01.10.2018 00:59 Güncelleme Tarihi: 08.10.2018 16:35

McKinsey nedir, ne değildir…?

McKinsey nedir, ne değildir…?

Fatih Terim Teknik Direktörlük hayatının başlarında Sepp Piontek ile çalıştı.


Mustafa Denizli Jupp Derwal ile.

Gocunmadılar ve beraber çalıştılar.

Çünkü bu iki yabancı teknik adam Türk futbol zihniyetini değiştiriyor ve başarıyı getirecek adımlar attırıyordu.

Denizli de, Terim de Türk futbol tarihine damga vuran iki teknik adam oldular.

Avrupa’da birisi yarı final oynadı, birisi UEFA Şampiyonluğu kazandı.

Türk Milli takımı bu iki yabancı teknik adamın birikim, deneyim ve devrimiyle çağ atladı.

Tüm bunlara rağmen işitmiyor muyuz; “yabancı hocalar gitsin, bunların Türk futboluna vereceği bir şey yok, amaçları sadece para” diyenleri.

Bir Hagi geldi, bir Alex geldi, bir Scumaher geldi.

Bunlar sadece takımda oynayan on bir oyuncudan birisi olmadılar.

Adeta takım içinde yerli futbolculara örnek oldular, ideal koydular, başarırsınız dediler.

Bu noktada dikkat edilecek tek ve en önemli şart nedir biliyor musunuz.?

Kalite, deneyim, birikim, kişilik ve kısaca kalifikasyon.


Toptan reddiyecilik inanın hiçbir şey getirmez, kazandırmaz.

Bilakis, bizi kısır döngümüze mahkum eder.

Türk’ün Türk’e propagandasını yapar gideriz ve anlık birkaç tesadüfi başarıyla avunuruz.

Futboldan örnekteki reddiyecilik bizde her alana sirayet etmiş halde.

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak” en büyük hastalığımız.


Şimdi dillerde “McKinsey” var.
Yok efendim Türk Ekonomisini teslim ediyormuşuz.
Yeni bir IMF geliyormuş.
Yok müstemleke haline düşüyormuşuz.

Falan  filan…

Yaygarayı koparanlara sorsan; McKinsey hakkında ne biliyorsun…

Edecekleri sadece, hımmm, kem küm…

Acımasız eleştiri yapanlara baksan; hastalansa hemen ABD’ye gideyim der.

Huston’da hekimlere gitmek ister ve gider.

Sanki Türkiye’de hekim ve hastane yokmuş gibi.

Sorsan neden ABD’ye gittin tedavi için diye.

Başlar övgüyle anlatmaya; oradaki tıbbın gelişmişliğini.

Durum ortada.

Orta Vadeli Program ile ekonomik hastalığımıza dair tespitlerde bulunduk.

Evet,  sıkıntılı bir durum mevcut.

Tedavi gerekiyor.

Tedavi için destek almak kadar normal bir şey olabilir mi.!

Yahu arkadaş, sen diyordun; “Ekonomi kötüye gidiyor, krizdeyiz” filan gibi lafları.

Sen kıyameti kopartıyordun; “ekonomi yönetimi çözüm bulmakta zorlanacak” diye.

Al sana… yüz yıllık geçmişi olan ve hemen herkesçe kariyeri ve yetkinliği kabul görmüş bir firmayla tedavi için çalışılacak.

Ama müzmin muhalefet yanımız var ya…

Durur mu hiç.

Dün söylediklerini unutup, hemen başlıyor yaygaraya ve cerbezeye; Türkiye yabancılara teslim ediliyor, diye.

Kemal Derviş’leri, Coteralli’leri ne çabuk unuttun.

IMF’in müstemleke görevlilerinin, parmak sallamalarını neden hatırlamıyorsun.

Ha… eğer kopardığın yaygaranın nedeni, IMF’le yeniden ilişkiye geçip  stand-by imzalamamaktan dolayı ise; zaten söylenecek bir şey yok.

Çünkü kafanın arka planında hep IMF anlaşmaları vardı senin.


Bence memnun olmalıyız.

Destek almamız, süreci daha kolay ve sağlıklı yola koymamızı sağlar demeliyiz.

Ve McKinsey’in deneyimlerinden tam tekmil istifade etmeliyiz.

Umarım ve inşallah McKinsey’in çalışma tarzına, hızına ve objektivitesine uygun, hiçbir şeyi gizlemeden, teşhis, tedavi ve rehabilitasyon stratejisine ayak uydururuz.

Çünkü bu şirket her firma ve kamu kurumuyla çalışmaz.

Bizimle çalışmasını ülkesel bazlı bir fırsata çevirmek elimizdeki en büyük imkandır.

Benim de yakinen bildiğim bu firma kendini şöyle tanımlıyor;

McKinsey & Company; önde gelen işletmelere, kamu kuruluşlarına, sivil toplum kuruluşlarına ve kar amacı gütmeyen kuruluşlara hizmet veren global bir yönetim danışmanlığı firmasıdır. Müşterilerimizin performansında uzun süreli gelişmeler sağlamasına ve en önemli amaçlarının farkına varmasına yardımcı oluyoruz. Neredeyse yüz yılı aşkın bir süre içinde, bu görev için benzersiz donanıma sahip bir firma yarattık.

McKinsey, 9000’den fazla danışman ve yaklaşık 2000 araştırma ve bilgi profesyonelinden oluşuyor. 60’tan fazla ülkede ofise, bu ofislerde 130 dilden çalışana sahibiz ve 100’den fazla ulusu temsil ediyoruz.

Müşterilerimiz global yapımızı yansıtıyor. Müşterilerimizin yaklaşık %40’ı Avrupa’da, %35’i Amerika’da, %15’i Asya Pasifik’te ve %10’u ise Orta Doğu ve Afrika’da yer alıyor. Özel ve kamu kuruluşlarından ve sosyal kuruluşlardan oluşan geniş kapsamlı bir müşteri yelpazesine hizmet veriyoruz.


Bir başka boyutla bakarsak duruma, McKinsey’in böylesi bir anlaşma ve angajmana girmesi ülkemizin içinde bulunduğu durumdan çıkışına dair ışığın görüldüğüne delalettir.

Ekonomik gidişata ve ekonomi yönetimine dair iplerin nasıl sıkı tutulması gereğinin ikrarıdır.

Asıl söylenmesi gereken; “inşallah Erdoğan ve ekonomi yönetimi McKinsey’in çalışma tarzına uyar ve onun disipliniyle hareket eder” temennisidir.

Erdoğan’ın ABD ve Almanya ziyaretlerinin oldukça verimli ve kamuoyuna yansımayan finansal anlaşmalarla geçtiğini düşünüyorum.


Ekim ayıyla birlikte kur krizinin ateşi dahada sönecek ve ülkemize sıcak para girişi sağlanacaktır.

Hal böyleyken; içeride yönetsel disiplini, kurumsallaşmayı ve ekonomi politikalarını kalıcılaşacak şekilde oluşturmalı ve oturtmalıyız.

Bu konuda dışardan destek almanın ayıp, günah ve/veya yadsınıp yargılanacak bir yanı yoktur.

McKinsey ile, “birlikte çalışma” politikasıyla hareket edilecek olup; IMF’vari bir teslimiyet yoktur.

Burada hakim olan yaklaşım “ortak akılla hareket” stratejisi olup; IMF’in Kemal Derviş’i göndermesi tarzı bir emrivakilik yoktur.

Aslında burada  McKinsey ile ülkemizin yeni bir IMF kıskacına düşmesi engellenmiştir.

Çünkü McKinsey ekonomik jandarma olarak gelmiyor.

Ekonomik işgal ve komutanlığa özenmiyor.

IMF gibi hile, desise ve art niyetle gelmiyor.

Biz istiyoruz ve “müşterek bir çalışma” için davet ediyoruz.

Bence bizimle çalışmayı kabul etmesi bile, ekonomimiz, kurumlarımız ve ülkemiz için büyük bir şanstır.

Lütfen biraz gözümüzü açalım ve bakarken görelim.

Müzmin muhaliflik gözümüzü kör etmesin.

Bilmeden konuşmayalım.

Akılsızca ahkam kesmeyelim.

Kendimize güvenelim, ama eksiklerimizi de görüp, izale edilmesi için gerekli desteği almaktan imtina etmeyelim.

Gerçeği olduğu gibi tüm gerçekliğiyle görelim ve buna katkı sağlayacak her kim ise el uzatalım.

Psikoloğa gitmesi önerilen birinin, “ben deli miyim arkadaş, gitmem ben” küstahlığına kapılmayalım.

Hemen savunma refleksine girip; "McKinsey bizi teslim alacak” gibi laflarla, düçar olduğumuz patolojiyi  izhar etmeyelim.

Belki çok iddialı bulabilirsiniz ama McKinsey ile yapılan bu anlaşma, yeni küresel sistemin oluşturacağı yeni yüzyıl denkleminde ülkemizin de varlığının kabulüne en büyük işarettir.

Ben eleştirenlerin aksine, muhtemel her türlü tepkiye rağmen cesurca bu ittifakı tesis eden  Cumhurbaşkanı’mızı, Hazine ve Maliye Bakanımızı kutluyorum. Bundan sonra da, oluşan bu yeni konsept ve paradigmaya uygun ve muvafık adımların istikrar ve disiplinle devamını diliyor ve bekliyorum.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar..