• Genel

Hadis-i Şeriflerin ışığında

'Allah’ı zikretmek, sevginin işaretidir.' (4. Bölüm)
Hadis-i Şeriflerin ışığında

Âmenû olan insan Allah’ı zikretmeye başlarsa ne olur? Âmenû olan insan, furkanların sahibi olan insandır. Allah’ı zikretmeye başlarsa, o zaman Allahû Tealâ hidayetle o kişinin kalbine ulaşır.
Şeytana dönük olan kalp Allah’a döner. Ve Allahû Tealâ onun göğsünden kalbine rahmet yolu açar. Gerekli kalp şartını oluşturduktan sonra kişi zikretmeye başlarsa, o zikirle Allah’ın katından gelen rahmet ve fazl, kişinin göğsüne gelir. Ama kalbe henüz îmân yazılmadığı için fazılların kalbe girip, orada tutunması mümkün değildir. Sadece rahmet içeriye sızar. Bu rahmet de o kişiyi huşûya ulaştırır:

57/HADİD-16: E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
Âmenû olanların kalplerinde, Allah’ın zikri ile (ve bu zikirle) Hakk’tan inen şeyle (nurla) huşûya ulaşmak (huşû sahibi olmak) zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilen ve sonra aradan uzun zaman geçen kalpleri kasiyet bağlayan (kalpleri zikirsizlikten veya zikirden kararan ve sertleşen ve hastalanan) kimseler gibi olmasınlar. Onların çoğu fasıklardır.

Allahû Tealâ, huşû sahibi olan kişiye, perşembeyi cumaya bağlayan gece hacet namazı kılması halinde mürşidini gösterir. İslâm’ın ikinci safhası mürşide tâbî olmaktır ve farzdır:

5/MAİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz.

16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).
Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm’e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah’ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.

Mürşide tâbî olması halinde Allahû Tealâ ona 7 tane ni’met verir.
1. ni’met: O kişinin kalbine Allah îmânı yazar.
2. ni’met: Devrin imamının ruhu o kişinin başının üzerine gelip yerleşir.
3. ni’met: Kişinin o güne kadar işlediği bütün günahları Allahû Tealâ mağfiret edip, sevaba çevirir.

25/FURKAN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet gönderendir).

4. ni’met: Kişinin ruhu fizik bedeninden ayrılır, Sıratı Mustakîm’e ulaşır.
5. ni’met: Kişi nefsi ıslâh edici amellere, nefs tezkiyesine başlar. Yani, o kişi zikretmeye başlar. Zikir bir şifredir. Zikretmeye başladığı an rahmet ve fazl o kişiye geliyordu. Ama bu noktadan itibaren rahmet ve salâvât da gelmeye başlar:

24/NUR-21: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).

Kişi zikretmezse, nefs tezkiyesini başaramaz. Bu noktada görüyorsunuz ki sadece rahmet ve fazl vardır. Rahmet ve salâvât yoktur. Mürşidinize tâbî olduğunuz an, rahmet ve salâvât da devreye girer.

2/BAKARA-156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar ki; kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” dediler.

2/BAKARA-157: Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne).
Onlar (dünya hayatında Allah’a mutlaka döneceklerinden emin olanlar var ya), Rab’lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, hidayette olanlardır.

Rahmetin fonksiyonu taşıyıcı olmasıdır, fazıllar aydınlatıcıdır, salâvât bağlayıcı bir hükme sahiptir.

6. ni’met: Nefs tezkiyesine paralel, o kişinin kalpteki karanlıkları azalacağı için iradesi güçlenir. Çünkü irade, afetlere karşı olan gücün adıdır.

7. ni’met: Kişinin, fizik vücudu da nefsin afetlerine karşı güçlenir.
Böylece 7 furkan, 12 ihsan ve 7 ni’metle kişi, nefs tezkiyesine, zikre başlar.

Devam edecek..

Yorum Yazın
islami sohbet
dini chat sohbet odaları