15.01.2018 00:22 Güncelleme Tarihi: 18.01.2018 15:52 218331 Okunma

Yükselen Trend; Sakal-Bıyık..

Yükselen Trend; Sakal-Bıyık..

Yazdıklarımı, yarası olan gocunarak okusun, umurumda değil.. Yarası olmayan da 'ibretle okusun' ki anlasın acınası halimizi…

Sakal-bıyık,
Veya kadınlarda başörtüsü,
Veya “Selamün aleyküm” demek…

Hayatın olağan akışı içinde, ne kadar normal ve olağan tercihler değil mi.?

İnanca uygun eylem, söylem ve görsel boyutta olmak, inanç ve inancını yaşama özgürlüğüdür değil mi..?

Evet, evet, evet…

İnancın, insan refleks ve görünüşüne yansıması normaldir.

Dini hassasiyet ve duyarlıkla veya görsel tarz ve tercihle; kişinin sakal-bıyık bırakması normaldir.

Herkesin saygı duyması ve laf etmemesi gereken bir hassasiyet iktiza eder..

Amaaaa….

Sakal-bıyık, “kişisel strateji ve konjonktürel  tercihe” dönüşürse,

Başörtüsü takmak, güncel bir kazanç, amaç ve düşüncenin aracı haline gelirse,

Allah’ın selamı üzerine olsun” anlamındaki Kelam-ı İlahi; yapılan ayıpların, yalanların, kul hakkının, kifayetsiz kazanımların, haketmeden elde etmenin bir kamuflajı ve örtüsü yapılıyorsa…

Benim isyanım bunadır ve buradadır.

Yıllardır tanırız,

Adamda sakal-bıyık yoktur.

Ama bir süre sonra görüyoruz bu muhteremi…

Sakallı-bıyıklı oluvermiş.

Bu ani değişim ve yeni imaj tercihi şaşırtıyor.

Ama ertesi gün ve sonrası günler, benzerleşen tercihleri görünce; bu işte bir iş var diyorsun.

Sonra duyuyoruz ki; Sayın Cumhurbaşkanı’mız bu konuda bir düşünce beyanında bulunmuş.

Duyan da katılıyor bu kervana, duymayan da…

Cumhurbaşkanı’mızın bu konudaki söyleminin anlam ve manasını idrak etmeden.

Ve eminim, Sayın Cumhurbaşkanı bile şaşırmıştır; bu kadar katılıma.

Bakan olmak isteyen,

Vekil olmak isteyen,

Cumhurbaşkanı’mıza ve onun siyasi tercihine yakınım demek isteyen,

Belediye başkanı olmak isteyen…

Sakal-bıyık bırakarak, yeni imajla gösterime giriyor.

Vitrinde yerini alıyor.

Ve hatta;  günümüz sosyal medya aracılığıyla, bunu kör göze sokarcasına sunumluyor.

Kimisi sünnet, kimisi  “cildimde tahriş vardı da…”  diye başlayan cümle kuruyor; neden bıraktın sakal-bıyık diye sormadan bile…

Bir diğerine bakıyorsun…

Başlıyor anlatmaya, savunma yapar gibi;

Hep içimde ukde idi başörtüsü takmak,

Hep istiyordum zaten dinimin gereği olarak örtünmeyi,

Geç bile kaldım ama hacca/umreye gitmek vesile oldu
”, diyor.

Kimsenin sakalı-bıyığı veya başörtüsü kimseyi ve beni hiç ilgilendirmez.

Laf, söz etmek de haddim/haddimiz değil.

Ama, içinde gizli gündemle bu tercihlerde bulunanlara bir uyarı yapayım.

İnanıyorum ki; Sayın Cumhurbaşkanı’mız deneyimi ve basiretiyle riyakarlığı sezer,

Samimiyetsiz reveranslara ve görsel değişikliğe önem vermez.

Üstelik, itici ve yılışıklık olarak görür, düşünür.

Ama Hanımlar, Beyler…

İnanın bir anda oluşan bu değişim rüzgarınız ve tercihiniz garip geliyor.

Açıklama yapma gereği hissetmeniz bile; samimiyetsizliğin söze vurumu olmuyor mu..!

Yahu uzaktan bir ışık huzmesi mi gördünüz de, bir anda bu tercihlere bürünüverdiniz.

Yahu, bu “ışık, şua, nur huzmesi”ni bizler neden göremedik/göremiyoruz..!

Yoksa bizler “ilahi dışlanmışlık”la mı malul olduk..!

Şaşkınım ve kızgınım.

Haram helal ver Allahım, kemter kulun yer Allahım” kabilinden her türlü hırsızlığı, yolsuzluğu, başkalarının hak gaspını irtikap ediyor.

Hakedenlerin sırtına basarak, haketmediği makamlara geliyor.

Suyu üfleyerek içerken” bir anda değişiyor ve “paranın kirini kokluyor”.

Yanına gittiğinde “selam versen rüşvet değil diye almayacak” kişiliksizliğe ulaşıyor.

Halil Cibran’ın dediği gibi; Hazreti İbrahim olsa gönderilen koyunu pazarda satacak” derecede yozlaşıyor.

Kadını, başı örtülü değil diye yadırgıyor ama arkasından şehvetle bakmayı ihmal etmiyor.

Adeta yine Cibran’ın dediği gibi; “Gündüzleri söylemiyle, Maria Magdalena'yıfahişe” diye taşlıyor”, ama “Geceleri koynuna girmeye çabalıyor”.

Ehliyetsiz, liyakatsiz, birikimsiz, kifayetsiz bir kişilik ama muhteris ve “kerameti kendinden menkul” bir kimlik olup çıkıveriyor.

Beğenmiyor; seni, beni, onu, bunu, şunu…

Test ediyor başkalarını densizce; kendi densizlik ve ezikliğini görmeden.

Namaz kılıyor mu, Erdoğan’cı mı, bizden mi-değil mi, alevi mi-sünni mi diyor beyinsizce.

Ama onun da başı açık be kardeşim,

Ama filancanın sakalı-bıyığı da yok ki, diyerek kriter oluşturuyor ilkesizce..!

Bir makama gelmiştir, nasıl gelmişse artık..!

Ve başlar; “ilahiyatçıları sevmem ben aslında diye…”, ilahiyatsızca…

Ahkam keser, bilgelik taslar ve ders verir; ders verme makamındakilere, ahmakça...!

Çünkü bu beyefendi/hanımefendi deklere etmiştir kendini;

Reis’ciyim, AK Partiliyim, muhafazakarım diye..

İnanmıyorsanız bakın diyebilmek için bırakmıştır; sakal-bıyık…

İnandırmak için takmıştır başörtüsü.

Ve dilinden düşürmez,  en “amatör ruh ve inancımızla” en halisane ve doğal halde söylediğimiz, o kelam-ı kibarı; gözleri kısık ve buğulu/büyülü bir sesle; “Selamün aleyküm”, diyerek.!

Yazık çok yazık…

Yapmayın, etmeyin.

Dünyevi emel ve hırslarınıza İslam’ı alet etmeyin.

Makam, mevki, koltuk ve para hırsınıza kurban etmeyin güzel dinimizi.

Rahat bırakın Allah’ın dini’ni.

Dinin size ihtiyacı yoktur,

Dinin sahibi gibi  davranmayın..!

Dinin sahibi Allah’tır.

Dini kişisel istikbal ve heveslerinize basamak yapmayın.

Haliniz hal, gidişatınız gidişat, yolunuz yol değil..!

Siz kimsiniz ki, din tekelinizdeymiş gibi hareket ediyorsunuz.

Bilakis yaptıklarınıza bakınca; insanları dinden soğutuyorsunuz.

Utancı bilir ama utanmazsınız.

Cibran’ın dediği gibi;  “Musa Kızıldeniz’i açsa önünüzde, siz o denizden geçmezsiniz.

 Korkarsın kendinden olmayan herkesten.

Ve sen kendinden bile korkarsın.

Merhamet dilenir, şefkat dilenir, para dilenirsin.

Ve nefret edersin dilencilerden.


Sevgili Peygamberimiz ne buyurmuş;

Muhakkak ki, ancak ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.

Burada zikredilen güzel ahlak nedir sizce..?

İyi İnsan” olmak değil mi..!

İyi insan nasıl olunur peki beyler, bayanlar..!

Hiç düşündünüz mü, aklettiniz mi, tezekkür ettiniz mi..

Ben kime, neyi anlatıyor, yazıyorum ki..!

Sen ki, Peygamberin dediğini dinlemedin, beni hiç dinlemezsin…!

Biliyor musunuz… Halil Cibran sanki bugünler ve sizler için söylemiş;

Din bir tarladır sizin için, sadece menfaatiniz oldukça sürersiniz o tarlayı.

Kiminiz  cennete gitmeyi umut eder, kiminiz de cehennem ateşinden korkar cahilce.

İbadet etmezsiniz Tanrı'ya, yeniden dirilme korkusu olmasaydı.

Ve inkar ederdiniz Tanrı'yı, sevap beklentisi olmasaydı.

Sanki din bir ticarethanedir sizin için, işlettiğinizde kazanıp ihmal ettiğinizde zarara uğradığınız…


Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlarım…