İzmir'li Dario: Kim daha Türk, kim daha Türkiye'ci!..

İzmir'li Dario: Kim daha Türk, kim daha Türkiye'ci!..
Dario Moreno…
Yoksulluk mu; her çeşidini görmüş,
Kimsesizlik mi; iki yaşında babasını kaybetmiş, evleri yangında kül olmuş.
Dışlanmak mı; üvey baba evinde, o kadar üvey kardeşe yer varken, bir tek ona başını koyacak bir yastık çok görülmüş. Yetimhaneye gönderilmiş.
Tombik bedeni nedeniyle dalgaya alınmış,
Yabancılık mı; büyük büyük dedeleri İspanya'dan dışlanmış/kovulmuş Osmanlı'ya sığınmış…

Ama bu çocuk asla pes etmemiş,
4 yaşında verildiği Yahudi okulunda, az zamana çok acı sığdıran bu minik beden ve ruh sanki onun değilmişçesine; cıvıl cıvıl, şen – şakrak ve neşe bülbülü gibi olabilmeyi başarmış.

Okul sonrası gençlik yıllarında (gençlik derken de şimdiyle kıyaslarsak çocukluk yılları sayılır) yapmadığı iş kalmamış. Ama iş harici vaktini kütüphanede geçirir Fransızca öğrenir ya da müzikle ilgilenirmiş.

Bir de asla pes etmez ve hayal kurmaya hep devam edermiş.

Sonra gelir askerlik vakti; İzmir'li Dario'nun…
Piyade sınıfındadır ama Akhisar Orduevine düşer.
Askerlik dönemi müzik noktasında dönüm noktasıdır.

Keşfeder yeteneğini…
Sonra konserler vermeye başlar.
Askerlik sonrası İstanbul'a gelir.
Artık tutunmaya başlamıştır.

Fenerbahçe'de Belvu Gazinosunda sahne almaya başlar.
İki günlüğüne Ankara'ya gelir ama iki yıl kalır.
Kaldığı otelde oda arkadaşı Orhan Veli'dir.
İstanbul'a döner ama hayali olan Paris'e gitmek için hazırlıktadır.
Gider mi; gider…

Paris'te ilk yıllarda pek başarılı olamaz.
Ama sonra bu "Müezzin Sesli Adam" tutunmaya ve kendine has bir "tarz" oluşturmaya başlar.
Bir radyo konserinde en fazla alkışlanan solist olur.

Fransa'da uluslararası özellikli bir müzik yarışmasında dereceye girer ve Fransa Bayrağı çekilirken;
"Ben Türk'üm/İzmir'liyim" deyip; içinde sakladığı Türk Bayrağını çıkartarak göndere çekilmesini ister.

Zaten Paris'te "İzmir'li Dario"dur o…
1950-60 arası Fransa/Paris'te fırtına gibi eser; İzmir'li Dario…
Hani bugün avuç dolusu paralar harcıyoruz ya; ülkemizin tanıtımı için.

Aslen Yahudi olan Dario, adeta ülkesinin/Türkiye'nin/İzmir'in fahri/gönüllü tanıtımcısıdır.
Tek başına bir takım, o tombik ama şirin bedeni ve tarzıyla bir tanıtım ajansı gibidir.

Çünkü unutmaz; nereden geldiğini…
Hep aklındadır; yeniden İzmir'e gideceği…
"Vasiyet ediyorum:
Bunu böyle bil, İzmir, tatlı ve sevgili şehrim,
Bir gün şayet senden uzakta ölürsem,
Beni sana getirsinler,
Fakat mezarıma götürülürken ‘öldü' demesinler, ‘uyuyor' desinler…" diyecek kadar; bu vatancı/İzmir'ci ve Türkiye'cidir.

Zaten İsrail'deki mezar taşında da "İzmirli-Türk Dario burada yatıyor" yazmaktadır.

Çok da nüktedandır.
Sanki çektiği yetimliği, yoksulluğu, cefayı, sıkıntıları gizlemek ister gibi ve adeta inadına daha neşeli/esprili ve kıpır kıpırdır.

Paris'in tozunu attırırken söylediği şu söz hem tebessüm ettirirken hem de o devrin sıkıntılı içyüzüne ışık tutacak ve de geldiği yeri unutturmayan bir vefayı yansıtmaktadır:

"Ben, bu başarımı Maksim Gazinosunun sahibine borçluyum.
O zamanlar gecede 20 Lira alıyordum.
Gazinonun sahibine, bunu 30 Lira yapmasını rica ettim.
Ama o bana 20 Liradan fazla veremeyeceğini söyledi.
Bunu duyunca ben de şansımı denemek için Fransa'ya gittim.
Fransa‘da gerçekten büyük mücadeleler verdikten sonra bugünlere geldim.
Eğer Maksim Gazinosu'nun sahibi 20 Lira yerine 30 Lira vermiş olsaydı belki hala İstanbul'da şarkı
söylüyor olacaktım.
Ve belki de, asla bugünkü ünüme kavuşamayacaktım…"

İşte bu güzel insan,
Fransa'da Türk rüzgârı estiren bu güler yüzlü tonton; her şeyi varken, her türlü lükse kavuşmuşken, Fransa/Brezilya/Meksika/Amerika'da veya herhangi başka bir Avrupa/Amerika ülkesinde yaşama imkânı varken; kalkar ve "vatanına/Türkiye'ye" döner.

Çünkü O;
"İnsanın kendi vatanı gibisi var mı?
Dünyanın neresine gidersem gideyim, İzmir'in özlemi yüreğimden çıkmıyor.
Nasıl derler; "doğduğum yerde değil doyduğum yerde…" düşüncesi artık benim için geçerli değil.
Ben İzmirliyim...
Malum, ruhun açlığı midenin açlığından daha ağır basıyor.
Hisseden bilir, yaşayan bilir…" diyerek, Türkiye/İzmir aşığı olduğunu dile getirendir.

Daha iki yaşındayken babası hazin bir şekilde ölmüştü ve belki de bu onun çocuk gibi bir çocukluk yaşamamasının en büyük nedeni oldu.

Kendi ölümü de hazin oldu; bu Türk'ün/Türkiye ve İzmir sevdalısının…
Takvimler 1 Aralık 1968'i gösteriyordu.
Henüz 47 yaşındaydı.

Davet almıştı; Paris'te bir müzikalde Sancho Pancho rolünü oynayacak ve düzenlenen Türk Gecesi'ne katılacaktı.
Onca şöhreti yaşamış ve meşhur olmuş İzmir'li Dario çok heyecanlı idi.

Koştur koştur havaalanına gitti.
İstanbul'dan Paris'e haftada üç uçak vardı.
Müzikale yetişmesi için o uçağa binmesi gerekiyordu.
Biraz kendi hatası, biraz Air France'nin işgüzarlığı yüzünden uçağın kapıları kapanmıştı.

Nefes nefese bankonun önüne geldi.
Görevlinin de ukalaca davranışları iyice sinirlerini bozmuştu.
Ağız kavgası başladı.
Yorgunluk, sinir bozukluğu, kaçan uçağın üzüntüsü, yüksek tansiyonu, şeker hastalığı beyin damarlarını zorlamıştı.

Air France'nin bankosuna yığıldığında; beyin kanaması geçiriyordu.
Ve kaybetti hayatını…
Bitmişti; az zamanda çok şeyler başaran İzmir'li Dario'nun hayatı.

Her zaman Türk olduğu vurgusunu yapan,
Kazandığı uluslararası bir yarışmada Türk Bayrağını göndere çektiren,
Ermeni asıllı Fransız şarkıcı, söz yazarı, oyuncu ve diplomat Charles Aznavour ile Türklere laf ettiği gerekçesi ile yumruk yumruğa girmekten çekinmeyen Dario, bu hayattan gitmişti.

İzmir'e gömülmesini vasiyet etmişti.
Fakat o sıralar İzmir'den İsrail'e yerleşmiş annesi Madam Roza'nın isteği ile İsrail'in Holon kentinde toprağa verildi.
Mezarına İzmir'den götürülen iki çuval toprak koyuldu.

Aydın ve İzmir'de yokluk içinde hayata başlayan Dario Paris'te bir numara olarak belki de bir mucizenin hikayesini yazdı, bizlere…

Bugün, benim diyen, bir eli yağda bir eli balda olan, sunulan her türlü imkana sahip babayiğitlerin/babayiğit geçinenlerin yapamayacağı türden bir başarı hikayesi yazdı…

Ve en önemlisi;
Kendini bu ülkenin sahibi sananlardan daha Türkiye'ci kalarak, hem de…

En acısı da;
Pek kimse tanımıyor; böylesi bir hayat hikayesinin aktörünü…
Ama olsun…

Bir Moreno geldi -geçti; iz bırakarak, tarihe mâl olarak ve acıyı bal eyleyerek…
Bizden, mütevazı, sevecen, eğlenceli, komik, sempatik Adam: Toprağın bol olsun!..


Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.


Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Ertan Karaman
    Kaleminize sağlık.Dario kadar değil onun onda biri kadar ülkesine sahip çıkmayanlara ,Türkiye sevdalısı olmayanlara nede güzel bir örnek ,bu güzel yazınız için kalb-i teşekkürler.
  • Gülfem
    Güzel bir portre için teşekkürler.
  • Tamer T.
    İzmirli olarak bilmemekten utandım. Kaleminize sağlık.
  • Yiğit
    Kaleminize sağlık. Bilmiyorduk.
  • Teyfik Dursun
    bizden olandan daha bizden
  • Pınar Derin
    ne güzel değerlerimiz varmış. kaleminize sğalık