Dünya kurulduğundan beri insanlığın en büyük dramı: Yeme, içme, ısınma ve barınma krizi
Son yazılarımda ve özellikle İran Savaşıyla birlikte vurguladığım ana nokta şu idi:
Yeni Dünya Düzeni’nin “Yıkım aşamasını” yaşıyoruz.
Arkadaşlar!
Bu aşama en zorlu olan, en acı veren ve en karmaşık evredir.
Basit bir örnek verelim:
Bir mahalle ve bu mahallede kentsel dönüşüm yapılacağını düşünün.
Daha karar aşamasında kimi sakinler “iyi olur/kabul” dese bile kahir ekseriyet karşı çıkacak ve metazori ile bir ikna süreci yaşanacaktır.
Hatta biraz da illegalite yaşanacak; ikna olmayanlar çeşitli baskı ve şiddete maruz kalacaktır.
Düşünsenize;
Mahallenin bir ucunda tüm şiddetiyle yıkım başlamış, hemen yanı başında “dönüşüm istemiyorum” deyip evinde kalanlar toz-toprak ve ölüm riski altında yaşamaya çalışmakta…
İkna olup geçici yerleşim yerlerinde yaşamaya başlayanlar ise bir yandan “yeni mahallemiz nasıl olacak; eskisinden iyi mi kötü mü” diye düşünürken, bir yandan da yaşadıkları göçebe hayatın cefasına katlanmaya çalışmaktalar.
Bu süreçte mahallelinin en büyük önceliği nedir?
En temel ihtiyaçlarını giderebilmek.
Bunlar nedir?
Yeme-içme, ısınma ve barınma.
Neden?
Bunları edinmeyle alakalı ciddi sıkıntı ve risklerle karşı karşıya kalındığı için.
Peki, tüm bunlar, yani mahalle sakinlerinin yaşadığı ve muhtemel ki epey daha çekmek zorunda kalacağı zorluklar, mahalleyi yıkan ve yeniden inşa edecek olan inşaat firmasının umurunda mı?
Hiç değil…
Onun için önemli olan tek bir şey var:
Dönüşüm sonrası elde edeceği rant ve yeni mahalle üzerinde kuracağı hakimiyet!
Konumuza dönersek:
Şuanda küresel bazda yaşanan belirsizlik/savaş ve kaos, mahalle ve kentsel dönüşüm metaforuyla örneklemeye çalıştığım durumun çok daha vahim halinden başka bir şey değil.
Çünkü İran savaşıyla ortaya bir realite çıktı.
Nedir bu?
Dünya lojistiğinin ve temel tüketim mallarına erişimin, zincirleme şekilde nasıl bir pamuk ipliğine bağlı olduğunun aşikâr olması.
Trump’tan Netenyahu’ya, Putin’den Şinping’e başat küresel liderlerin zalimlik/otoriterlik ve acımasızlıklarını konuşmak ana gündem olsa da; emin olun ki asıl tehlike bambaşka ve çok daha büyük!
Asıl tehlike, başta geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler olmak üzere dünyayı tehdit eden ve artık kuvvetle muhtemel hale gelen “Yeme-içme/ısınma/barınma” krizidir.
Bunlardan birinde veya hepsinde birden, bırakın tam teşekküllü erişimsizliği; bir olasılık belirdiğinde bile insanların nasıl insanlıktan çıktığını geçmiş örneklerden biliyoruz.
Çok uzağa veya başka ülkelere bakmaya gerek yok.
Bizde bile, Pandemi sürecinde sokağa çıkma yasağı varken, bir gün, sadece bir gün ve birkaç saat, ihtiyaç giderimi için sokağa çıkabilirsiniz dendiğinde fırınların önünde nasıl kuyruklar oluşmuş, nasıl bir karmaşa yaşanmış ve bir ekmek alabilmek için zengin fakir fark etmeksizin nasıl kavgalar yaşandığını hatırlayın lütfen!
Bakınız:
Körfezde yaşanan savaş ve ona bağlı ortaya çıkan petrol/doğalgaz/gübre krizi sadece sanayi üretimini değil; aynı zamanda, insanların “yeme-içme, ısınma ve barınma” ihtiyaçlarına da darbe vurdu ve çok söylemek zorundayım ki artarak vurmaya da devam edecek.
Mesela;
Gübre kıtlığı…
Sadece tarımsal üretim maliyetini artırmayacak; ciddi oranlarda üretim düşmesine de sebep olacak.
İşte o zaman paran da olsa/zengin de olsan, gıdaya erişim zorlaşacak ve hatta parası olmayan kesimler, hiç erişemeyecek.
Bu neyi getirecek?
Kaos/savaş ve ülkelerde iş karışıklıkların artışını…
Ağustos-2021’de küresel tedarik zincirinde yaşanan kırılmayı görünce;
4 Ağustos 2021 tarihli yazımda bunun dönemsel olmadığını ve bundan sonraki yıllarda da benzer durumların daha büyük ve öngörülmez şekilde olabileceğini söyleyip şu uyarıyı yapmıştım:
"En kötüye göre hazırlanıp/plan yapan ülkeler/devletler, en az zarar görecek ve en az hasarla atlatacaklardır…"
Aradan beş yıl geçmiş…
Peki, en kötüye göre kim hazırlanmış, kim plan yapmış?
Başka bir deyişle; özellikle gıda üretim ve temel gıdaya erişim konusunda kimler/hangi ülkeler, hiç olmazsa kendi kendini idare ve idame ettirebilecek ülkesel üretim konsepti oluşturmuş?
Ülkeler bazlı bugünkü üretim tablosu ortada.
O yüzden bu soruya ben cevap vermeyeceğim!
Kendiniz bakın, görün, değerlendirin ve kendi kendine yetebilirliğe sahip ülkelerin hangileri olduğunu siz söyleyin!
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.
