Çin-Hindistan ilişkilerine dair (3)

Çin-Hindistan rekabetinin ABD ve diğer bölge devletlerinin durumuna dair değerlendirmeler yakın gelecekte yaşanacaklara bölge ülkelerinin tavrını görmek açısından da bazı ipuçları verebilir.
Çin-Hindistan ilişkilerine dair (3)

Çin-Hindistan sınır çatışmalarının uzun aradan sonra tekrar gündeme gelmesi aslında Çin yayılmacılığının gözle görülür bir hal alması üzerine ortaya çıktığını söylemek yanlış olmayacaktır. Çin tarafından çevrildiğini hisseden Hindistan kadar, Çin’in yayılmacı politikalarından rahatsız olan başta ABD olmak üzere diğer bölge devletleri işbirliğini arttırma yoluna gitmiş, taraf olan tüm devletler milli menfaatleri gereği Hindistan ile stratejik, ekonomik, siyasi veya kültürel ilişkiler kurma yolunu gitmiştir. Bu türden ikili ilişkiler geliştirme hareketlerine Çin-ABD rekabeti sonrası üst düzeyden yeni bir taraf dahil oldu diyebiliriz. Trump’la beraber ABD öncülüğünde, Hint-Pasifik stratejisi geliştirilmiş ve bölgedeki müttefiklerin birlikte hareket etmesine özel önem verilmeye başlanmıştır.



Anlaşıldığı kadarıyla bu stratejiye sadece ekonomik çıkar ve işbirlikleri değil, savunma ve güvenlik ile ilgili durumlar da dahil edilmiş. Bu durum ABD’nin Hint Okyanusu-Pasifik bölgesinde çıkarlarına Hindistan’ı da dahil etmesi anlamı taşımaktadır. Görünen ABD sadece ticaret savaşları üzerinde değil, Hindistan üzerinden de Çin’e bir başka baskı kurma cephesi ortaya çıkarma hedefinde başarılı olmuş durumda. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Türk Cumhuriyetlerini ziyareti akabinde Trump’ın Hindistan’da 110 bin kişilik bir statta halka hitap etmesi ve buradaki demeçlerini dikkatlice okumak bölgede kurulan yeni ittifakları görmek açısından ciddi ipuçları ile doludur.



Bütün bu yaşanan konular iki ülke arasında ciddi bir savaş olup olmayacağı sorusunu akla getirebilir. Kanaatim böyle bir savaşın başlaması için daha erken olduğu yönündedir. Henüz "vekalet savaşları" hem Çin hem ABD hem Rusya vs. devletler eliyle yürütülmekte, sınırlı da olsa hedefledikleri amaçlarına ulaşmada halen daha etkili birer maşa rolünü görmekte. Bir diğer husus ise ekonomik zorlamalar her devletin altından kalkabileceği bir durum olmaması dolayısıyla, tahribatı çok fazla olabilecek fiili savaş yerine yalnızlaştırma, ekonomik sıkışıklık oluşturma, vekalet savaşlarını kullanma gibi argümanların yeni dünya düzeni oluşturulurken henüz tedavülden kaldırılmak istenmediğini göstermekte. Şayet bu argümanlardan netice alınamayacaksa, son hamlenin fiili bir savaş olacağını da unutmamak gerekir. Yine kanaatim odur ki, fiili bir dünya savaşı çıkacaksa ki, bunun ihtimali hiç de az değil, bu savaş Çin ve çevresinde vuku bulacaktır. 

Fiili bir savaşın ertelenmesinin doğal ve makul birçok sebebi bulunmakta. Mesela iki ülkenin elinde nükleer silahların olması, füzelerinin birbirini vurabilecek menzil ve güçte bulunması, Çin’in Himalaya dağ silsilelerinin doruk noktalarına hakim olup buralardan saldırlar düzenlemede avantajları,  stratejik noktalara kara ve tren yolları ağı üzerinden kısa zamanda konuşlanma, Doğu Türkistan’ın Hoten şehrindeki askeri üssünden kara ve hava birliklerini kaldırma gibi caydırıcalıkları bulunmakta. Buna mukabil Hindistan’ın yükselen güç olması, batı tarafından destekleniyor olması, yine batı tarafından Çin’e karşı çıkışlar iki gücün konvansiyonel bir savaşa girmesini dengede tutabilir. Sınır çatışmaları ise daha da şiddetlenebilir.

Yaşanan bu gelişmeler mutlaka Çin tarafından da ciddi takip edilmekte. Gelinen noktada Çin açısından 1962’ye benzer bir şekilde Hindistan’a küçük de olsa bir ders verip önümüzdeki 30 yıl rahat hareket etme noktasında bir strateji geliştirilmişe benziyor. Her iki tarafın, kaçınılmaz son olabilecek ciddi bir savaşın, son 30-40 yıldaki kazanımlarını heba edebileceğini gördükleri kanaatindeyim. Lakin tarihi bir hakikat dünyanın süper gücü olmanın ciddi bir savaştan geçtiğini, Çin’in de buna hazırlandığını hatırdan çıkarmamak gerekiyor.

Böyle bir savaşın çıkması durumunda, 1962’de olduğu gibi, ABD ve İngiltere, Rusya’ya yakınlığına rağmen, Hindistan’ı destekleyecektir. Yani bizdeki birilerinin iddia ve hayal ettiği gibi bir Rus-Çin dostluğu değil, Rus’un unutmadığı tarihi düşmanlığın devam ettiği, dahası Türkistan coğrafyasındaki yayılmacı siyasetinden Moskova’nın ciddi rahatsızlık duyduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Sadece İngiltere ve ABD’nin değil Rusya’nın olası bir savaş durumda, ikili ilişkileri üst düzeyde olan Hindistan’dan yana tavır alacağı öngörülmekte. Hint ordusunun silah sistemlerinin hem NATO hem de Rus uyumlu ve karışık olmasını da ayrıca bu açıdan değerlendirilmelidir.

Çin-Hindistan çatışmalarında Pakistan’ın, şayet Çin bir talimat vermediyse, sessiz kalacağı kanaatindeyim. Buna sebep olarak çıkabilecek olası büyük bir savaştan Çin’den daha fazla Pakistan’ın zarar görebileceği gerçeğini söylemek mümkün. Ayrıca Batı tarafından Pakistan’ın baskılanabileceğini hatırdan çıkarmamak gerekir. Mesela 1998’de Pakistan ve Hindistan nükleer silah denemesi yaptığından Batı tamamen Pakistan’ın karşısında bir tutum sergilemişti. Pakistan’ın içindeki huzursuzlukları; eyaletlerin merkezden rahatsızlığı, Belucistan’ın durumu gibi Afganistan ile problemleri de gündeme getirilebilir. Bu olumsuzlukları kaşıyabilecek bir Hindistan, Pakistan’ın kapı komşusu durumda. Bu açıdan da Pakistan böyle bir savaştan da sınır çatışmalarına taraf olmaktan da uzak durmayı yeğleyecektir.



Olası bir savaş durumunda veya mevcut durumla alakalı tavrı merak edilen ülkelerden birisi de Japonya’dır. Çin-Japon tarihini bilmek bu konuda sağlıklı yorum yapmayı kolaylaştıracaktır. Muhtemelen Çin-Japon tarihi düşmanlığı uzun zamandır bir Hint-Japon ittifakı ortaya çıkarmış durumda. Bu ittifak ciddi bir stratejik işbirliğini de beraberinde getirmiş. Stratejik işbirliği içerisinde ise ekonomi, teknoloji ve ticaret bulunmakta. II. Dünya savaşı sonrası silah yapımını durduran ve silah şirketlerinin faaliyetlerini askıya alan Japonya’nın son dönemlerde bazı şirketlere ağır silah üretimi izni çıkarması da bu bağlamda değerlendirilmelidir. ABD’nin bu alanda Japonya’ya verdiği desteği Japonya’nın Hindistan ile de paylaştığı zaten bilinmekte. Bu işbirliğinin Çin’e ve Çin’in bölgedeki yayılmacı siyasetine karşı olduğu da herkesin malumu. Olası bir savaş halinde Japonya’nın Hindistan’a her türlü desteği verebileceği kabul edilebilir.

Japonya, Hindistan, Almanya ve Brezilya’nın BM Daimi Güvenlik Konseyi’ne girme talepleri bulunmakta. Japonya ve Hindistan’ın bu isteklerine ise karşı çıkan ülke ise Çin. Bu durum Japonya ve Hindistan’ı yakınlaştırırken Çin’e karşı bir cephe de ortaya çıkarmış durumda. Uzakdoğu Aya’da Çin’e komşu veya çevre ülkelerden Çin lehine hareket edebilecek Kuzey Kore, mecburen Pakistan ve Myanmar hariç bir ülke gözükmemektedir. Kamboçya, Wietnam, Malezya, Endenozya, Singapur ve daha güneydeki Avustralya’yı da buna eklemek mümkün.

Olası bir Çin-Hindistan savaşı durumunda bölge ülkelerinin bu duruma kayıtsız kalması da mümkün görünmemektedir. Buna Batılı ülkelerin de dahil olması kaçınılmaz durmaktadır. Evet, biraz daha böyle büyük bir savaş için erken denilse de, aklı başında her devletin bu minvalde hazırlık yaptığını da gözden kaçırmamak gerekir.

Burada gözden kaçırılmaması gereken, belki de Çin-Hindistan savaşından önce ortaya çıkabilecek bir savaş alanı Güney Çin denizi gibi durmakta. NATO’nun deniz kuvvetlerinin büyük çoğunluğunun bölgeye kaydırılmış olması ciddi takip edilmesi gereken bir durum. Güney Çin denizindeki sıcak çatışmada tarafların ABD, Çin ve Tayvan olduğunu, bir gecede ABD tarafından devletsiz bırakılan Tayvan’ı, bölgedeki kazanımlarını kaybetmemek adına, her şartta destekleyeceğini hatırdan çıkarmamak gerekir. Çin’in 2022’de Tayvan’ı Çin’e dahil etme ve “tek Çin” idealini gerçekleştirmek amacına matuf ajandası bölgeyi Hindistan-Çin savaşından önce Tayvan boğazında karıştırabilir. Tayvan gerilimi ABD ve batının her anlamda Çin’e karşı Tayvan’ı desteklemeyi beraberinde getirebilir.



Bu anlamda yakın zamanda gözle görülür bir şekilde ilerleme kaydeden Hindistan ile Tayvan ilişkilerine de ayrı bir parantez açmak gerekir. Tayvan Boğazı savaşının çıkması durumunda Hindistan’ın burada Tayvan’dan yana tavır alacağı rahatlıkla söylenebilir.

Çin-Hindistan ilişkilerinde problemli alanlardan birisi de Çin’deki büyük şirketlerin Hindistan’a kayma ihtimali. Gerçi bu konuda bir özeleştiri yapıp büyük bir fırsatı ülke olarak kaçırmakta olduğumuzu da buraya not düşelim. Çin virüsü ve ABD-Çin ticaret savaşlarının bir sonucu olan büyük şirketlerin Hindistan’a kayma durumu Çin’i ciddi rahatsız etmekte dahası ekonomik anlamda zorlamakta, yakın gelecekte de ciddi sıkıntılar çıkaracak boyuta ulaşacak potansiyeli barındırmakta. Çin pazarından sermayenin çıkması Çin’i sekteye uğratması kaçınılmaz durmaktadır. Buna rağmen son 30 yıllık kazanımlarında Çin bu olumsuz durumlar için de hem ekonomik hem sosyolojik hem de psikolojik bir hazırlık yapmışa benzemektedir. Lakin bu hazırlıkların Çin’i, bunca dışa bağımlı ve sürdürülebilir bir ekonomide yıllık en az %6 büyüme olmadığı takdirde ki, İMF ve Dünya Bankası verilerine göre Çin’in 2020 büyüme rakamları %3-3,5 olarak telaffuz edilmekte, ciddi sosyal problemler yaşayacak olma ihtimali, zorlayacaktır. Tehlike çanlarının Çin için çaldığını en fazla ÇKP elitleri hissediyordur. Zaten Çin ekonomisinin idaresi noktasındaki fikir ayrılıklarının da varlığı her geçen gün biraz daha gün yüzüne çıkmakta, bu durum ÇKP yönetiminin fikir ayrılıkları yaşadığı izlenimi uyandırmaktadır.

Sermayenin Hindistan gibi Vietnam, Malezya ve Endonezya gibi ülkelere taşınmaya başladığını da gelişmeleri takip edenler bilmekte. ABD’nin kendi eliyle Sovyet Rusya’ya karşı büyüttüğü, büyürken de Rusya’ya azılı düşmanlık eden ÇKP yönetimi aslında geçmişte ve günümüzde ektiklerinin ürününü yakın gelecekte acı tecrübelerle alacağa benziyor. ABD’nin ya sermayeyi getirin ya da Çin’de üretilen ürünlere yüksek vergi koyma restine karşılık ortaya çıkan durum Çin’i olduğu kadar Çin’e sermayelerini kaydırmış büyük şirketleri de zor durumda bırakmışa benziyor. Bu şirket sahiplerinin Çin’den yana hareket etmelerini beklemek muhtemelen abesle iştigal olacaktır. Çin’den çıkan veya çıkmayı kabul eden firmalara özel imtiyazlar veren Japonya gibi ülkelerin de varlığı artık malum. Bu fırsatı ülke olarak, lojistik, jeopolitik ve jeostratejk avantajlarımıza rağmen kaçırdığımızı üzülerek söylemeliyim. Daha fazlasını yapabilirdik.

Görünen o ki dünyayı yöneten siyasiler, freni boşalmış bir kamyonun direksiyonunda hazin sonu hazırlamakla meşgul. Çok zor günlerin insanlığı beklediğinin bilinciyle, o günlere tez elden hazırlanmamızı tavsiye etmekten başka da çaremiz yok. Sonumuz hayrola…

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın