Şansa dair sevgisel sorunlamalar…

Ne aşkı yaşamayı biliyor ruhlarımız, ne de ayrılmayı biliyor bedenlerimiz. Hoş yaşadığımız boş zamanlara ilişki diyecek kadar basit bakıyoruz ya hayata, ondan olsa gerek. Yaşanılanları tek kalemde sohbete dökebilecek değilim ancak bir nokta var dikkat çekebileceğim. 

Ayrılık aşamasına gelen çiftlerden birinin diğerine söylediği en acı söz, kâğıda dökeceğim sorunum. Evet, benim şans ile sorunum var. Doğrudur; biz yaradılış fıtratımıza göre emek etmeden sahip olduğumuz her varlığı boş sayan bir ırkın ahfâdıyız. Bu anlamda sahip olduklarımızdan birçoğu ne yazık ki yaşanılan çağda “sevgi” diyeceğimiz yaşamsal zamanlar. Biri diğerini çok sever, onun için her şeyi yapar, sonra ilişki denen boşluk başlar (ki zaten çift taraflı emek olduğunda biz buna boşluk diyemiyoruz) ancak bir yerden sonra emektar arkadaş durmak durumunda bırakılır ve şans devreye girer. Evet, sorunum tam da bu noktada bu gece. 
 
Efendim tam ayrılık aşamasına gelindiğinde ilişkinin taraflarından bir haykırır; (her saçmalayan gibi) “bize son bir şans ver!”. Konu bu kadar basittir arkadaşımız için. Çünkü onun için bu ilişki bir tavla oyunundan farksız değildir ve zaten tam da bu yüzden kaybetme noktasına gelmiştir. Hoş önemsediği şey de kaybettiği şey değil sadece kaybediyor olmasıdır. O değin kibirlidir ki, kaybetmemelidir. Öyle ya hiçbir şey yapmadan bir ilişki sahibi olmanın keyfini neden bozmalıdır. 
 
Zaten bize son bir şans ver diyebilen bir zihniyetin ilişkideki rolü çok açık değil midir? Ona göre bir ilişki, tavla gibidir. İlişkinin mecrası tavla tahtası, tarafı rakip oyuncu, ilişki artikelleri pullar ve tüm sevgisi zarlar. Hep yek gelince bozulan sevdalar ile dü beşe tav olan ya da dört cihara harika diyen sevdalılar gezegeninde yaşıyor bu ve benzeri arkadaşlar. Hele bir de düşeşe denk gelinirse seyreyle sen güzellikleri. E penc-ü se, severler güzeli gencüse şakasını vaka eden toplumun devamından da bu beklense gerek. Oysa bir insan için ilişki; se yek, cihar-i dü, penc-ü se, şeş cihar’larla kapılanan bir hayat bütünü olmasa daha iyi olacaktır sanırım. Zaten hayata bu şekilde bakan kafaların yenildikçe haydi bir daha üstelemeleri de zannederim bu bakış açısının sonucu.
 
Uzatmayacağım. Kısa olsun bu kez. Hakiki bir hissiyat yazısıdır bu. Her beş insani ilişkisinin dördü bu biçimde bitebilecek değin insan aşığı hislerimin hayata haykırışıdır ve her haykırış kadar saçmalık barındırmaktadır aslında. Bu sevgililikte de böyledir, aşkta da, dostlukta da… Ancak ortada bir kızgınlık varsa bu sadece kendime ve kendim gibileredir.
 
Neden mi? “bize son bir şans ver!” kelamının büyüsüne kanan yahut karşısında bir insanın bu değin aciz kalmasını kaldıramayacak kadar karşısındakine kıymet veren hatta durumun vahametine vakıf olmasına rağmen sadece karşısındakine inanmak isteyen zihinden kopmuş sevgiyle yoğrulmuş insan evlatları; an itibari ile hayatlarını şansa emanet etmiş olacaklardır. O nedenle artık muhataba yani şans ebesine kızmaya hakları olmayacak. Çünkü karşılarındakinin bildiği yegâne hayat yöntemi bu iken bundan canı yananlar canları pahasına yeniden aynı şans oyununa dâhil olacak kadar yanlıştırlar. İyiler kaybettikleri için yanlıştır. O yüzden iyi olmak çok da tercih edilesi bir durum değildir yaşanan çağda. Artık bilerek ve isteyerek hayatlarını şansa bağlayan bu güruh şu noktayı kaçıracaklar. Beş eli alanın kazandığı bir oyunda zar nasıl gelirse gelsin kaybolana zaman denecek ve sevgi bir tavla oyunun çaldığı zamandan çok daha fazlasını sunması gereken bir hayat dilimi olacak. Şayet siz de hayatını bu ve benzeri şanslara adamışsanız, haydi iyi şanslar.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın