Efendiler uyanın; Çok üzgünüm ama şafak söküyor!..

Efendiler uyanın; Çok üzgünüm ama şafak söküyor!..
Devirleri tartışmayacağım,
İyi, daha iyi veya daha kötü demeye kalkışmayacağım.
Şöyle olsa böyle olurdu, böyle olamadığı için de şöyle oldu şeklinde teorik bilgiçliğe hiç girmeyeceğim.
Sadece göstereceğim,
Sade ve yalın şekilde dikkatlere sunacağım…

Abdülhamit Dönemi,
İyi mi idi kötü mü idi; burayı geçtik,
Ama İttihatçıların hasmıydı,
Kanlı-bıçaklılardı,
Abdülhamit hayır da yapsa şerdi, güzel de yapsa şerirdi…

Son tahlilde; bitti Devr-i Abdülhamit,
Geldi İttihatçılar…
Kutladılar; "devr-i şeamet (uğursuz devir) bitti" diye,
Davul-zurna çaldılar,
Adeta zil takıp oynadılar…
Büyük büyük laflarla, -güya- yeni baştan başladılar.
Kaybedilen toprakları alacaklardı,
Hilafeti ilan ettiler,
300 milyon Müslüman diye, hamasetin dibine vurdular.
Ümmetçileştiler; ümmetin umudu biziz dediler,
Dikleştiler,
Meydan okudular,
Savaşa giriştiler,
Sonuç; Abdülhamit'i mumla arattılar,
Dillerinden düşürmedikleri devleti Anadolu'ya hapsettiler.

Maceradan maceraya koştular,
Perişan ettiler…
Yokluk mu; her yerde,
Sefalet; kol geziyor,
Rüşvet; alabildiğince,
Kayırma; olabildiğince,
Taht kavgası; birbirini yercesine,
Kibir; o biçim,
Tekebbür; hem de ne biçim,
Basiret; köpkör,
Feraset; tatilde,
Halk; dibine kadar sefalette.

Hal böyle, durum böyle, gidişat böyle…
Yıl-1918,
103 yıl önce,
Bırakıp kaçıyorlar,
Kara Kemal'in deyişiyle; "koskoca imparatorluğu bitirdik, perişan ettik ve cezamız bu suçun bedelidir…" diyen, İttihatçılar kaçıyorlar!..

Tam bu esnada Refik Halit Karay "Efendiler Nereye…" başlıklı yazısıyla şöyle sesleniyor;
"Ziyafet bitti,
Fakat ağzınızı silmeden,
elinizi yıkamadan,
bir acı kahvemizi içmeden;
Efendiler Nereye?..

Bu kanlı işgüzarlıklar,
bu canavar akını,
bu fitne ve fesat siyaseti ne fayda verecekti?..
ne kazanacaktık?
dünyayı mı alacaktık,
Mısır'a sultan mı olacak, Hind'e şah mı gidecektik?..

Sizin sadrazamlıkla, seraskerlikle, nâzırlıkla
gözleriniz doymamıştı, a padişah heveslileri..
Şam'da, Halep'te az daha namınıza hutbe okutup,
isminize sikke kestirecektiniz.
Yenilik sizde, kahramanlık sizde,
avurt zavurt sizde, caka tavır hepsi sizdeydi.
Şimdi böyle sinsi sansar gibi
tavandan tavana nereye?..

Evet, nereye gidiyorlar?..
Mahalle kahvesinden bir adımda sadarete,
meyhaneye iskemlesinden bir basışta nezarete,
tulumbacı koğuşundan bir hamlede valiliğe eren bu türediler:
Nereye gidiyorlar?

Kendileri kürklere büründüler,
milletin derisini soydular.
kasalarına altın doldurdular,
bizim ceplerimize kağıt tıktılar.
halk sersefil cami avlularında yatarken
çiftlikler aldılar, kâşâneler yaptılar.
açlıktan ölenlerin lokmasını ağzından çalarak
haspalara ziyafet çektiler.
Susuzluktan kavrulanların testisini aşırıp havuzlarını doldurdular...
halk sokaklarda pösteki kemirirken,
onlar konaklarda ebabil beyni yediler,
kuş sütü içtiler.
Anamıza sövdüler,
babamızı dövdüler, tırnaklarımızı söktüler.
İşte milleti artık büsbütün öldürdüklerinden emin olsunlar!.."

Neden yazdım,
Neden hatırlattım,
Ne demek istedim?..

İttihatçılar da kendini muktedir sanmıştı,
Mütekebbir olmuş,
Halkı unutmuş,
Havaya kapılmış,
Maceraya koşmuş,
Ocakları söndürmüş,
Ne olduklarına bakmadan, olacakları görmeden, aleme nizam vermeye/dünya devleti olmaya kalkışmıştı!..

Sonuç; kaçış…
Ve, "Efendiler Nereye…" seslenişi!..
Hatırlatmak,
Bakar ama kör gözlere sokmak istedim!..
Görürler mi; imkanı yok,
Ama benden söylemesi!..

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • ege34
    Kaleminize sağlık...