Ekonomi düzelir, peki ya ruhumuz? Türkiye’de sosyal çürümenin sessiz yükselişi
Bir ülke ekonomik kriz yaşayabilir. Enflasyon yükselir, para birimi değer kaybeder, işsizlik artar. Siyasi gerilimler olur, iktidarlar değişir, sistemler yeniden kurulur. Tarih gösteriyor ki ekonomi toparlanır, siyaset yeniden şekillenir. Ama sosyal çürüme başladığında, asıl tehlike görünmez yerden büyür.
Türkiye’de son yıllarda konuşulan krizlerin çoğu ekonomik. Oysa gözden kaçan daha derin bir mesele var: kültürel aşınma ve toplumsal duyarsızlaşma. Gençlik, bir toplumun aynasıdır. Eğer gençler umutsuzsa, sabırsızsa, tahammülsüzse ve köksüz hissediyorsa, sorun sadece ekonomik değildir.
Bugün gençler bilgiye hiç olmadığı kadar hızlı ulaşıyor. Fakat aynı hızla yüzeyselleşiyor. Okumak yerine izlemek, düşünmek yerine tüketmek, üretmek yerine yorum yapmak daha cazip hale geliyor. Sosyal medya beğenisi, gerçek hayattaki saygınlığın önüne geçiyor. Kimlikler derinlikten değil, trendlerden besleniyor. Bir kültür, ancak hatırlanırsa yaşar; fakat hatırlamak emek ister.
Aile bağlarının zayıflaması, komşuluk ilişkilerinin kopması, saygı dilinin kaybolması… Bunlar ekonomik göstergelerde görünmez. Ama bir toplumun ruhunu kemirir. Gençlerin büyük kısmı artık bir yere ait hissetmiyor. Aidiyet olmayınca sorumluluk da zayıflıyor. “Bana ne?” cümlesi, en tehlikeli toplumsal refleks haline geliyor.
Eleştiri gençlere değil, onları bu boşlukta bırakan düzene olmalı. Eğitim sistemi ezber üretirken karakter inşa etmeyi ihmal ediyor. Rol modeller, bilgelik yerine popülerliği temsil ediyor. Hız kültürü, sabrı değersizleştiriyor. Oysa medeniyet dediğimiz şey, sabırla biriktirilen değerlerin toplamıdır.
Ekonomi toparlanır. Yabancı yatırım gelir, faiz düşer, piyasalar canlanır. Ama kültür çökerse, yeniden inşa etmek nesiller alır. Sosyal çürüme; güvenin kaybıdır, dilin kabalaşmasıdır, merhametin azalmasıdır. Ve en tehlikelisi, bunun normalleşmesidir.
Bir toplumun gerçek gücü, gençlerinin zihinsel derinliği ve ahlaki omurgasıdır. Eğer gençlik sadece hayatta kalmayı değil, anlamlı yaşamayı da önemserse; işte o zaman sosyal çürüme tersine döner. Aksi halde ekonomik büyüme, içi boş bir kabuktan ibaret kalır.
Soru şu: Biz sadece zenginleşmek mi istiyoruz, yoksa güçlü bir toplum olarak var olmak mı?
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.
