İstikbal Yuan ve Ruble’deymiş: Kâhinlik yapmayı kesin ve milleti aldatmayın!
Amerika, İran, Çin, Rusya, İsrail, Avrupa ülkeleri, Hindistan, Arabistan, Mısır, İngiltere…
Kim bunlar?
Ekonomik, siyasi, askeri bakımdan dünyanın başat ülkeleri.
Ne oluyor veya ne yaşanıyor?
Dünya bu başat ülkelerin direk veya dolaylı şekilde karıştığı veya başlatıp yürüttüğü bir yıkımı yaşıyor.
Diğer bir deyişle; bu ülkelerden kimisinin çok kimisinin az katkısıyla ama bir şekilde müdahil oluşuyla oluşan bir “Orman Kanunu” sürecini yaşıyor.
Yani, görünüşe göre gücü yeten yetene…
Bombalar atılıyor, füzeler savruluyor ve Tahran başta olmak üzere Lübnan’da, İsrail’de, Dubai’de, Katar’da, Arabistan’da ve hatta Gazze’de koca koca binaların yıkımına şahitlik ediyoruz.
Aslında olan nedir?
Aslında olan binaların yıkılması değil; küresel sistemin ve özellikle de ekonomik sistemin yıkılmasıdır.
Son günlerde özellikle de ekonomi çevrelerinden gelen ilginç yorumlar işitiyorum.
Yok efendim, Dolar bitecekmiş,
Vay efendim Avro can çekişecekmiş,
Aman efendim, istikbal Yuan ve Ruble’deymiş…
Arkadaşlar!
Bu söylem ve benzeri yaklaşımlar emin olun boş lakırtıdan ibaret. Sadece kerameti kendinden menkul insanların kahinliğe kalkışmasıdır.
Defalarca söyledim ama yineliyorum:
Dolar Amerika’nın para birimidir ama doların sahibi Amerika değildir.
FED Amerikan Merkez Bankasıdır ama Amerika, FED’in sahibi değildir.
Amerika, FED’i/Merkez Bankasını yönetemez ama FED Amerika’yı yönetenlerin belirlenmesinde olmazsa olmaz bir belirleyicidir.
FED, Amerika istediği için değil; FED’in sahibi olan güç ve akla sahip olanlar öyle uygun gördüğü için dolar basar.
Buradan hareketle tespitimizi genişletirsek:
Ülkelerin para birimleri vardır ve kavramsallaştırırken “o ülkenin milli parası/para birimi” olarak dile getirilir.
Ama hangi ülke olursa olsun; buna Çin, Rusya, Hindistan, Japonya, Almanya, Fransa, Kuveyt ve hatta İsviçre hatta ve hatta İngiltere de dahil; hiçbir ülke -sözüm ona- adı “milli para/ülkenin para birimi” denen bu paraların tam ve mutlak sahibi değildir.
Bu arada küresel finansı elinde tutan güç ve akıl sahipleri için emin olunsun ki Dolar’ın Yuan’dan, Sterlin’in Ruble’den, Avro’nun Dinar’dan bir farkı yoktur. Biri diğerine göre ne daha önemli ne de daha az değerlidir.
Bunların hepsi küresel finans sistemini kontrol etmek için kullanılan ve öyle olması gerektiği için birbirinden farklıymış gibi görünen/gösterilen finansal enstrümanlardır.
Misal; et mamulü bir ürün vardır ve “helal kesim” olduğu için seviyor ve tercih ediyorsun diyelim.
Bir diğer ürün ise “domuz yağı” içeriyor diye sevmiyor ve hatta üretici firmasını tercih etmemekle kalmıyor boykot ediyorsun.
Neden? Çünkü o firma zayıflasın/güçlenmesin diye…
Sonra bir meraklı çıkıp her iki ürünün de menşeini/ana firmasını araştırıyor.
Helal kesim yapan firmanın sahibi Müslüman ama o firmanın bağlı olduğu firma Hristiyan ve o firmanın da bağlı olduğu ana firma Yahudi çıkıyor.
“Domuz yağı” kullanıyor diye nefret edilen firmayı ve sahiplerini araştırıyorsun. O firma ötekine, öteki daha ötekine bağlı şekilde bir silsile oluşuyor ve bir de görüyorsun ki bu firma da “helal ürün” üreten firmaya sahip olan aynı Yahudi Holdinge ait…
Peki bu durumda dini hassasiyetle sergilenen tüketici refleksi veya boykot iradesi ne ifade ediyor?
Sıfır elde var sıfır. Her yol Roma’ya çıkar misali; son tahlilde hep kasa kazanıyor.
Ülke paraları da aynen böyledir.
Nasıl iPhone marka telefon, Çin’de iPhone City adıyla anılan yerde üretilince Çin markası olmuyorsa,
Nasıl Fiat otomobilleri, Türkiye’de üretilince Türk markası olmuyorsa,
Nasıl İran petrolü, yeniye kadar Dubai’de millileştirilip satılınca Dubai petrolü olmuyorsa; ülke paraları da o ülkenin para birimi denerek, tam ve mutlak şekilde o ülkenin parası olmuyor.
Demem o ki; bugünden hareketle parasal kahinliğe kalkışıp finansal sihirbazlık içinde “İstikbal Ruble ve Yuan’dadır” sözüne fazla itibar etmeyin. Hatta hiç itibar etmeyin.
Para konusu bir illüzyondur ve kimse veya hiçbir ülke, kendi parası denen para da dahil; herhangi bir paranın sahibi değildir, istese bile olamaz.
Neden?
Çünkü sonra kendine Düzenin Sahibi diyen bir Köroğlu çıkar ve “benim param en güçlü/daha güçlü/rezerv para olacak” diyen ülkenin parasını pula çevirir.
Altını/gümüşü bir anda yükseltir; bu esnada tıkır tıkır kabını kalaylar/kazanacağını kazanır ve sonra da bir anda gerisin geriye indiriverir.
Arkadaşlar!
Elin oğlunun planı birkaç yorumda attığı tutan ve kendini ekonomist, analist, yatırım danışmanı olarak medyatize eden sahte müneccimlerin perspektifinin çok ötesindedir.
Onların tutturması aynı bozuk saatin bile günde iki defa doğruyu gösterebilir olmasından öte bir şey değildir.
Elin oğlunun planı çok daha farklı/daha kapsamlı ve daha düşünülmeyen ve ancak yaşadıkça hayretle fark edilen türdendir.
İlla bir betimleme yapacaksak;
“Milliyetsizleşen bir para veya Parasız para sistemi” diyebiliriz.
Bunun formatı, kripto olur/dijital olur veya kolumuza takılan bileklik yahut da bir yerlerimize monte edilen bir çip olur bilemem ama bugünkü parasal sistemin sonu geldi ve bu yüzden de, herhangi bir para birimine atfedilen değerleyici/değersizleştirici yorum ve yaklaşımlar laf-ı güzaftan ibarettir.
Son olarak:
Birkaç gündür ülkemizde yaşanan bazı gelişmeler çerçevesinde olsa gerek; “Türkiye savaşa dahil mi olacak/Türkiye savaşa mı çekiliyor” gibi sorular alıyorum.
Sayın Erdoğan ve Sayın Fidan’ın şuana dek sergilediği akıllı ve akılcı politika gayet takdire şayandır.
Bu politikayı özetlersek:
Şiddetle savaşa karşı oluş/barışı savunuş ve savaştan ülkemizi uzak tutuş…
Fakat arkadaşlar, nasıl savaşa girmenin/savaşmanın bir maliyeti varsa savaşmamanın/savaşın dışında kalmanın da bir maliyeti vardır ve aksi bazen imkansızdır.
Bence resmin bütününe odaklanın ve noktasal atraksiyonlarla genellemeye girmeyin.
Devleti yönetenler, bazen ve özellikle de bugünkü gibi koşullarda bazı şeyleri yaparsa veya yapıyorsa unutmayın ki olan şey aslında olduğunu sandığın şey olmayabilir.
Üstelik konjonktür de bunun açıklamasını yapmaya/detay vermeye elverişsiz olabilir. Ki, şuanda atmosfer tam da öyle.
O yüzden, ben, Türk Devlet refleksinin on yıllardır sahip olduğu deneyime ve başta Sayın Erdoğan ve Hakan Fidan olmak üzere devlet yöneticilerimizin savaş noktasında ve savaşın dışında kalınması konusunda ekstra bir hassasiyetle kılı kırk yararcasına hem İsrail ve Amerika ile inatlaşmadan, hem de İran ile husumet oluşturmadan hassas bir politika yürüttüklerine inancım tamdır.
Siz okurlarıma da tavsiyem şudur:
Görünüşe göre hüküm vermeyin ve kritik dönemlerde sabırla ve devletimize güven içinde sakin kalın.
Böyle dönemlerde neyin ne olduğu veya olduğunu sandığımız şeyin aslında ne olmadığı ancak sis dağılınca belli olur.
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.
