• Genel

Tasavvuf penceresinden, 'Ramazan günlüğü 20. gün'

Rabbimiz buyuruyor! 5/MAİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Tasavvuf penceresinden, 'Ramazan günlüğü 20. gün'

Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz.

İSLÂM’DAN KOPANLAR

RESÛL VE NEBÎ
Kur’ân-ı Kerim’de geçen “nebî” kelimesi; Farsça’daki “peygamber” kelimesiyle eşdeğerdir. Biz de Türkçemizde “nebî” kelimesini değil de “peygamber” kelimesini kullanırız. Kur'ân-ı Kerim’de geçen nebî kelimesi, peygamber anlamındadır. Nübüvvet, peygamberlik demektir.
Resûl kelimesi lugat mânâsı itibariyle “elçi” demektir. Risalet, resûllük müessesesini ifade eder.
Kur’ân-ı Kerim’de geçen bütün “resûl’ kelimeleri “peygamber” anlamında kullanılmamıştır. Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim’de birçok yerde alelâde elçiler için de resûl kelimesini kullanılmıştır. (Yusuf-50, Neml-35, 36) Bu sebeple nübüvvet ve risalet aynı mânâyı ifade etmez.

İki nev’i resûl vardır:
1- Nebî (peygamber) resûller
2- Velî resûller.

Nebî resûller nübüvvet müessesi içerisinde, velî resûller ise risalet müessesesi içerisindedirler. Kur’ân-ı Kerim’e baktığımız zaman risalet ile nübüvvet müessesesinin birbirinden ayrı iki tane müessese olarak mevcut olduğunu görürüz. Bunun en kesin delili, Ahzab Suresinin 40. âyet-i kerimesidir. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:

33/AHZAB-40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah'ın Resûl'ü ve Nebîlerin (Peygamberlerin) Hatemi'dir (Sonuncusu). Allah, herşeyi en iyi bilendir.

Nebîlik (peygamberlik) müessesesi, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile hitam bulmuştur, sona ermiştir. O, peygamberlerin sonuncusudur ama resûllerin sonuncusu değildir. Risalet, kıyâmete kadar devam edecektir.  
Nebîler, kendilerine kitap verilen resûllerdir. Bütün nebîler mutlaka aynı zamanda resûldürler. Onlar nebî resûldürler. Ama bütün resûller, nebî değillerdir. Resûllerin bir kısmı velî resûldür, az bir kısmı nebî resûldür. Risalet peygamberlik değildir.
Bütün peygamberler kâinatın peygamberidir. Bütün resûller önce kendi ait oldukları ülkenin resûlüdürler. Bunların arasında, peygamberlerin bulunmadığı devirlerde devrin imamlığına vekâlet eden bir resûl mutlaka olacaktır. Eğer nebî resûl yoksa o zaman huzur namazının imamlık müessesesine velî resûllerden birisi vekâlet edecektir. Vekâleten imam olacaktır, asâleten olması mümkün değildir. Çünkü o bir peygamber değildir.
Allahû Tealâ, şeriat kitaplarını nebîlere verdiğini söylüyor:

3/AL-İ İMRAN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunneh(tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne).
Hani o zaman ki; Allah, peygamberlerin (nebîlerin) MİSAK’ini (yeminini) almıştı: “Andolsun ki; size Kitap ve hikmet verdim, sizlerden sonra sizinle beraber bulunanı (Allah’ın sizlere verdiği kitapları) tasdik eden Resûl gelince, O’na mutlaka îmân edecek ve O’na mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu ikrar ettiniz mi ve bu ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?” “İkrar ettik.” dediler. “Öyle ise şahit olun. Ben de sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.

Bütün kavimlere, zamanın bütün parçalarında mutlaka ardarda resûller gönderilir. (Mu’minun-44, Bakara-87) Bunlar, veli resûllerdir. Eğer aralarında nebî resûl varsa, o sadece bir kavmin, kendi kavminin resûlüdür. Ama kâinatın nebîsidir. Resûller birbirinin ardı sıra gönderilmektedir. Ancak nebîler arasında fetret devirleri olmuştur.
Nebîler, peygamberler olarak İsrail kavmine gelmiştir. Sadece Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz Arap kavmine gönderilmiştir. Ama aslında hepsi aynı soydan, Hz. Nuh’tan sonra, Hz. İbrâhîm’in soyundandır.
Resûller, bütün kavimlere, onların lisanıyla, kendi içlerinden gönderilir. (İbrahim-4)
Kur'ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ, hiçbir kavme resûl göndermedikçe azap edici olmayacağını ifade etmektedir. (İsra-15)
Bütün insanlara ya resûl olarak (veli resûl olarak) ya da nebî resûl olarak, mutlaka resûller gelmiştir. Hiçbir kavim olmamıştır ki; herhangibir devrede resûlsüz kalsın. (Nahl-36)
Bir insan hangi devirde yaşarsa yaşasın, hangi ülkenin hangi köyünün hangi kazasında, hangi şehrinde yaşarsa yaşasın; o kişiye mutlaka Allah’ın resûlünün tebliği ulaşır. Hiçbir devirde tebliğ ulaşmayan hiç kimse yaşamamıştır. Allah’ın resûlleri bütün kavimlerde, bütün devirlerde mevcuttur. (Zumer-71, Mulk-7, 8, 9, 10)
Allah'ın resûlleri arasında insan resûllerin yanında meleklerden resûller de (Hac-75, En’am-61, Zuhruf-80, A’raf-37)  cinlerden resûller de (En’am-130) vardır. Ancak cinlerden ve meleklerden nebî resûl yoktur.
Resûlün görevi; ister nebî resûl olsun, ister veli resûl olsun, insanları dalâletten kurtarmak, hidayete erdirmektir.

Yorum Yazın
islami sohbet
dini chat sohbet odaları