09.01.2019 04:09 Güncelleme Tarihi: 09.01.2019 04:19

Dava!

Dava!

1990 yıllarda müşerref olduğum bir dava idi Milli Görüş. Şahsen büyük bir şans ve hayatımı değiştiren gerçek ise bu davanın o zamanki efsanevi lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan hocanın bizzat yanında olabilmek idi.

Milli Görüş bir siyasi parti değil, bir dünya görüşüydü ve maksadı hakkı hakim kılmaktı. Nitekim Rahmetli hocam 'Davam' adlı kitabına alt başlık olarak 'Ben ne yaptıysam Allah rızası için yaptım' sözünü seçmiştir. Ve biz de buna şahid olduk. 

Milli Görüş bir felsefedir!

Dini yönü belli, dünyevi yönünde ise, Türkiye Cumhuriyeti'ni tam bağımsız kılmak ve dahi İslam aleminin başına geçirmektir. 

İslam coğrafyasına, özlediği barışı ve huzuru tesis etmek, yaşanan zulümlere bir son vermektir! 

Halka hizmet, hakka hizmettir!

Esası ile yola çıkmış bir dava idi Milli Görüş. 

Bunu da 90'lı yılların başında peş peşe kazandığı Belediyelerde efsanevi çalışmalar ile de ortaya koydu. Hem de tüm engellere, engellemelere rağmen yaptı bunu. 

Merhum Erbakan hoca, bir siyasetçi değildi, hiç olmadı. Ancak bir dava lideriydi ve devlet adamı idi. 

Mükemmel bir devlet terbiyesi almış, aynı zamanda da son derece çalışkan, titiz ve prensip sahibi bir şahsiyete sahipti!

Dört partisi kapatıldı ancak o bunu yapanlara karşı dahi bir kez bile kem bir söz kullanmadı. 

'Tarihin genel akışında çok önemsiz bir detay.' dedi!

Detayı çok severdi. 

Bir meseleyi anlatırken çok genişten alır, en ufak ayrıntılarını dahi atlamaz, usanmadan, sabırla anlatırdı.

Misalen bir vidanın nasıl yapıldığı sorusuna, metalin madenlerden nasıl çıkartıldığı ile başlardı!

Hiç kimseden, kendinin yaptığından fazla bir şeyi beklemedi ama daha azını da kabul etmezdi asla. 

Verdiği her direktifi son derece nazik bir dille verse de aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, takipçisi idi ve ‘halloldu' haberini almadan da rahat vermez, rahat etmezdi!

Vatanına, milletine aşık bu insan, adeta bir adam yetiştirme fabrikası oldu hayat boyunca. 
Bakınız bugünün en zirve siyasileri onun talebeleri!

Ancak bu davaya bir şeyler oldu!

Biz canla, başla, Allah rızası için çalışır, gece gündüz ayırt etmezdik. 
Aile hayatımızdan, hatta kendimizden bile vazgeçmiş, bu kutlu davaya faydalı olabilmenin yollarını arardık.

Avrupa'dan seçim zamanları oy kullanmak için, ya da çalışmalara katılmak için, şahsi varlıklarını, yıllık izinlerini ortaya koyan insanlardık.

Ancak bu dava o zamanlar bakir idi.

Para ile makam ile mevki ile çıkar ile hırs ile kirlenmemişti! 

Ve yenilikçi hareketi olarak Refah / Saadet Partisinden ayrılanlar, AK Partisi'ni kurdular.

Milli Görüşün 'halka hizmet, hakka hizmettir' inancı ile çıktıkları yolda, yine tüm baskı ve engellemelere rağmen başarı üstüne başarı katarak bugünlere geldiler!

Öyle ya, yirmi yıl evvel, bir meclis içinde; 'Gün gelecek, devletin yönetim sistemini bile değiştireceğiz, Başkanlık da bizde olacak' deseydik, koca koca dava adamları bekli de göbeklerini tutup gülerlerdi.

Ben gülmeyenleri biliyorum. Onlarla bu dünyada bir olma şerefine vardım, Allah öbür dünyada da haşr olmayı nasip etsin!

Ve bir tabloyu hatırlıyorum. 

Sultanbeyli Belediye Başkanlık makamının üstüne asılmış dev bir tablo:
‘Rüşveti alan da veren de deyyustur'!

Sahi ne oldu o tablo?

Bir eskiceye mi satıldı?

Ya içinde yazanlar ne oldu?

Bakın burada ben, falanca kişi rüşvet aldı, alıyor, demiyorum. Elimde öyle bir belge de yok, şahid de olmadım. 

Ancak vatandaşlarımızın anlattıklarına bakarsak, belediyeler de dahil, tüm bürokrasi de rüşvet var, rüşvet yoksa hatır var, o da yoksa torpil var. 

Peki biz tam da bunları ortadan kaldırmak için yola çıkmamış mı idik?

AK Partisi'nin ismi aslında Milli Görüş'ün hedeflerinin sembolleri değil miydi?

Yani adalet (Adil düzen) ve kalkınma?

Allah aşkına, bu ülkenin neresinde var adalet? 
Halen adalet mülkün temeli. Yani mülkün varsa, adalet de senin. 
Hangi kanun, hangi yasa, kalburüstü takım için geçerli?

Ya rüşvet, hatır, torpil?

Her gün ne isteklere, taleplere, şikayetlere maruz kalıyoruz?
Çocuğunu iyi bir üniversiteye, işe yerleştirmek isteyenler mi, Devletin bir yerine başvurup da tıkanıp kalanlar mı? 

Saymak ile bitmez.

Herkes bir tanıdık, bir torpil peşinde, hem de hakkı olan şeyler için!!!

Hani iş liyakat sahibine verilecekti? 

Tabii veriliyor, eğer bu liyakat sahibinin (???) kuvvetli bir arkası var ise. 

İnsanlar hakkı olan şeyler için, bir yerlerden torpil bekliyor ise, bunun adalet ile hiçbir alakası yoktur!

Biz bu değiliz. Biz bu olmamalıyız!

Eğer fabrika ayarlarına dönmez ise bu parti, parti olarak kalır, dava ile alakası kalmaz.
Davası olmayan bir parti de orta, uzun vadede yok olmaya mahkumdur! 

Yani reçete belli; 'Back to the roots', yani köklere geriye dönmek. 

Yoksa, bir yerlerden, yine bir yenilikçiler çıkar ve siz de tarih olursunuz. 

Bu minvalde parti yönetimine, 'Davam' adlı kitabı, tazeleme babında tekrar bir gözden geçirmelerini önemle tavsiye ederim. 

Bu zamana kadar, gerek Cennet Mekan Sultan 2. Abdülhamid Han Hazretlerinin gerek ise Merhum Erbakan hocanın projeleri ve siyasi stratejileri ile bugünlere gelindi. Eyvallah!

Ancak, bundan böyle dava şuuruna sarılmadan ve bugüne kadar yapılanları, üretime ağırlık veren bir ekonomik kalkınmaya başlamadan, pek de ileri gidilecek gibi gözükmüyor! 

Siyasi yönde akılcılık, dik duruşlu bir yol inceleyerek devam eder iken, içte hakikaten adaleti tesis etmek elzemdir.

Osmanlı İmparatorluğu, 650 yıllık hükümdarlığını, unutulmamalıdır ki, en başta, asaleti tesis etmesine ve savunmasına borçludur.

Evet, en önce devletin çıkarları gelir, gelmek zorunda da. Ancak bireylerin hakları da, bir o kadar değerlidir ve devletin bu hakları savunması gerekir. 

Bizler, yakın tarihi bizzat yaşayan insanlarız!

Yola çıkıldığında ellerimiz bağlanıyor, ayaklarımıza prangalar vuruluyor, başımızın üzerinde sürekli Demokles'in kılıcı gidip geliyordu. 

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, canla, başla çalışıldı, başarılar tarih yazdı.

Bugün bu engeller de yok. Askeri vesayet de yok. 

Şimdi, eskisine göre çok daha verimli çalışmalar mümkün iken, bekleniyor iken, rölantiye almak, verilecek en yanlış sinyaldir. 

Seçim nasıl kazanılır, eyvallah biliyoruz. Ancak bu başarıların sonunda, milletin güvenini boşa çıkarmamamız gerek!

Reçete belli, köklerimize geri dönelim. 

Ne yapıyor isek, para için, pul için, kariyer için, makam, mevki için, hırs için değil, bu cennet vatan için, Allah rızası için yapalım! 


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam