Erkan Yılmaz

Erkan Yılmaz

Kontesi kim öptü?..

Kontesi kim öptü?..
Temel yolsuz kalır,
Parasızlıktan kıvranmaktadır.
Tam o sıralarda Orhan Pamuk'un yeni kitabının reklam ve tanıtımlarını görür.

Bunun üzerine;
"La. bende kitap yazarım, kitap yazmanın nesi var sanki?..
Hem de para kazanırım" der.
Ve, öncelikle bir yayınevine gider.

Editör bir Temel'e bakar bir söylediklerini düşünür; çok da iplemez.
Ama Temel kararlıdır; kitabı yazacaktır.

"Orhan Kemal de kim ki; o bile yazmışsa, ben neden yazmamayım" diye ısrar eder.
Editör dayanamaz ve biraz da baştan savmak ve Temel'den kurtulmak için "Tamam..." der.

Her şeyi paraya odaklı olan Temel'e, biraz da inandırıcı olsun diye der ki;
"Kitabın sana ve yayınevine para kazandırması adına yazacağın romanda birkaç unsura mutlaka yer vermelisin.
Bunlar;
Aşk, Cinsellik ve Asalet" der.

Yayınevinden gazı alan Temel eve kapanır,
Harıl harıl çalışmaya başlar,
Aylarca, yemeden içmekten kesilmişçesine yazar.
10 ayın sonunda bitirir.

Hemen yayınevine, editöre koşar.
Editör kitabın adını sorar.
Temel;
"Kontesi kim öptü?.." der.
Bunu duyan editör;
"Temel, dinsel bir unsura da yer vermelisin, sana söylemeyi unutmuşum.
Çok üzgünüm; onu da ilave edip öyle gel…" der.

Temel tekrar inzivaya çekilir.
Bir yıldan fazla çalışır.
Adeta sil baştan yeniden yazar.
Tabi din öğesini de ekler sonunda…

Sevinç ve heyecanla yayınevine gider.
Konuştuğu editör değişmiştir ve yeni bir editör karşılar Temel'i.
Temel durumu anlatır.
Sabırla dinleyen editör, "Peki kitabın adı ne?" diye sorar.
Temel çok emin şekilde;
"Allah Allah, Kontesi kim öptü?.." der…


Bu fıkrayı, neden anlattığımı düşünüyorsunuz galiba.
Bugün bir tecirli anlattı; neler neler hatırlattı.
Şimdi söyleyeceklerimi anımsattı.
Ben de bu yüzden size anlattım…

Birisi bir cümle kuruyor,
Nutuk atıyor,
Bir söylem vaaz ediyor,
Hatta "bazı iki kişi" diğer kişilerin yanında muhabbet ediyor,
Kitleye hitap ediliyor,
Siyaset anlatılıyor,
Politika yapılıyor;
İpe-sapa gelir yanı yok.

Yalan var, dolan var, dolduran var, boşaltan var,
Hile var, hurda var, hırsızlık var, arsızlık var,
Riya var, iki yüzlülük var, sahtekarlık var,
Samimiyetsizlik ve tutarsızlığın bini bir para,
Ağzından kan ve cerahat akar,
Salyalar sarkar,
Can yakar,
Hava atar,
Caka satar,
Kazık çakar…
Ama her cümlesi "Allah Allah" la başlar.

"Allah'ın İzniyle…" coşar,
"Hamdolsun ki.." ile sallarda sallar,
"İnşallah-Maşallah" eksik olmaz,
"Allah nasip ederse…" ile tevekküle bürünür,
"Ayet ve hadis" cümle süsüdür.

Sanırsın ki, "muhterem-mübarek" din uleması…
Sütten çıkmış ak kaşık,
"Rabbi"sinin seçilmiş kulu,
Yüce tebliğci,
Sanki din, ona riya harcı, demagoji ve lafazanlık aracı ya da söylemsel bir süs bitkisi olarak gönderilmiş…
Utanmasa, "Allah'ın izniyle" bunların şeyini şeyedeceğiz diyecek.
İşte bu yüzden;
Allah adıyla başlayıp, kendi namına işleyenleri duyunca anlattım, bu fıkrayı…

En Dipsöz
Bir Milletvekili-siyasetçi:
"…Milletimizin sıkıntılarının farkındayız, tebdil-i kıyafet ekiplerimiz vatandaşlarımız arasında dolaşıyor…"

Siyasetçi üniforma mı giyiyor ki acaba,
Yoksa yeniçeri kıyafeti mi,
Yahut da mehteran elbisesi mi.
Neden tebdil-i kıyafet gereği duyar ki…

Yoksa tepkilerden korktuğu veya halkın kendilerinden korkmaması için mi!..

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Mevhibenur
    yeniçeri kıyafeti yok tabiiki fakat haram yiyen ağızla inşallah maşallah demek de bir çeşit tebdil-i kıyafettir de onu mu kastediyor beyefendi acaba. Gerçek yüzünü gizlemek...
  • Hakan D.
    Normal şekilde insan içine çıkmaları zor olduğu için...