06.02.2019 19:08 Güncelleme Tarihi: 07.02.2019 20:23

Savaş Ekonomisi

Savaş Ekonomisi

Ülkemiz de ekonomik sıkıntıların olduğu ve bazı üç kâğıtçıların da bundan fırsat çıkarttığı malum. Evet, hayat pahallılaştı. Ancak bir an olsun da hadi tüm dünyada kriz var, bir yana bırakalım, ülkemizin ne şartlarda olduğunu ve ekonomiyi de bu şartlara göre değerlendirmeyi hiç düşündük mü?

Ülkemiz bir savaş içindedir. Hem de öyle sanal, soğuk falan değil, resmen sıcak bir savaşın içindedir! 

Gezi olayları ile başlayan bir sıcak savaş,
17/25 de tırmanan,
15 Temmuz’da ise ilk taarruzunu yaşadığımız,

Fırat Kalkan’ı ve Zeytindalı operasyonları ile de fiilen ve süregelen bir savaş!

Belki eski savaşlarda olduğu gibi, ülkece cephelere koşmuyorsak, bunun nedeni de üstün kuvvetli bir orduya sahip olmamızdandır.

Ancak şu gerçeği bir kavrayalım ki savaştayız! 

Gerek ordumuz ile gerek ekonomimiz ile savaştayız. 

Bir yandan saldırı altındayız, diğer yandan ise savunma amaçlı saldırıda!

Ve emin olunuz ki, bu şartlara göre, ekonomimiz gerçekten de iyi! 

Nerdeyse yedi yılını savaşarak geçiren bir ülke için ekonomimize denilecek tek söz, buna bin şükür! 

Dediğimiz gibi, belki biz savaşı, savaş olarak hissetmiyoruz. 

Çünkü artık savaşların anatomisi değişti. 

Eskiden, büyük ordular ile cephe hatlarında, kıran kırana, göğüs, göğüse savaşlar olurdu. Ancak bu savaşlar artık gerilerde kaldı. Hoş, biz Güneydoğu’da, bunları da hendek ihanetinde gördük ancak savaşlar artık, bölgesel çatışmalar halinde, değişik dinamikleri kullanılarak yapılıyor.

Ve savaşlar çoğu zaman da toplantı salonlarında, masalar üstlerinde yapılıyor, hatta bilgisayarlar vasıtası ile tık bazında! 

Algı savaşları, itibarsızlaştırma savaşları, ekonomik saldırılar!

Bunların hepsi, asimetrik savaş yöntemleri. 

Tabii bir de taşeron savaşlar. Yani ülke ülkeye karşı değil de paralı terör çetelerinin kullanıldığı savaşlar. 

Ve biz bunları aslında 30 yıldır yaşamıyor muyuz?

Sadece 2013’den beri kayıplarımız 500 Milyar Dolar!
Bir beşyüz Milyar da önceden gelen zarar ile birlikte komple kaybımız Bir Trilyon Dolar. 
Ve bu rakamlar en alt perdeden verilen rakamlar! 

Gerçek veriler herhalde insana aklını yitirtir. 

Bir Trilyon Dolar bile ne demek oluyor?

Mevcut Türkiye Cumhuriyeti’ni üç kez daha inşa etmek demek. 

Şu an bu ülke öyle bir durumda olabilir di ki ne Doğu’da ne Batı’da, elimize su dökebilecek tek ülke olmayacaktı!

Ne altyapı sorunu kalmıştı ne ulaşım ne üretim eksiğimiz kalmıştı, ne de enerji!

İthalat oranımız asgari, ihracat oranımız ise maksimum seviyede olmuştu!

Ne eksik okul sorunumuz kalmıştı ne sağlık. 

En küçük köyde bile en azından bir ambulans bekliyor olacaktı. 

Think Tank kuruluşlarımız şu an dünyaya yön veriyor olacaktı. 

Akademik seviyemiz de dünyaya önderlik seviyesine gelmişti. 

Bir Trilyon Dolar ile bunları başarmış olacaktık işte!

Ancak bu devasa kayıplara rağmen, bu ülke çağ atladı ise tüm hizmet alanlarında, geçmiş doksan seneyi, en az ikiye katlamış ise kimse kusura bakmasın ama, bu başarıyı da göz ardı etmek, nankörlükten başka bir şey olamaz!

Tüm dünyada kriz var.

Müsebbibi ise büyük oranda ABD ile Çin’in ticari kapışmalarıdır.

Hatta ABD’nin tüm dünya ile kapışmasıdır. 

Buna rağmen ülkemiz yine iyi durumda.

Hatta aralarında Möbius gibi ünlü yatırımcılarında görüşlerinde belirttikleri gibi Türkiye diğer dünya ülkelerine rağmen, üstelik büyük fırsatlara gebe bir ülke!

Savaş dedik ya. 

Suriye/Irak sınırlarında şu ana kadar yaklaşık yüzbin asker, Tanklar, Obüsler, ZPTler, helikopterler konuşlanmış durumda!

Bunların bedellerini biliyor musunuz?

Sürekli sorti tapan bir F16 uçağının, bir saatlik uçuşu kaça mal oluyor?
Bir alayın günlük iaşesi?
Yakıt?
Enerji?

Bunların hepsi para ile oluyor efendim! 

Ve tüm bunları gerçekleştirirken, bir de PKK’nın yakıp yıktıkları şehirleri yeniden inşaa etmek durumundayız! 

E, tabii bunlar da para ile oluyor!

Şimdi bir kez daha düşünelim:

Tüm bunlar olurken, olup, biterken, biz sıcak yuvalarımızda oturabiliyor isek, gazımız, elektriğimiz, suyumuz varsa.

Kapımızda araçlarımız, ellerimizde binlerce TL’lik aygıtlarımız varsa.
Tatillere gidebiliyorsak, gezip tozabiliyorsak.

Hakikaten de binlerce şükür etmemiz gerekmiyor mu? 

Dükkanlar açık, bankalar açık, AVM’ler rekorlar kırmakta. 

Peki bize ne batmakta?

Evet, her şey daha iyi olabilir. Daha üst seviyelerde olabilir.

Ancak koskoca Devlet Başkanı, şu an gerçekten de uluslararası diplomasi ile meşgul olması gerekiyor iken, belli birtakım fırsatçılar yüzünden, sebze reyonlarında takılmak zorunda!

Hani bu devletin alt, orta, üst düzey yöneticileri?

Bu durum kabul edilir değil.

Ayıptır, günahtır, hatta hakikaten vatana ihanettir! 

Dış politikadan bir an bile gözlerini ayırmaması gereken devlet başkanı ve mekanizması, bibere, soğana müdahale den bahsetmek zorunda!

Zihnim almıyor bunu.

Bu oligarşik bürokrasi bu kadar da işgüzarlık yapmamalı!

Ülkenin bekası, pazar reyonlarına kurban edilmemeli.

İçinde bulunduğumuz mevcutları tekrar gözden geçirerek bakalım ekonomimize.
Belki bakış açımız değişir.



Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam