Şehzade Orhan Osmanoğlu

Şehzade Orhan Osmanoğlu

Sultan Abdülhamid Han dönemini anlatan kongrede, torunlar buluştu

Çok değerli dostlarım ve okuyucularım,
Sultan Abdülhamid Han dönemini anlatan kongrede, torunlar buluştu
Geçtiğimiz hafta çok anlamlı bir buluşma oldu. Sultan Abdülhamid Han torunları dedeleri Sultanı tanımak için İstanbul'da buluştular. Bu organizasyonun talimatını veren Sayın Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, organizasyonu hazırlayan ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi.

Peki torunları derken biraz açalım kimler hangi koldan, hangi ülkelerden geldi?

Öncelikle ev sahibi ve ailenin reisi olan Şehzade babamız Harun Abdulkerim başta olmak üzere Kardeşiniz ben Orhan Osmanoğlu,Şehzade Kayıhan Osmanoğlu,Nurhan Sultan kızkardeşimiz,şehzade oğlumuz Yavuz
Selim, kızımız Nilüfer Sultan.



Bu organizasyona kızımız Nilhan Sultan aynı tarihte yurtdışında katıldığı bir başka panel nedeniyle gelemedi.

Ve gene Türkiye'de bulunan Ayşe Sultan ve torunları ve Mehmet Selim kolundan Nemika Sultan torunları, Beyrutta ikamet eden Şehzade Abdülkadir Efendi kolundan üç şehzade katıldı, Zekiye Sultan torunları ve Naime Sultan torunları Avusturya'dan geldiler.

Mısırda ikamet eden Ayşe Sultan torunları, Lübnan'da yaşayan Nemika Sultan torunları ile beraber organizasyona Türkiye'den ve yutdışından kalabalık bir katılım oldu.

Abdülhamid Han'ın torunları olarak 76 kişi katıldı.



Gezimiz Hamide Yıldız Camii'nde başladı. Topkapı Sarayı Yıldız Bahçesinde yemekler yendi, Dar'ül Aceze, Maslak Kasrı, Osmanlı Arşiv Dairesi (Kağıthane), Payitaht Dizi Seti, Mevlevi Dergahı, Yenikapı Mevlevihanesi, Sepetçiler Kasrı, İstanbul Üniversitesi, Dar'ül Fünun, Nadir Eserler Kütüphanesi gezildi ve Esma Sultan Yalısında akşam yemeği yendikten sonra Sultan 2.Mehmed Türbesi, 2.Sultan Abdülhamid Han Türbesi, Beşiktaş'lı Yahya Efendi Türbesi ziyaret edildi.

Veda yemeğini ise Tunus'lu Hayreddin Paşa Konağı'nda yedik.

Evet dostlarım bu anlamlı buluşma, uzun süreden sonra yapılan ikinci buluşma. İlki 2005 'te TRT'nin çekmiş olduğu bir belgesel vesilesi ile olmuştu.



TRT 'nin çekmiş olduğu bu belgesel o dönem Kerime Şenyücel'in gayretleriyle Dolmabahçe Sarayı'nda çekilmişti. 2005 'te yapılan bu toplantıyada bütün Hanedan, Sultan Abdülhamid, Sultan 5.Murad, Sultan Reşad, Sultan
Abdülmecid torunları olarak yaklaşık 95 kişi katılmıştı ve bu sadece bir kokteyl davetiydi.



Bu seneki katılımda katılımcı sayısı çok daha fazlaydı ve bu bir kokteyl daveti değil, ciddi uluslararası tarihçilerin iki gün boyunca Sultan'ı anlattıkları kapsamlı bir çalışmaydı.

Konferansta iki tarihçi hariç herşey güzeldi. İsmini zikretmek istemediğim bir tarihçinin dedemiz hakkında pek de hoş olmayan şeyler söylemesi üzerine ben salonda itiraz ederek salonu terk ettim.

İnşallah bir dahaki toplantıda bu tarihçi, ya da tarihçi bozuntusu olmayacak.

Toplantıya gelen hanedan üyeleri yukarıda da dediğim gibi 76 kişi erkek hanedan üyeleri neslinden gelenlerden, kadın üyelerimiz neslinden gelenlere kadar aile üyelerinin neredeyse yarısından fazlası Türkçe bilmiyordu.

Arapça ve İngilizce bilenlerle sohbet ederken, bilmeyenlerle de tercüman sayesinde anlaşabildik.



Evet dostlarım Sultan'ın torunlarını kamuoyunda bütün Türkiye tanımış oldu. Ve dindar kesim de olmak üzere halktan bazı eleştiriler geldi, "neden Türkçe bilmiyorlar"diye. "Neden tesettürlü değiller, islami yaşantıları yok" şeklinde eleştiriler geldi.

Dostlarım 1924 sürgün kararı alındığında Osmanlı hanedan üyeleri olan 155 kişi dünyanın farklı ülkelerine gönderildi.

Kimi Balkan Ülkeleri'ne, kimi Avrupa'ya Fransa, İngiltere'ye gönderildi. Selim Efendi kolu ise Lübnan'ı seçmişti. Ve biz Şam'da doğduk yani müslüman bir ülkede doğduk şükürler olsun.

Ama Avrupa'ya gidenler için durum o kadar da kolay değildi, orda doğup büyüyenler için o yıllarda Avrupa'da islami eğitim veren ne okul ne medrese vardı, doğru dürüst cami bile yoktu.

Yabancı evlilikler yapan şehzadeler o ülkenin örf ve adetleri ile Osmanlı kimliği arasında sıkışmış kalmışlardı. Onlara ne islam dini anlatıldı ne de Türkçe öğretilebildi, onların bir suçu yok, Avrupa'da bir yaşam mücadelesi içerisinde binbir zorlukla ayakta kalmaya çalıştılar.

Tabi ki bu durum Türk milletine ve Osmanlı'ya gönül veren bir çok kesime dokundu, görmek istediklerini, hayal ettiklerini görememişlerdi. Haklılar elbette ama suçlamadan önce Osmanlı Hanedanı'nın o talihsiz sürgün günlerini okurlarsa ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır.

Unutmayın bu kardeşiniz 2005'te TRT ile başlayan belgeselle tanınmaya başladı. Bizlerin üzerine düşen görevler var. Türk olarak ve bir müslüman olarak bir kandan gelen ve bir candan gelenlerle Sultan'ın torunlarına sahip çıkmak, onlara islamı anlatmak. Zoraki değil, eleştirerek değil, yavaş yavaş islamla birlikte Türk Tarihini, Osmanlı Tarihini ve Dedemiz Sultan Abdülhamid Han'ın hayatını da anlatmalı, öğretmeliyiz.

Zamanla inşallah olacak bizler elimizden gelen gayreti gösteriyoruz, ve sayın Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan da bunun için çok önemli çabalar sarfediyor.

SULTAN'IN TORUNLARI MEZAR BAŞINDA

Dostarım, her ne kadar islamı yaşamasalar da Abdülhamid Han'ın kabri başında hepsi örtülü huşu içinde okunan Kur'an-ı Kerim ve duaları gözlerinden yaşlar gelerek dinlediler.

Nerde doğmuş, yetişmiş ve kimliklerinden uzaklaştılmış olsalar da damarlarında dolaşan kan asil Osmanlı-Türk kanı. Onların bilmeye, öğrenmeye ihtiyaçları var suçlamayalım.

DEDELERİNİN KARNELERİNİ GÖREN ŞEHZADELER VE DUYGUSAL ANLAR

Dostlarım sizlere İstanbul Üniversitesi Dar'ül Fünun Nadir Eserler Kütüphanesi'nde geçen bir olayı anlatmak istiyorum.

Bu kütüphane, içinde 500 yıllık el yazması eserler ve değerli kitapların olduğu bir kütüphane ve ayrıca Sultan Dedemizin el yazması koleksiyonu da bu kütüphanede mevcut.

Bunların içinden bize çok enteresan bir belgeyi de gösterdiler

Bunlar şehzadelerin mektepte okurken aldıkları karnelerdi.

O sırada Şehzade M.Selim ve Şehzade Abdülkadir Efendi torunlarından gelen şehzade Selim ve oğlu Şehzade Abdülkadir gözlerinden yaşlar gelerek ağladılar. Çok duygulandılar. Ben yanlarına giderek "neden bu kadar duygulandınız" diye sordum. Bana verdikleri vevap çok anlamlıydı.

Dediler ki "keşke biz de bu eğitimden geçseydik" neden diye sorunca "Burda şu anda Osmanlıca biliyor olurduk, onlara biz tercümanlık yapardık" dediler.

Şehzadelerin gördükleri dersler ise şunlardı ;

İlm-i Akide, İlm-i Fıkıh, Hikmet İlmi, Gök İlmi, İlm-i Cebir (matematik), İlm-i Hendese (fizik) ....

O an  bu eğitimleri alamadıkları, dedelerine layık olamadıkları için üzüntü içinde olan gözlerinden yaşlar gelen şehzadeleri görünce anladım ki her ne kadar yaşamasalar da hala içlerinde o asil kanı taşıyorlar.

Evet dostlarım bu kalabalıkta sabah akşam bir an olsun Sultan'ın torunlarını yalnız bırakmayan kardeşim Nurhan Sultan'dan da Allah razı olsun.

Son kelamım olarak;

Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, Sayın Cumhurbaşkanı Baş Danışmanına, bizi bir lahza yalnız bırakmayan Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi sayın Prof.Dr.Gülnur Aybet Hanımefendi ve ekibine ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mevlüt Uysal ve ekibine ve tabi ki bu 76 hanedan üyesinin güvenliğinden sorumlu İstanbul Valimiz Sayın Vasip Şahin ve ekibine ayrıca organizasyonda emeği geçen bütün çalışan kardeşlerime teşekkürlerimizi iletirim.

Allaha emanet olunuz.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın