TIC 600*160
  • Siyaset

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal; 'Türkiye iki kutupluluğa mahkum olmamalı'

Türkiye İnternet Gazeteciliği Derneği (TİGAD) Genel Başkanı ve OGÜNHABER Yazarımız Okan Geçgel, Demokrat Parti Genel Başkanı ve Afyon Milletvekili Gültekin Uysal'ı makamında ziyaret etti.
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal; 'Türkiye iki kutupluluğa mahkum olmamalı'
OGÜNHABER-ÖZEL -

Türkiye’de çok uzun süredir yüksek gerilim hattında seyreden bir siyaset ortamının oluşturulduğunu söyleyen Gültekin Uysal, "Biz temel strateji olarak Türkiye’nin iki kutba mahkum olmamasını, iki kutupluluğa mahkum olduğu takdirde Türkiye’nin gerçek gündeminden ve hedeflerinden uzaklaşacağı düşüncesindeyiz." dedi.

"TÜRKİYE KAOS ORTAMINA SÜRÜKLENDİ"

Demokrat Parti olarak Türkiye ile alakalı görüşlerinizi almak istiyorum. Ülkenin bugününde Demokrat Parti'nin sıkıntıları için de ne gibi çözümleriniz var?

Türkiye, tarihimizde karşı karşıya kalmadığımız pek çok meydan okuma ile pek çok yüksek gerilim hattında seyreden hem coğrafi, bölgesel hem uluslararası hem de ülke içinde krizlerle karşı karşıya. Tabi imkânları var, fırsatları var, beraberinde riskleri var. Cumhuriyet kurulduğundan itibaren kademe kademe tercihini yapmış, demokratik hukuk düzeni içerisinde nimetleri, külfetleri ortak bir paydada paylaşıcı, bu bölgenin huzur ve güven içerisinde yaşayan yegane ülkesi olması hüviyetiyle en büyük vasfı bunlar idi. Tabi bugün bir alt üst oluş çağındayız. Bölgemizde bir deli gömleği giydirilme çabasıyla bir tasavvur var. Ve maalesef Türkiye'de parti devleti olarak aynileşmesi dolayısıyla AK Parti'nin, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ın politikalarıyla da Türkiye kudret kapasitesini aşan icra edemeyeceği uluslararası güçlerin de müdahale imkânı bulamayacağı bir siyaseti tercih etmesi sonrası bölgenin de zaten pek çok altyapısı hazırdı. Böylece bir kaos ortamına sürüklendi. Suriye'deki şehitleri konuşuyoruz ama geriye dönüp bakınca 2011 yılından bu yana Suriye'ye dahil olmuş İran, Rusya, ABD başta olmak üzere diğer ülkelerin hiçbirinin buraya sınırı yok, komşusu değil. Ama Türkiye'nin maddi yükümlülükleri, 3,7 milyon mülteci, milli güvenliğimize tehdit oluşturabilecek pek çok kısa veya uzun vadedeki oluşumlar... Bütün bunları değerlendirdiğimizde bütün sıkıntıları çekecek olan yegane ülke; Türkiye. Bütün bunlara rağmen yanlış siyasetimiz, Fırat'ın doğusunda ABD'nin müsaade ettiği kadar, batısında Rusya'nın müsaade ettiği kadar kendi öncelikleriyle bir hareket alanı yaratılması ve yanlış siyasetin bedelini şehitler vermek pahasına kendimize bir alan açmaya gayret ediyoruz. Rahmetle yad edelim Eski İçişleri Bakanlarımızdan İhsan Sabri Çağlayangil'in güzel bir sözü var: "Ortadoğu'da eğer masada oturmuyorsanız kendinizi menüde bulursunuz." Türkiye kendini menüde buldu. Bütün bu problemler, Türkiye'nin biriktirdiği meseleler için iktidarın söyleyecek sözü kalmamış. Kendi varlığını kaçınılmaz bir kadere dönüştürmek için insanlarımızı risk ortağı yapan, geniş kitleleri yoksulluğa mahkum eden, 15 Temmuz'un akabinde olağanüstü hal ile bir korku iklimi içerisinde en temel hürriyetlerin bile kısıtlandığı pek çok parametreden küme düşmüş bir portre var.



"SİYASİ REKABETİ SOKAĞA YÖNLENDİRMEK DOĞRU DEĞİL"

İlber Ortaylı'nın 'İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı' diye güzel, tarihi bir kitabı vardır. Tabi, önümüzdeki seçim de Türkiye'nin en kritik seçimi. Demokrasiyi, iktidarların kavgasız, dövüşsüz el değiştirmesi olarak tarif edersek Türkiye, bu iktidar değişimi ve dönüşümünü kavgasız, dövüşsüz yapabilecek mi? Yapamayacak mı? İktidar çok bilinçli bir tercihle sistemin üzerine bir alternatif maliyet yüklüyor. Özellikle 2011 yılında seçimler vesilesiyle seslendirilmiş sonrasında unutulmuş, bu yerel seçimlerin akabinde birkaç ay önce Kanal İstanbul ile ilgili yüksek dozajda kitleleri hareketlendirecek, sokağa yığacak ipuçlarını gördük. Akabinde CHP'nin İş Bankası hisseleri, FETÖ'nün siyasi ayağı tartışmaları maalesef elindeki devlet gücüyle beraber biraz siyasi rekabeti sokağa doğru yönlendirmek gibi bir tercihi var. İstediğiniz kadar kolluk gücünüz, devlet gücünüz olsun o sokağın aklı olmaz. Bunu AK Parti iktidarı da kontrol edemez. Umarım böyle bir yanlış içerisine girilmez. Türkiye'de şehit cenazelerinde bile yan yana gelemeyen liderler portresiyle bugün karşı karşıyayız. Bu nedenle biz makul çoğunluğun sesi olarak Türkiye'nin bu iki kutupluluğa mahkum olunmaması, yeniden uçlara kaymış, kimliklere mahkum olmuş siyasi alanda kadastroyu değiştirecek, herkesin yarınından emin olabildiği bir Türkiye'yi, problemleri demokratik, hukuki kanallara aktaracak bir Türkiye'yi hayal ediyoruz. Bu manada da 1 Aralık'ta genişletilmiş temsilciler meclisi toplantısı yaptık. Akabinde İl Başkanlarımız, Genel İdare Kurulumuz ile önümüzdeki süreci bugünden planlamaya gayret ediyoruz.

"TÜRKİYE'Yİ GELECEK ASIRLARA HAZIRLAMA ÇABASI İÇERİSİNDE OLMALIYIZ"

Tabi iktidarın kendi içerisinde bir takım iç kanamaları var. Bugün itibariyle iki tane Sayın Ahmet Davutoğlu ve Sayın Ali Babacan'ın partisi kuruldu. Elbette Türkiye'de düşünce özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü var. Demokrasinin bu anlamda rekabetini çoğaltması, rekabete inanan insanlar olarak olumlu karşıladığımız işler. Ama bunları aşan Türkiye'nin konjonktürel bir takım yapılanmalarla değil de kalıcı bir dengelenme sağlayacak, Türkiye'nin altüst olmuş değer yargılarını, altüst olmuş kurumların hem kendi içerisindeki ilişkileri hem topyekun Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yerli yerine koyacak, devlet, millet kavramlarını doğru tarif edecek ve demokrasiden hukuka, eğitim sistemine, ekonomisine önümüzdeki 10 yıl içerisinde yeni bir boyut ve derinlik katarak önümüzdeki asra hazırlanacak bir Türkiye hayal ediyoruz. Eğer Türkiye bunu yapamazsa, yapamazsak orta ölçekli bir güç olamadan her zamankinden daha fazla ister sert güçlerle ister yumuşak güçlerle uluslararası aktörlerin Türkiye'ye müdahaleleri kaçınılmaz şekilde kapımızı çalacaktır. Bu açıdan Demokrat Parti olarak içinden süzülerek geldiğimiz tarihi mecra, devletimizin, milletimizin ortak tarihi yürüyüşü, dini, milli demokrasimizin ve cumhuriyetimizin bütün değerlerini sinesinde eritmiş ve buradan ilelebet bu topraklarda varlık iradesi koymuş bir tarihi tecrübenin siyasi aklı olarak kendimizi tarif ediyoruz. İnşallah bunu da daha kuvvetli bir ses ve soluk olarak önümüzdeki süreçte milletin önüne bir alternatif olarak dönüştürmek gayretimiz var.



"SPEKÜLASYON YAPMAK İÇİN HENÜZ ÇOK ERKEN"

Türkiye'de iki kutuplu bir siyasetten bahsettiniz. Acaba önümüzdeki süreçte Millet İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül mü olacak? Sizin görüşleriniz nedir?

Spekülasyon yapmak için henüz çok erken. Tabi çok uzun süredir konuşulan şeyler var. 2018'de seçimler öncesinde de Sayın Abdullah Gül ile ilgili ciddi değerlendirmeler oldu. Ben şundan eminim Türkiye siyasi iklim olarak daha farklı şartlarda bu sürece girecektir. İktidarın bu hükmü değiştirmek için çok radikal müdahaleler yapacağı kanaatindeyim. İktidar cephesinde seçim sistemi dahil olmak üzere %50+1 dengesine kendini mahkum ettiği bir takım açmazlar var. Bunları kendi lehine yöneltebilmek için çalışmalar olacaktır. Türkiye'de iktidar eliyle her şey ihtimal dahilindedir. Türkiye'nin 1876'dan bu yana ağır aksaklar da olsa, ara dönemler de olsa bir tecrübesi var. Cumhuriyet ile beraber, çok partili siyaset hayatıyla beraber farklı bir noktaya gelmiş ama 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, arkasından gelen demokrasiye müdahale süreçleri, 28 Şubat, 15 Temmuz... Bugün eleştirdiğimiz pek çok demokrasi kanallarının tıkandığını ifade etmekle beraber hala Türkiye'nin açık kanalları da var. Bunun da kıymetini biz biliyoruz. Umarız oturdukları koltuklara kendi geçmişlerini yok sayarak kendilerine yeni bir geçmiş icat etmek için gömlek değiştiriyoruz diye gelenler, bu ülkenin her türlü imkan ve imtiyazından azami düzeyde yararlananlar dönüp bir de bu büyük geçmişe hakaret edenlerin fazlasıyla kıymet bilmesi gerektiğinin kanaatindeyim. O nedenle iktidara her zaman açık yüreklilikle telkinimiz ve tavsiyemiz; Türkiye'ye işleyen bir adalet mekanizması, işleyen bir demokrasi rejimi miras bırakmaları kendileri için de yarınlara bir teminat olacaktır.

"TÜRKİYE ÇOK UZUN SÜREDİR SİYAHLA BEYAZ ARASINDA SIKIŞTI"

Biliriz ki iktidarı çalıştıran muhalefettir. Yanlışları,  eksikleri, hataları varsa bunu dile getiren ya da doğru şeyler varsa yanında duran, bugüne kadar alışmış olduğumuz böyle bir muhalefet sistemi vardı. Geçtiğimiz günlerde CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay'ın "İktidar doğru da yapsa bizim için yanlıştır. Biz muhalefetiz." diye bir yaklaşımı oldu. AK Parti'nin uzun yıllar iktidarda olduğunu göz önünde bulundurursak muhalefetin de kendini sorgulaması gerekmez mi? Siz neler söylemek istersiniz?

Tabii Türkiye'de bir çarpıklık var. Dünün siyaset çerçevesi içerisinde bugünü değerlendiremeyiz. Dün cumhurbaşkanının partisi yoktu, tarafsızdı ve parti rekabetine de geçmiş siyasi mücadelesinden gelmiş cumhurbaşkanlarımıza rağmen o derece müdahil olmadılar. Ama bugün muhalefet cumhurbaşkanı hüviyetiyle parti başkanı olarak Sayın Erdoğan'ı eleştirdiğinde cumhurbaşkanını eleştirmiş oluyor. O cumhurbaşkanı parti hüviyetiyle sabah, akşam muhalefetin kimi unsurlarına çok da hoş görmediğimiz, onaylamadığımız tabirler kullanıyor. Muhalefet de ister istemez buna cevap veriyor. Kendi açısından bir dehşet dengesini kurmak mecburiyetinde kalıyor. Böyle bir dengesizlik var. Bizim temel tercihimiz elbette demokrasilerde rejimi demokratik yapan şeyin muhalefetin sadece varlığı değil, muhalefetin varlık hakkının teminata bağlanması. Hepimiz biliyoruz bugün medya iletişiminden kamu kaynaklarının kullanımına, kolluk gücünden istihbarata bütün bu süreçte partiyle devleti aynileştirmiş, birleştirmiş uzun süreli iktidar maalesef problemli sahalar ortaya koyuyor. Zaman zaman kimi bakanların çok üslup dışı tavırları ister istemez toplumsal iklim kadar siyasal iklimi de zehirliyor. İdlib'te 33 şehit vermişiz ve vatandaş Sayın Cumhurbaşkanından çıkıp bir açıklama yapmasını bekliyor. Tüm siyasi aktörler makul bir tavırla daha bütünleştirici, daha kucaklayıcı, bir acı etrafında birlik sağlayacak bir üslup bekliyor, akıl, beyan bekliyor. Sayın Cumhurbaşkanı 33 şehit haberini vermekte zorlanıyor ama benzin ve mazota indirim yapılması haberini kendisi verebiliyor. O haberi Hatay Valisine bırakmıyor. Türkiye çok uzun süredir siyahla beyaz arasında sıkıştı. Ya bendensin, ya değilsin. Ya benimsin, ya kara toprağınsın. Meksika sınırı gibi bir sınır var. Hangi gerekçe ile olursa olsun iktidarın lehine tavır alırsanız daha çok ahbap, çavuş ilişkileri gibi şahsi beklentilerle bir takım siyasi aktör ve partilerin operasyona kiralama mantığı var. İktidar partisinin bu tür küçüklü büyüklü operasyonları var. Biraz mizahi anlam da katarsak; o tarafa geçerseniz her şey serbest, günah da yok. Böyle bir iklimin içerisinde nefes alıp veriyoruz. Daha önce de altını çizdiğim gibi Türkiye'nin ekonomik ikliminden en fazla yararlanan ve yararlanacak olan iktidardır. Bir de bu işin yarını var. Türkiye'de eninde sonunda bir demokratik hukuk düzeni içerisinde bunca yıldır hukukun dışına taşmış, iktidar erkinin ister yerel ister genel idaredeki bir takım tercihleri var. Bütün bunların hesabını millet adına elbette Türkiye Cumhuriyeti Devleti hakimi, savcısı, siyaseti, medyası muhasebesini yapıp hesabını soracaktır. O açıdan bu iklimi doğru bir çizgiye çekmek lazım. Ama çok uzun süredir mahkum olduğumuz bu soğuk savaş stratejisinin içerisinde mesafelerin açıldığı bir kakofoni içerisinde kimsenin kimseyi dinlemediği bir dönemdeyiz. Tüm bu problemleri maalesef demokratik kanallar içerisinde gündem yapamıyoruz. Türkiye'de bir problemi çözebilmenizin tek bir yolu var; AK Parti Genel Başkanı Sayın Erdoğan'ın kadrajına sokmak.



"ÖZGÜR İNSANLAR FARK YARATABİLİR"

İnternet gazeteciliği yasasını çıkarmak için ciddi gayretler içerisindeyiz. Bu anlamda bütün siyasi partilerin de desteğini istiyoruz. Bu konu ile ilgili de bir pencere açıp, ne gibi katkılar olabilir ya da bu konuyu nerelere taşıyacaksınız?

Özellikle teknolojinin gelişimi, sosyal medya, internet altyapısı hem erişim hem ucuzlaması, bugün nüfusun çoğunluğunun bu erişime sahip olduğu bir Türkiye var. Her geçen gün de daha farklı enstrümanlarla, farklı mecralarla işleyen süreçler var. Bugün Türkiye'deki siyasi iklime, medya şartlarına bakınca bu en fazla muhalefetin lehinedir. O yüzden ancak özgür insanların fark yaratacağı inancındayız. Bu özgürlüğün temeli de fikir hürriyetidir, düşünce hürriyetidir. Bunu en net kullanacağımız yer de basın hürriyetidir. Elbette bu özgürlüğü kullanırken de bunu gayrimeşru amaçlar için toplumun ortak kabulleri ve değerlerinin ötesinde kabul etmeyeceğimiz usullerle kullanan pek çok unsur da var. Hukuk bunlara karşı maalesef yeterince cevap üretemiyor. Burada bir düzenleme yapmak lazım. Çok uzun süredir sizler seslendiriyorsunuz. Sizlerin ilettiği dosya ile beraber ilerleyen süreçte hem Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde hem bulduğumuz her kürsüde internet medyacılığı ve özellikle yerel medya için gereklilikleri gündeme getireceğiz. 1 Aralık toplantımızda Türkiye'nin demokrasi iklimine geçişi için 5 madde teklif ettik. Bunların en önemlisi siyasi partiler kanunu, meclisin bütçe hakkı ve RTÜK, Anadolu Ajansı, TRT, kamu kaynakları. Bu alanın üzerinde hem devletin enstrümanı, eli olan TRT gibi yapıcı kurumlar hem RTÜK ve Basın İlan Kurumu gibi düzenleyici kurumlar var. Özellikle yerel medyanın önemli bir kaynağı olan Basın İlan Kurumunun üzerinden de iktidarın her geçen gün rengini koyulaştırdığı bu rejimin müdahale unsuru haline gelmiş. Bizim teklifimiz; bu kurumların büyüklüğüne küçüklüğüne bakılmaksızın mecliste grubu olan tüm siyasi partilerin eşit oranda temsiliyetinin olması, Türkiye'de bağımsız ve eşit bir rekabeti sağlayacağı düzenleyici, denetleyici kurumlar haline gelmesidir. Türkiye'nin demokratik iklimi geçebilmesinin en önemli şartlarından birisinin bu olduğunu düşünüyorum.

TIC Detay Altı
Yorum Yazın