23.08.2017 03:25 Güncelleme Tarihi: 25.08.2017 21:32 236095 Okunma

Değişim ve yenilenme sadece lafta mı kalıyor..!

İnsanlar soruyor; 'Cengiz Bey; değişim değişim diyordun, Allahaşkına değişen ne var.'

Değişim ve yenilenme sadece lafta mı kalıyor..!
"İl teşkilatlarında güya değişim yapılacaktı,
Hani; yeni, yepyeni, cevval, yıpranmamış, dürüst, azim ve inançla çalışacaklar gelecekti,
Yorulanlar, yıprananlar, ayarı bozulanlar, taklacılar, yalakalar, kendini düşünenler gidecekti,
Devlet için, millet için, bayrak için, vatan için, parti için, hükümet için siyaset yapanlar gelecekti…”

Vekillerle konuşuyorum,
Partililerle konuşuyorum,
Halkla konuşuyorum,
Bürokraside kişilik ve kimliğini koruyabilen nadir dostlarla konuşuyorum.
Muhatap olduğum sorular hep bunlar;
“Nerde söylediklerin, hani nerde yapılanlar…”
Cumhurbaşkanı’mız konuşuyor, dile getiriyor, heyecan veriyor ama sonrasında icraat kısmı eksik, zayıf ve hatta yok…

Vekiller Parti Başkanına, Cumhurbaşkanı’na ulaşamıyor,
Genel Merkez maalesef gereği kadar titiz değil,
Teşkilat değişikliklerinde gelen gideni aratacak nitelikte,
Nefsini yenenler değil; yeni yalakalar, benciller ve kendini düşünenler ön planda,
Siyasetde  cephe hattında yer alan vekillerin sözü geçmiyor.
Genel merkez onları duymuyor,
Bürokrasi iplemiyor,
Bazen bakanlara ulaşılamıyor..
Yahu bu vekil ne yapabilir peki,
Aciz hale düşürülmüş vekil, seçmen nezdinde nasıl muteber olabilir,
Nasıl sorunlara çözüm bulabilir,
Nasıl halkını ikna edebilir…
Genel Merkez’le vekiller birbirinden kopuk,
Vekillerin fikirleri sanki yanlıştan, yanlış kişilerden yana olacak gibi, genel merkez nezdinde müttehem durumdalar.
Yahu sen kendi vekillerine güvenmiyorsun yoksa.
Teşkilat değişimlerinde kriterimiz ne; belli değil..
Cumhurbaşkanı’mız dile getirdi aslında ölçütü,
Ama uygulamaya bakıyoruz,
Maalesef fiyasko..
Reform, restorasyon, tecdit, ıslahat gibi olgular  masa başı söylemlerden eyleme geçmiyor.
Eylemlere bakıyorsun; sadece görüntü bazlı, bilerek veya bilmeyerek yapılan bir göz boyama gibi.

Partiye gönül verenler yaralı, üzgün, kırgın  ve sitemkar;
“Ahmet gidiyor Mehmet geliyor. Yok aslında biri birinden farkları” kabilinden eleştiriler dillerden düşmüyor.
“Biz böyle mi 2019 seçimlerini kazanacağız” kaygısı, ıstırap çeken, melali bilen, basiret sahibi partililerin en büyük endişesi.
AK Parti’de, gerçek particilerin, gerçeği görenlerin ve devlet-millet diyebilenlerin bu kadar kaygılı olduğunu, son 15 yılda hiç görmemiştim.

Aslında Cumhurbaşkanı’mız da bunun farkında.
Kendisini, ülkem adına, devletim adına çok seviyorum,
Kendimden daha çok onu düşünüyorum,
Çünkü şuanda onun varlığı ve devamı, devletin ilerlemesi cihetinde olmazsa olmaz mesabesinde bir kaderleşmişlik arzediyor.
Ama Cumhurbaşkanı da şikayet ediyor,
Partideki bozukluklara parmak basıyor,
Bürokrasideki sıkıntıları dile getiriyor…
Ama Sayın Cumhurbaşkanı’m; siz şikayet mercii değilsiniz, siyasi ve bürokratik deformasyonu, bozukluğu, ataleti, tefessühü düzeltecek yetki ve konumdasınız.
Sizin de şikayet etmeniz bizleri ümitsizleştiriyor,
Sizin de sıkıntıları dile getirmeniz bizleri demoralize ediyor.
Sizin üstünüzde başka mercii yok ki, şikayet edesiniz.
Lütfen alın elinize kılıncı, azdan az çoktan çok gider diyerek, memleketin ve halkın rağmına hareket edenlerin, kişiselliği öne çıkaranların, işini iyi yapmayanların, hırsızların, yolsuzların, gaflete düşmüşlerin, yolunu şaşırmışların, yoldan çıkmışların kafasını kopartın.
Lütfen  artık;  kovun yanınıza yaklaşan yalakaları, size her şeyi toz pembe lanse edenleri, sizi yanıltanları, sizin adınızla kişisel rant devşirmeye çalışanları, zora düşünce kaçacak olan taklacıları, her devrin adamı olup sürekli “padişahım çok yaşa” nevinden zihniyet sahiplerini…
Lütfen artık söylemden ziyade icraata geçelim; söylediklerimizi eyleme dönüştürelim, Söylediklerimizle değil, yaptıklarımızla halkın yüreğine su serpelim, ümit verelim; “artık başladı, iyi şeyler olacak, inanıyorum” dedirtmeyi başaralım…

Belediyelere neşter atılmış değil.
Yahu bu partinin aynası idi belediyeler,
Ak Parti’yi iktidar yapan icraatların kaynağı idi belediyeler,
Ülkedeki değişimin çıkış noktası idi belediyeler,
Halkla içiçe, halkla bir ve beraber, mazlumun, mağdurun, fakir fukaranın, garip gurebanın yüzünün güldürüldüğü “kendi evleriydi” adeta belediyeler…
Yahu en ücra köşedeki imkansıza imkan olan yerler değil miydi bizim belediyeler,
Başarının, başarı hikayelerinin yazıldığı, örneklik teşkil ettiği, olmaz denilenlerin yapılarak  insani ve siyasi varlık olguları değil mi idi belediyeler..!
Şimdi ne halde belediyeler..!
Fecaat haldeler,
Halktan kopuk, vatandaştan uzak, kibir ve küstahlığın kol gezdiği, parti başkanlarının ego tatminlerinin yeri haline geldi.

Herkes aklını başına alsın.
İnanın veya inanmayın; artık insanlara söyleyecek sözümüz kalmadı.
Artık sadece icraat bekleniyor,
Bunun için bile, artık çok geç,
Ama hiç olmazsa, iş işten tamamen geçmeden kalan eylemleri gerçekten yapalım,
Değişimi, adına uygun şekilde yapalım,
Reformları kısır hale getirmeyelim,
Deformasyonları kaldırırken yeni duble deformasyonlara sebebiyet vermekten vazgeçelim,
Söylemi bırakalım, gerçekçi ve hakkaniyetli icraatlar yapalım.
Yaptıklarımızla yapacaklarımıza teminat teşkil edelim.
Sözde değil özde değişim yapalım.

Genel Merkez’in teşkilat değişikliklerini ivedilikle yeniden gözden geçirmesi şarttır.
Değişim yapanların gözden geçirilmesi elzemdir. Çünkü değişmesi gerekenle değişim nasıl yapılabilir. Bu bağlamda; bilmeliyiz ki, boş sürahiden bardak dolmaz. Dolu ve değişimin, ıslahatın ruhuna muvafık insanlarla eylemleri gerçekleştirmeliyiz.
Şuana dek yapılanların içi boş olduğunu ivedilikle görmeli ve bundan sonrakileri taraflı-tarafsız herkesin, takdir etmese bile söz edemeyeceği şekilde yapılmalıyız.
Vekillerle koordinasyon ivedilikle kurulmalıdır. Yeni Teşkilatlar oluşurken farklı fikirler harmanlanmalı ve herkesçe kabul görecek kişi ve kişiler göreve getirilmelidir.
Bürokrasi tez elden, elden geçirilmelidir.
Belediyelerde, ivedilikle eski ruhuna muvafık hareket ve zihniyete dönüştürmeye dönük çalışmalar yapılmalıdır.

FETÖ mücadelesinde ByLock ve  vicdanları acıtan, kafaları karıştıran farklı uygulamalar…

Yargıtay 16.Ceza Daire İçtihadı ve AYM Kararı ile BYLOCK örgüt mensubiyeti açısından SOMUT DELİL olarak kabül edilmiştir.
Buna  rağmen bazıları tavizsiz ve doğru şekilde tutuklu ve gereği gibi yargılanırken bazılarını TUTUKSUZ YARGILAMANIN hukuki bir izahından ziyade siyasi bir izahı varmıdır..?
Kullanıp kullanmadığı konusunda bir yorum yapmayarak; eğer medyaya yansıdığı gibi kullanıyor ise, Konyaspor Başkanı’na yapılan tutuksuzluk uygulaması maşeri vicdanı zedelemez mi, halkın yargıya ve devlete olan güvenini sarsmaz  mi..!
Hukuk uygulamaları kişiye göre, makama göre değişkenlik mi arzediyor diye soru işaretleri oluşturmaz mı..!
Bu tarz, “nev_i şahsına münhasır, kişiye özel”  kararlarla, FETÖ ile mücadeleye olan inanç zayıflamış olmuyor mu.!
FETÖ  mücadelesinde adamı olan ,makamı olan ,arkası olan tutuksuz yargılanacak, olmayan tutuklu yargılanacak yaklaşımı adaletli bir yaklaşım mıdır..!

Akşener’in prematüre siyasi hareketi..
Akşener’in parti organizasyonuyla ilgili duyumlar alıyorum. ABD’den icazet filan aldığını düşünmüyorum. ABD’nin böylesi bir siyasi hareketi ölü doğum niteliğinde  gördüğü kanaatindeyim.
Akşener parti kurduğuna göre ABD’nin Pensilvanya Eyaletinden mi icazet aldı yoksa..?
Bu hareket prematüre bile değil, ölü doğmuş bir siyasi özentidir ve siyaset mezarlığına yeni bir kabir taşı ilavesinden başka bir şey olmayacaktır.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlarım.

Not: Hakkıyla, hakkaniyetle, “ilk günkü gibi” bir ruhla, vicdanı ve insani refleksini kaybetmeden çalışan belediyeleri, bürokratları ve parti teşkilatlarını, vekilleri bu yazının içeriğinden hariç tuttuğumu özellikle belirtiyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.