09.03.2018 23:44 Güncelleme Tarihi: 24.03.2018 05:04

Ya hayır konuş, ya da sus...

Ya hayır konuş, ya da sus...

Mehmet Akif, Safahat’ta şöyle der…

Cengiz Aygün - Bir Portre


"Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm'ı.
Ya açar bakarız Nazm-ı Celil'in yaprağına,
Ya üfler geçeriz bir ölünün toprağına.

İnmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.”


Erdoğan, 8 Mart Kadınlar Gününde tarihi bir konuşma yaptı.

İslamı referans gösteren şarlatanlara “susun, yüce dini hezeyanlarınıza alet etmeyin. Aklınıza estiği gibi ahkam kesmeyin”, dedi.

Ne dedi peki Cumhurbaşkanı:

“Din adamı olarak ortaya çıkıp da kadınla ilgili çok farklı açıklamalarda bulunup dinimizde kesinlikle yeri olmayan bazı içtihatta bulunan kişiler ortaya çıkıyor. Anlamak mümkün değil. Bunlar, ya bu asırda yaşamıyorlar, ya da çok farklı bir dünyada yaşıyorlar. Çünkü İslam'ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar. Siz İslam'ı 14 asır öncesi hükümleri ile bugün uygulayamazsınız.

Asıl konuşması gereken konuşmayınca meydan FETÖ'ye kaldı. FETÖ'nün arkasından gelen tiplere kaldı. Onların da vasıfları ortada.  FETÖ'nün kalitesi vasfı ortada…”

Erdoğan’ın dün dediği gibi, bugün hemen başladılar bile; “Dinde reform istiyor, olmaz bu, filan falan gibi ahkam kesmeye, tefe koymaya”.

Erdoğan’ın ne kastettiğini ve neyi kastetmediğini bile bile hem de.

Erdoğan’ın esasa dair olmayıp, uygulamaya matuf sözlerine.

Ve Erdoğan, kerameti kendinden menkul ve dini tekelinde görenlere, sözlerini çarpıtarak anlamak isteyenlere ve kişisel varlık olgularına dini alet edenlere bugün daha bir açıklayıcı konuştu ve dedi ki:

“Biz  dinde reform aramıyoruz. Böyle bir derdimiz de yok…. Ama önüne gelen böyle çıkıp da kadınlarla ilgili genç yaşlı bunlarla ilgili, ileri geri konuşmalarının İslam'a getirdiği lekeyi, gölgeyi görmemezlikten gelemez.

Zamanın değişmesi ile ahkamın da değişeceği inkar edilemez. Kurallar bunlar. Uygulamaya ilişkin kuralları içinde bulunduğumuz şartlara göre yenilemezsek sadece kendi kendimizi kandırmış oluruz.

Birilerinin çıkıp hayatın gerçekleriyle ilgisi olmayan sözler edip kafaları karıştırması yanlıştır. Kimse bizim dinimize fatura kesme hakkına sahip değildir. En çarpıcı örnekleri de son günlerde kadınlar konusunda yaşandı. Sadece ilmi bir zeminde teorik konunun tartışması olacak konuların toplum önünde alelade konuşulmasını içerikten öte yöntem olarak da doğru bulmuyoruz.

El Kaide, DEAŞ, Boko Haram gibi terör örgütleri, İslam'ın öğretilmesi konusundaki eksikliği kullanarak ortaya çıkmış ve palazlanmıştır. Dünkü konuşmadan sonra birileri sosyal medyada konuşmaya başladılar. Siz
korkutamayacaksınız, hak neyse onu söylemeye devam edeceğim.”

Bir önceki yazımda söylemiştim; “Erdoğan’a biraz sabır ve inanç” diye…

Erdoğan, gerçekten hemen herşeyin farkında.

Vakti geldiğinde söylem olarak da, eylem olarak da harekete geçiyor.

Bu konuda da, aynen bunu yaptı.

Şarlatanlara, meczuplara, dini kişisel popülaritesine alet edenlere dersini verdi.

Tam zamanında, zemininde ve kararında söylenmesi gerekenleri çok güzel söyledi.

Yahu düşünün…

Adam kendine dini bir niteleme ve ünvanlaştırma yapıyor.

Bilmem ne tarikatın, filanca cemaatin, falanca cemiyetin hocası, şeyhi, efendisi gibi…

Başlıyor konuşmaya; dinin edep, adap, ahlak, uslüp vb. gibi nezih ve nezaketinden uzak bir dille.

Adeta zehir akıtıyor, nur akması gereken ağızdan.

Dini diye içeriklendirdiği söz, söylem ve nasihatları dönüp dolaşıp geliyor cinselliğe, şehvete.

Hoca mıdır yoksa H. Dümen mi belli değil.

Artı 18’lik sözler dökülüyor ağzından.

Yok efendim; “asansörde kadın erkek bir arada olursa halvet olurmuş. Battaniye şöyle olursa şehvet uyandırırmış, Kadını dövmek Allah’ın kadına lütfuymuş…

Bir de bilmem ne “Hocaefendi” deniyor.

Ya da, adı bilmem ne olan kişi..

Bir psikopatik şarlatan çıktı FETÖ denen illeti başımıza bela etti.

O da, “Muhterem Hocaefendi” idi.

Şimdilerde ise, adeta onlardan boşalan yere, mal bulmuş mağribi gibi saldıran sizler çıkıp kendinizi “hocaefendi’leştirmeye” başladınız.

Sizin hocaefendiliğiniz şöyle dursun; kalbiniz porno film çeviriyor adeta.

Utanın yahu utanın.!

Kalpte edep, ruhta edep, söylemde edep olmalı; edep dini İslamı referans gösteren birinde.

İslam’ın o kadar anlatılacak güzellikleri  ve önem arzeden özellikleri var ki..

İyi insan” nasıl olunur, bunu anlatın.

Başkalarının hakkına riayeti anlatın.

Hak, hukuk, adalet ve  yardım olgusunu anlatın.

Güzel ahlak”ı anlatın.

Akletmeyi” anlatın.

Zalim olmamayı, zulmün kötülüğünü anlatın.

Esasa taalluk eden daha nice boyutları var anlatılacak, bu yüce dinin.

Ama siz, tüm bunları görmüyor sadece belden aşağı bir dili; sanki dinin ana esasıymış gibi ve saptırarak anlatıyorsunuz.

Lütfen ve lütfen; hiç olmazsa, susun..!

Hani Yüce Peygamberimiz buyurur ya; “Ya hayır konuşun, ya susun” diye.

Hiç birşey yapamıyorsanız, bari bunu yapın..!

Hanımlar, beyler…

Tehlikeli bir tuzağa çekilmek isteniyoruz.

Bir taraftan taciz-tecavüz gibi, hiçbirimizin asla tasvip edemeyeceği, lanet ve kahrolası bir eylem sürekli köpürtülüyor.

Toplumun her ferdinin sinir uçlarını zıplatan bu aşağılık fiil, sürekli dile getiriliyor.

Bunu söylerken de sakın ola ki; konunun vahametinin farkında olmadığım veya önemsemediğim düşünülmesin.

Ben böylesi vahim, iğrenç ve aşağılık eylemin toplumsal kargaşaya, kaosa ve agresifliğe sebebiyet verilme aracı olarak kullanılmaya çalışılmasına dem vuruyorum.

Hal böyleyken; kendilerine “hocaefendi” denilen meczublar din adına konuşarak, nerdeyse bu aşağılık eylemlerle benzeşen söylemlerde bulunuyor.

Tam da bu esnada birileri başlıyor konuşmaya; “ …işte  bu din adamları yüzünden, bu taciz-tecavüzler artıyor, bu halleri görüyor ve yaşıyoruz” diye.

Görüyor musunuz alçak ve şerefsizliği.

Elin oğlu bir taşla birkaç kuş vuruyor; biz ise nelerle uğraşıyor ve neleri konuşuyoruz.

Eller bizi kışkırtmaya, birbirimize düşürmeye, taciz-tecavüz gibi toplumsal katmanların hepsinin  kızgınlığını zirveye çıkartacak argümana sarılıyor ve  dini de bu konuda araçsallaştırmaya çalışıyor.

Biz ise; bu alçaklığın bitirilmesi, engellenmesi ve olmaması için çaba sarfedecekken, enerjimizi ve vaktimizi başka şeylerle uğraşarak harcıyoruz.

Şunu söyleyim;

Taciz-tecavüz gibi bir eyleme amasız, fakatsız, lakinsiz topyekün karşı çıkmalıyız.

Lanetlemeliyiz.

En şiddetle, karşısına dikilmeliyiz.

Algı operasyonuyla bizi biz olmaktan çıkartmak isteyenlere meydan vermemeliyiz.

Bu esnada birilerinin, dini referans alarak yaptığı şarlatanlıktan dolayı, yüce dinimize müttehem gözle bakılmasına izin vermemeliyiz.

Kimsenin, dini tekeline almasına müsaade etmemeliyiz.

Din Allah’ındır.

Ve din, tacizi-tecavüzü şiddetle meneder ve lanetler.

Her kim çıkar da; dini referansla, genel ahlak ve adaba mugayir, toplumsal yapıya aykırı söylem ve eylemlerde bulunursa bu, o kişinin müptezel ve aşağılık olmasından dolayıdır.

Din, asla ve asla öyle bir mefhum değildir ve böyleliğe cevaz vermez.

(Söz ve eleştirilerim, dini kişisel emellerine alet ederek, meczupluk ve şarlatanlık yapanlaradır. Saygıdeğer, düşünüp aklederek ilim yapan din insanlarını, eleştirimin dışında tutuyorum ve onlardan icraat ve gerçek din nedir’in
anlatılmasını ve tebliğini bekliyorum. Ki meydan aşağılıkların ağzından akan zehirli sözlere kalmasın)


Not: Son günlerde, bir şekilde farklı siyasi parti ve görüşlerden birileri bana gelerek sohbet etme durumum oldu. Anladım ki, içerden ve dışarıdan yeni oyun ve hesap peşinde olanlar var. Onlara buradan kısa birşeyler söylemek istiyorum. Bilinsin ki; veremeyeceğim hiçbir hesabım yoktur. Dünden bugüne, doğru bildiğimi yapmaya çalışarak yaşadım. Erdoğan’a muhabbetim inandığım bir gönül bağındandır. Bunu, her daim açık ve aleni dile getirdim.

Kimse benim, dünüm veya bugünüm üzerinden hesap yapmasın. Bu kapıdan kimseye ekmek çıkmaz. Ben, birini desteklerken de, eleştirirken de bilinçli ve inanarak yaparım. Siyasi, bürokratik ve kamusal hiçbir beklentim olmadı ve olmayacak. Sayın Erdoğan’ı da, devletime ve onun bekasına olan sevgimden dolayı seviyor ve destekliyorum. Kişiler fanidir ama baki olan vatan-devlettir. Ben de, ömrüm oldukça devletin bekası ve vatanın istikbali için inandığım noktada durmaya ve ilerlemeye devam edeceğim.

Bilinsin ki; beklentisiz sevmeyi de, eleştirmeyi de öğrendim ve biliyorum.

Beklenti içinde adım atmamanın özgün ve özgürlüğünü hisseden ve ona göre yaşayan birisiyim.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.