tahvili faizi, 2027'nin ikinci çeyreğinde yüzde 7'ye ulaşabilir.

Aynı dönemde kamu açığının GSYH'nin yüzde 6'sını aşma yoluna gireceği öngörülüyor.

Danışmanlık şirketi, tahvil faizlerinin bu seviyelere yükselmesinin bir likidite krizini tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.

Buna karşın ECB'nin Fransa'ya müdahale edeceğine yönelik beklentiler düşük.

ECB Başkanı Christine Lagarde, geçen hafta yaptığı açıklamada, Fransa'nın borçlanma maliyetlerindeki yükselişi durduracak çözümün "öncelikle Fransa'da bulunması gerektiğini" söyledi.

Lagarde, bunun yatırımcılara güven verecek bütçe önlemleriyle sağlanabileceğini belirtti.

Fransa yatırımcıların güvenini yeniden kazanmak için ne yapabilir?
Oxford Economics'e göre piyasaları sakinleştirmek için birkaç yıla yayılan kademeli harcama kısıtlamaları uygulanabilir.

Bunların, özellikle emeklilik yaşı konusunda açık ve yasal bağlayıcılığı olan taahhütlerle desteklenmesi gerekiyor.

Ancak danışmanlık şirketi, "mevcut azınlık hükümetinin piyasaları yatıştıracak sürdürülebilir bir mali konsolidasyon konusunda inandırıcı taahhütlerde bulunamayacağı" uyarısını yapıyor.

Bu nedenle siyasi açıdan zor kararların uygulanmasına ilişkin sorumluluğun büyük bölümü bir sonraki hükümete kalabilir.

Kenningham'a göre yatırımcılar, hükümetin gelecek yılın bütçe açığını GSYH'nin yaklaşık yüzde 5'ine düşürecek bir bütçeyi kabul etmesini bekliyor.

Kenningham, "Bunun altında kalan herhangi bir adım, Fransız tahvil piyasasına duyulan güvenin daha da azalmasına yol açabilir," diyor.

Gelecek ilkbahardaki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde aşırı sağcı lider Marine Le Pen, kamuoyu yoklamalarında önde gidiyor.

Le Pen, geçen hafta Financial Times'a verdiği röportajda, "Ekonomiyi yeniden canlandırırken kamu harcamalarında büyük kesintiler yapma" sözü verdi.

Le Pen, 6 Ekim'de kendi "alternatif bütçesini" sundu.

Plan, 2026'ya kıyasla 2032'ye kadar 140 milyar euroluk net tasarruf sağlanmasını, bütçe açığının 2030'a kadar GSYH'nin yüzde 3'ünün altına indirilmesini ve anayasal bir bütçe kuralı getirilmesini hedefliyor.

Le Pen'in partisi, idari harcamalarda, sosyal güvenlik giderlerinde, göçle bağlantılı harcamalarda ve Fransa'nın AB bütçesine yaptığı katkıda kesintiler öneriyor.

Ancak ekonomistler bu rakamları sorguluyor.

Fransa Ekonomik Konjonktürler Gözlemevi'nin (OFCE) Analiz ve Tahminlerden Sorumlu Direktör Yardımcısı Mathieu Plane, Le Monde'a yaptığı açıklamada, önerilen tasarrufların 80 milyar eurodan fazlasının tartışmalı, yeterince tanımlanmamış ve uygulanması zor olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa, artan borçlanma maliyetlerinin yeni harcama kesintilerini veya vergi artışlarını zorunlu kıldığı, bunların da ekonomik büyümeyi zayıflatarak kamu borcunun kontrolünü daha da güçleştirdiği bir kısır döngüye girme riskiyle karşı karşıya.

Kenningham sözlerini şöyle tamamladı:

"Fransa uzun yıllardır bir borç krizine doğru ilerliyor ve artık o an giderek yaklaşıyor."
Yorum Yazın
islami sohbet
dini chat sohbet odaları