Cem Özer

Cem Özer

Aşkın sırrı..

Tatilde beden dursa da, zihin durmuyor. Zaten vıdı vıdı bir kafa, sürekli kendimle toplantılar, her baktığını görmeye çalışıp, bir sonuç, bir edinim elde etmeye çalışmalar.
Aşkın sırrı..
Beni en çok da yoran bu hallerim. 

Bazen, bazıları gibi, her şeye, herkese, her duruma kayıtsız olabilmeyi ne çok istiyorum bilemezsiniz. 

Yok yok, yanlış anlamayın. Yalnızca siyaset falan değil. Her konuda böyleyim. 

Zihnim çok yörüngeli bir düşünme sistemine sahip. 

Bir konuyu düşünüp onun yörüngesinde dolaşırken, pat başka bir konuya sıçramalar ve birbiriyle kesişen onlarca düşünce. 


Mesela dertleşiyor etrafımda insanlar. 

Kadın diyor ki; "Biliyorum, sadık değil, bana iyi davranmıyor falan filan ama, seviyorum işte. Onu görünce kalbim çarpıyor"

Arkadaşı diyor ki; "Amaaaan bırak onu, bak falanca var. Düzgün adam, yakışıklı, hali vakti iyi, seni çok seviyor, efendi de falan filan"

Kadın diyor ki; "Doğru diyorsun. Ben de falancayı beğeniyorum ama ne bileyim işte, kalbim çarpmıyor, ona karşı aşk hissetmiyorum." 

Aynı şeyler erkekler arasında da konuşuluyor. En önemli dert ‘Aşk’. 

Peki de, herkesin peşinde olduğu, kimselerin çözemediği bu ‘Aşk’ denen sır ne?

Hadi bakalım, benim kafa hemen toplantı tertipliyor ve başlıyorlar konuşmaya. Toplantı sonucu bir manifesto çıkıyor beyin kıvrımlarından ve yine haybeye yakılan bilmem ne kadar gri hücre. 

Şimdi bir kere mistisizmle yoğrulmuş Oryantal toplumlarda ‘Aşk’ ve ‘Sevgi’ diye iki ayrı, iki birbirinden farklı kavram var. Bunu cebimize koyalım. 

Felsefeyle, sanatla, bilimle yoğrulmuş toplumlarda ise ‘Sevgi’ kavramı var. 

Bizdeki aşkın karşılığında tutku, cazibe, çekim, saplantı v.s gibi kavramlar var. 

Herkes bilir. I love you seni ‘Seviyorum’ demektir. Sana ‘Aşığım’ anlamında değil yani. 

Ebeveynler çocuklarına, çocuklar ebeveynlerine, kardeşler, dostlar, arkadaşlar birbirlerine ‘I love you’ seni seviyorum derler. 

Bunu söylemek için de epeyce beklerler (aile bireyleri hariç). Çünkü; öyle pat diye sevilmez. 

Zaman lazım, emek lazım, tanımak lazım, huyunu suyunu öğrenmek lazım, denemek lazım v.s. lazım oğlu lazım. 

Öyle görür görmez "Beeen vaarrr yaaa, aşık oldum kızsıııımmm" şımarıklığının sonu hüsran oluyor. 

Çünkü senin o aşk dediğin şey hoşlanma kızsııııım. 

Tutku, elde etme güdüsü, feromenon hormonu, üreme içgüdüsünün tetiklediği cinsel içgüdü. 

Bunlar bizim gibi toplumlarda (özellikle kadınlar için) ayıp hatta yasak olarak pompalandığından ‘Aşk’ kutsalıyla vaftiz edilir. 

Doğrusu "I like you" senden hoşlanıyorumdur. 

Şimdi bilmişler diyecek ki; "Falling love with you" ne demek o zaman?

Söyleyelim "Seni seveyazıyorum" demek. 

Lisede edebiyat dersini lüzumsuz bulduğu için ne anlama geldiğini bilmeyebilir bazıları. Seni sevmek üzereyim anlamında. 

Aşk ise tam ve saf olarak tasavvufi bir duygudur ki; erişilemeyene, bilinemeyene, görülemeyene duyulan ve onunla tam olmaya çalışılana (vahdet-i vücut) duyulan duygudur ve dikkat cinsellik içermez. 

Şimdi dönelim başa. 

Hani kalbin küttede küttede, hızlı hızlı çarpmasına ve bunu sağlayan insana. 

Bu tamamen tıbbi bir reflekstir. 

Kalbin normal ritminden daha yüksek çarpması, kan dolaşımını hızlandırır, vücuda daha çok kan pompalanır, hücrelere daha fazla kan takviyesi olur. 

Peki neden?

Vücut kendini korumak için daha hızlı hareket edebilmeli, daha güçlü olabilmelidir. Gerekirse tehlike hissettiği yerden, durumdan ya da kişiden kaçabilmelidir. 

Böylesi anlarda eller soğur ve ayaklar ısınır. Çünkü korunma sistemimiz istem dışı, ayaklarımıza daha fazla kan gönderir ki daha hızlı koşabilelim. 

Kalbin hızlı çarpasını sağlayan adrenalindir ve beynimiz tehlike hissettiği anda vücuda adrenalin üretimi emri verir. 

Yani karşılaştığımızda, yanındayken kalbimizi hızlı hızlı çarptıran kişi aslında bize güven vermeyen ve bilinçaltımızın tehlike hissettiği kişilerdir. 

Peki ya o sarhoşluk hali derseniz; beyine az kan (az oksijen) gitmesi kadar, fazla kan (fazla oksijen) gitmesi de beyin fonksiyonlarını normal dışına çıkartır ki bu da sağlıklı düşünmemizi ve karar vermemizi etkiler. 

Sevdiğinle buluşmanın kalp çarpıntısı ise, yine buluşacak mıyım korkusundan kaynaklanır. 

Kısaca; kalbi çarptıran mutluluk ve huzur değil, korkular ve tehlikedir. 

Demem o ki; kalbinizin ritmini arttıran değil, düşüren kişi doğru kişidir. 

Huzur ve sevgi size aradığınız yaşam kaynağını verecektir. Bunu sağlayan kişi yanlış kişidir. Ha adrenalin bağımlısıysanız o başka. 

Bu benim kişisel manifestomdur. Yanıldığımı söyleyebilirsiniz ama 56 yılım bana her şeyin mantık ve zihinle olduğunu öğretti...

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın