01.10.2018 18:50

Babacığım...

Babacığım...

Merhaba sevgili Ogün okurları. Uzun bir süre yazmıyordum. Bana neden yazmadığımı sorduklarında, bir sonraki yazımın babamla ilgili olacağını söyledim.

Fakat kelimeler düğümlenmişti. Ne yazacağımı, ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Hayat devam ediyor, belki de duyguları yazıya dökmek en büyük psikolojik rahatlamadır. 

Tam kırk gün oldu. Hakan Denizyaran gideli. Her insan gibi o da kusursuz değildi. Ailesi için hayat mücadelesi veren, çalışkan, şakacı ve neşeli bir adamdı. 

Uzun zamandır kendi ayaklarım üzerinde durmaya ve hayat mücadelesi vermeye çalıştım. Babamdan destek almadan okul hayatımı, iş hayatımı ve geleceğimi kurmak için adımlar attım. 

Attığım adımların bana kazandırdığı özgüven ile yolumda yürüdüm. Yeri geldi ona kızdım. Yeri geldi kaçtım yanından. Anlaşamazdık çoğu zaman. Bazı özelliklerimiz birbirine benzerdi, zıt düşerdik. 

Erkek çocukları genelde babalarıyla pek anlaşamazlar zaten. Fark edemedim. Aslında her şeyi kendim yaptım sanarken hayatın o ağır yükünün bir kısmını farkettirmeden sırtlandığını farkedemedim. 

Ben beş isem o gittiğinde on idim. Erkendi, çok erken…

İnsan oğlunun huyu işte. 

Gündelik hayatımızda kırıyoruz birbirimizi, kavga ediyoruz, kızıyoruz, kızdırıyoruz. 

Hayatın her an bitebileceğini, geride kalacak olan pişmanlıkları, hatırlanacak güzel günleri ve anları yakalamamız gerektiği o kaygı ile unutuveriyoruz. 

Sevdiklerimize sıkı sıkı sarılmayı unutuyoruz. 

Sevecek, sevilecek yeni insanları itiyoruz bazen. 

Kendimizi kocaman sandığımız o küçük dünyamıza kapatıyoruz. 

Hırslar, mücadeleler, kaygılar hepsi boş aslında. Tek bir nefes, tek bir an. Başımıza gelince hatırlıyoruz, zaman geçiyor ve tekrar unutuyoruz. 

İnsanoğlu işte. Acılarla büyüyor, acılarla tecrübe kazanıyoruz.

Babamın kabrini ziyaret ettiğimde oturdum baş ucuna ve ona ondan sakladığım, söylemediğim ne varsa anlattım. 

Ne acıdır ki kimseden lafını esirgemeyen, herkese karşı ast üst dinlemeden şeffaf olan, dilinin kemiği olmayan bir adamın kendi öz babasından bir şeyler saklaması. 

Kimseye yalan söylemeyen bir adamın babasına yalan söylemesi. 

'El olandan çekinmeyip savaşırım!' 'Gerekirse çarpışırım' diyip, babasından çekinmesi. 

Bana en yakın olması gereken adamın bana uzak olması.

Yaptıklarımız mı esas pişmanlıklarımız yoksa yapamadıklarımız mı? 

Evet kötü yönleri vardı. Hangimizin yok ki? 

İyilerle kötüleri toplayıp çıkartamadım. 

Onlarca iyi özelliği vardı ki. Merhametli, düşünceli, eli açık, gönlü zengin, hayırsever, şakacı, yaratıcı, planlı, sevgi dolu ve daha sayamadığım birçok iyi özelliği olan bir adamdı. 

Bütün bunları görmezden gelip iki, üç kötü yönüne takılıp onu her defasında hayatımdan uzaklaştırmaya çalıştım. 

Çok kızıyorum kendime çok. 

Benim en büyük hayalim baba olabilmek. Nasıl bir baba olmam gerektiğini, yapmam gerekenleri ve yapmamam gerekenleri öğretti bana. Merhameti öğretti. Umarım huzur içinde uyuyordur. 

Gün gelecek, bu yazıyı okuyan veya okuyacak olan herkes gidecek… 

Bunu unutmayın abilerim, ablalarım, kardeşlerim. 

Dünya kaygısına kapılıp insanları sevgiden, dostluktan, aşktan mahrum etmeyin. 

Kırmayın, üzmeyin. 

Hiçbir şey yanınıza kalmayacak. Ne mal ne mülk. 

Yanınıza kalacak tek gerçek şey dua olacak. 

Mekanın cennet olsun babacığım. Huzur içinde uyu...   

Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim..