13.03.2019 04:34 Güncelleme Tarihi: 13.03.2019 04:47

Ayasofya’da okunan Ezan ve Fatih Mehmet Han..

Ayasofya’da okunan Ezan ve Fatih Mehmet Han..

Fatih Sultan Mehmet…

Ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbul’u” diyen,

Çağ açıp, çağ kapatan,
Ulvi müjdeye mazhar olan,
Güzel şehri fetheden, güzel orduya komutanlık eden,
Büyük Sultan….

Aşık olduğum bu şehirde Haliç’e bakarken Fatih’in silüetini görür gibiyim.

Onun, atını hışımla denize sürdüğünü görür gibiyim…

Surlardan dökülen kızgın yağları ve şahadet arzusuyla ölümü öldürenleri düşünürüm.

Fatih’in fatihlerini, serdengeçtilerini, burca bayrağı diken Ulubatlı Hasan’ı düşünürüm.

Gerçekten, bu şehir ne güzel bir şehir,
Fetheden komutan ve onun ordusu ne güzeldir.

Şehrin girdabında şükrünü unuttuğumuz ama asla unutulmaması gereken Sultandır, Fatih Mehmet Han.

O, sadece bir komutan değil;
O, büyük bir diplomat, bilge kişi, entelektüel…
Hoşgörü abidesi,
Adalet timsali ve tesis edicisi,
O  mütekamil bir devlet adamı…
İlme ve ilim adamlarına sonsuz hürmet sahibidir, Fatih Mehmet Han.

Beyaz atına binmiş, ordusunun önünde.
İki yanında onu yetiştiren Akşemsettin, Mola Hüsrev ve Molla Gürani ile Istanbul’a giriyor.

Türk Ordusunu karşılayan şehir halkı yol boyunca dizilmiş, heyecanla ellerindeki çiçek demetlerini Padişaha sunmak için ileri atılıyor.

Şehir halkı ak sakalı ve ağır duruşuyla padişah sanıp çiçekleri Akşemsettin’e sunmaya çalışıyor. Akşemsettin atını geri çekip göz ucuyla Fatih'i göstererek: "Sultan Mehmet odur, çiçekleri ona veriniz", demek istiyor.

Fatih Sultan Mehmet, çiçeklerle kendisine doğru yürüyenlere hocası Akşemsettin'i göstererek: "Gidiniz, çiçekleri gene ona veriniz. Sultan Mehmet benim, ama o, benim hocamdır", diyor.


Tevazu ve kaliteye bakın…

Ve aynı Fatih Mehmet Han diyor ki;
“Ben tebaamdan Müslümanları camide, Hıristiyanları kilisede, Yahudileri havrada görmek isterim. Aralarında başka bir fark yoktur”.

İşte böyle  cihanşümul bir adalet, hoşgörü ve anlayışın da sembolüdür, Fatih Mehmet Han.

Mahkemede, arkadaşı olan Kadı’nın karşısında bir vatandaşla eşit muamele görüp elinin kesilmesine hükmedildiğinde;

Eğer ben padişahım diye bu hükmü vermesen kılıcımla kafanı uçururdum, der.

Kadı ise; “eğer sen padişahsın diye hükmüme karşı çıksa idin şu topuzu kafana vururdum” diye söyler.

İşte böyle biridir Fatih Mehmet Han.

Adalete öylesine önem verir ki;
“Aklı öldürürsen, ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün Devlet de ölür” diye kulağımıza küpe olacak vecizeyi söyleyip ve aynıyla da amel eden biridir…

Bu eşsiz şehrin, dünyada emsali olmayan, Allahuekber nidalarıyla, şahadete koşan binlerin cehdiyle fethedilen bu şehrin en büyük alamet-i farikası (ayırt edici özelliği) Ezan’dır.

Fetihle Ezan birbiriyle özdeşleşmiş maneviyatımızdır.

Adeta Ezan İstanbul’dur, İstanbul Ezan’dır.

Ezan, Müslümanları namaza davet eden, namaz vaktini duyuran bir boyutun çok ötesinde bir anlam ve mahiyet taşır.

Ezan hürriyettir,
Ezan nişanedir,
Ezan varoluştur,

Ezan bu milleti millet yapan; Türk Cihan Hakimiyet Mefkuresi ve İlayi Kelimetullah’ın dile gelişidir.

Fatih, Fetih ve Ezan konusundaki anlamsal derinliği Yahya Kemal Beyatlı şöyle anlatır;

“Birgün Ayasofya minaresinden ezan okunduğunu işittim. Bu ezanı dinlerken Fatih’i asıl manasıyla ilk defa idrak ettim! Yine bir gün padişahlarımızın Topkapı Sarayı’nda Revan Köşkü’nü ziyaret ediyordum. Uzaktan Kur’an okunuyordu ve ben bu ses nereden geliyor diye sordum. “Hırka-i Saadet Dairesi’nden geliyor”dediler. Peygamberimiz’in hırkasını sakladığımız cennet gibi yeşil bir odanın penceresi önünde durduk. İçerde iki hafız vardı. Biri ellerini kavuşturmuş, gözlerini yummuş oturuyor, diğeri diz çökmüş, müsterih ve yüksek bir sesle okuyordu. Rehberime sordum: “Hırka-i Saadet önünde Kur’an ne zaman okunur?”

Dedi ki:

“Dört asırdan beri her saat! Geceli gündüzlü.”

Yavuz’un, Hırka-i Saadet’i Mısır’dan getirip bu odadaki mevkiine koyduğundan beri kırk hafız, nöbetle Kur’an okur.

Türk tarihinde bir dakika bile buradaki Kur’an sesi kesilmemiştir.

Gezintilerimde bir hakikat keşfettim.

Bu devletin iki mânevi temeli vardır:

Fatih’in Ayasofya minaresinden okuttuğu Ezan, ki hâlâ okunuyor!

Selim’in Hırka-i Saadet önünde okuttuğu Kur’an, ki hâlâ okunuyor!”



Bu mukaddes topraklarda ve nadide şehirde birileri Ezan’ı ıslıklamış.!

Bu öyle bir sakillik, densizlik, edepsizlik ve nankörlük ki…

Bu bayağı ve iğrenç eylemi yapanları kınamaktan bile imtina ettim.

Hani Mehmet Akif demiş ya; Acırım tükürüğe billah, tükürsem yüzlerine”

Kınamanın bile onları önemsemek, paye vermek, insan yerine koymak olacağını düşündüm.

Ama öyle bir süreçten geçiyoruz ki; provokatörler cirit atıyor.

Fitne, türlü kılıklara girmiş, kol geziyor.
Tabir caiz ise, at izi it izine karışmış.

Ezanın ıslıklanması olayında da burnuma pis kokular geldi ve bu yüzden düşüncelerimi sizlerle paylaştım.

Buradan sesleniyorum;

Birkaç densizin ıslığıyla Ezan susmaz, bayrak inmez ve bu millet, meydanı çara çakala bırakmaz.

Bir diğer durum da; bu olaydan yola çıkarak Ezan ve bayrak gibi değerlerimiz siyaset malzemesi yapılmamalı ve yapılmasın. Bunun kimseye faydası yoktur ve olmaz.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.