Doç.Dr. Ömer Kul

Doç.Dr. Ömer Kul

Kararı siz verin…

Bilindiği üzere devletlerarası ilişkilerde temel prensip 'karşılıklı mütekabiliyet'tir. Diğer bir ifade ile ne ile muhatap olursanız, aynısını veya benzerini yapma hakkınız vardır.
Kararı siz verin…

Mesela bir ülke sizin ülkenizde vize muafiyeti verdiyse siz de o ülke halkına vize muafiyeti tanırsınız. Veya sizin ülkenizde konsolosluk açtı ise siz de o ülkede konsolosluk açabilmelisiniz. Listeyi tabi ki uzatmak mümkün lakin konuyu fazla dağıtmadan okuyucularımızın bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Malum son dönemlerde ülkemizde Çin güzellemeleri yapanların sayısı hayli artmış gözüküyor. Bir ülke vatandaşı bir başka ülkenin güzellemesini yapıyorsa aklıma “acaba ne beklentisi veya ne kazancı var ki bunu yapıyor?” soruları gelmekte, sonuçta herkesin kendisine yakıştırdığını yaptığına kanaat getirerek çok da üzerinde durulmaması gerektiğine karar vermişimdir. Asl olanın bizler, kendimiz neler yapıyor veya neler yapmıyoruz sorusuna samimi cevaplar vermektir. Kötüyü alıp iyiyi kimse bize vermeyeceğine göre, iyiyi hatta daha da iyiyi yapmak bizlerin sorumluluğu olmalıdır.

 Çin güzellemesi yapanların tekerlemeleri “Çin ile olan ilişkilerimizi geliştirmeliyiz” cümlesidir. Ağzını açan bunu söylemesine söyler de birisi de çıkıp “neden” sorusunu, gerekçeleri ile beraber sormaz veya sorulmasına imkan verilmez.

Evet, ben de Türkiye’nin bütün dünya devletleriyle ilişkilerinin gelişmesini tabi ki isterim. Lakin bir şartla. O şartımız da bu ilişkinin “keser” gibi değil “hızar” gibi olması koşuluyla. Yani yazımızın başında ifade ettiğimiz şekliyle devletlerle olan ilişkilerimiz “karşılıklı mütekabiliyet” esasına dayanmalı. Hadi “hızar” gibi olması mümkün değil derseniz bari “mehter” gibi olmasını temenni edelim. Yani iki veriyorsak en azından bir almalıyız. Yok, dokuz verip bir alacaksak hatta onu da almak için binbir takla atacaksak o ilişkiyi geliştirmenin bize ne faydası var sorusunu başta devleti yönetenlerin, millet adına kendilerine sorması gerekir.

Evet, ülkemizde Çin’le ilişkileri geliştirelim diyenler yanında, sayımız az olsa da, “bu ilişki sürdürülemez ve büyük riskler barındırmaktadır” diyen bir kitle de şükürler olsun ki hâlâ var.

Peki, neden sürdürülemez ve riskleri nelerdir?

Şayet bu soruya makul ve mantıklı cevaplarımız yoksa “Çin’le ilişkilerimizi geliştirmeliyiz” diyenlerden özür de dilememiz gerekir.

Bir kanaat oluşması adına özet olarak Çin-Türkiye ilişkilerine hep beraber göz atalım ve kararı siz değerli okuyucularımızın kanaatine bırakalım …

-Son 20 yıllık süreçte Türk-Çin ithalat-ihracat dengesi 1’e 10 Çin lehine. Yani Çin’e bir satmışız Çin’den 10 almışız.

-Kabul edelim ki üretim, lojistik, nakliye vb. alanlarda Çin ile rekabet edecek bir durumumuz yok. Yani bizim 10’a mal ettiğimizi Çin 5’e, bizim 5’e taşıdığımızı Çin 1’e taşıyacak bir pozisyonda.

-Türkiye’nin ihracatının yaklaşık %50’si AB ülkeleriyle ve biz Kuşak Yol Girişimini destekleyerek aslında en büyük pazarımıza en büyük rakibimizi, hem de kendi üzerimizden, buyur ediyoruz.

-Sadece AB’de değil Afrika’da, Orta Asya’da, Orta Doğu’da da pazarlarımıza göz diken ve ihracatçımızı ciddi manada zora sokan bir Çin ile karşı karşıyayız.

-Çin’in Türkiye’de 5 Konfüçyüs Enstitüsü bulunurken, muadili diyebileceğimiz Yunus Emre Enstitüsü Çin’de, uzun mücadeleler ve diretmelerden sonra sadece Pekin’de Mayıs 2020’de açılabildi.

-Türkiye’de Çin’in radyo, gazete ve internet siteleri her geçen gün artmakta ve bu alanlarda Çin, 5. Kol Faaliyetlerini hız kesmeden sürdürürken Türkiye’nin bu alanda Çin’de henüz bir girişimi bile yok.

-Çin, BM’nin 5 daimi ülkesinden biri olmasına rağmen Ermeni tehciri, Kıbrıs meselesi veya PKK terör örgütüyle ilgili Türkiye’nin lehine tek bir adım atmış değildir. Suriye’deki tutumunda İran, Rusya, AB veya ABD’den aşağı kalır yanı da olmamasına rağmen neden ilişkilerimizi geliştirmeliyiz sorusuna cevap aramak en doğal hakkımız olmalıdır.

-Çin, İstanbul’da başkonsolosluk açabilirken, 30 milyonu mütecaviz Müslüman-Türk’ün yaşadığı Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de dahi konsolosluğu bırakın açmayı teklif bile edememiş durumdayız.

-Çin devletinin bizatihi yönlendirmesiyle ülkemizde Çin’e satılan fabrikaların sayısı her geçen gün artarken, dahası kendi insanımız çıkartıp yerine Çinliler doldurulurken Çin’de Türkiye’nin fabrika açması ne mümkün.

-Yine Çin devletinin teşvik ve yönlendirmesiyle ülkemizde dağ-taş demeden ne kadar maden ocağı varsa, bilhassa mermer ocakları ve bilumum değerli madenler, Çinliler tarafından işletilmekte veya kapatılmaktayken Türkiye’nin Çin’de bu yönde attığı tek bir faaliyeti dahi yoktur.

-Çinliler 1990’lardan itibaren Türkiye’ye gelip yerleşmeye ve vatandaş olmaya başlamışken ki bu ilk gelenler organize suç örgütü mensupları idiler, Türkiye’den Çin’e gidip vatandaş olabileni bendeniz henüz duymadım.

-Çinliler, Türkiye’de açtıkları lokantalarda insan kaçakçılığı başta olmak üzere ticari faaliyet adı altında yakın çevrelerini Türkiye’ye taşırken, Türkiye kaç insanını Çin’e gönderebildi veya bu tür faaliyetler içerisinde olabildi. Olmak isteseydi Çin buna müsaade eder miydi, tabi ki sormak gerekir.

-Türkiye’de geçen 30 yıllık süreçte hediyelik eşya işinde tekel oluşturup Tahtakale esnafını pasifize ederlerken Türkiye Çin’de bu duruma karşılık bırakın bir şey yapmayı, ülkemizde yeter ki para kazanalım diyen bir guruh Çinlilerle beraber iş tutar hale gelmiştir.

-Ticari ilişkilerde 1 milyonculukla köşeyi dönen Çinliler yanında onlarla beraber hareket eden bir kısım işportacı kesim Türkiye’yi Çin’in ucuz mal çöplüğüne döndürürken, bizim tüccarlarımız bırakın Çin’e bir şey satmayı, Çin’den ucuza ne getirip satabilirizin derdine düşmüştür. Öyle bir hale geldik ki diş fırçasından tırnak makasına, pirinçten sarımsağa, bilgisayara aparatlarından aklınıza gelebilecek ne varsa çarşı-pazarlarımızı, market-kırtasiyelerimizi Çin memulu ürünler doldurmuş durumda.

-Türkiye’de formalite evlilikler yoluyla Türk vatandaşlığına geçen Çinlilerin bugün belki de 2. kuşakları rahatlıkla arsa arazi satın almakta, bu araziler üzerinde tarım yapmakta, tarım da çalışacak Çinlileri de Çin’den getirmekte hiçbir sınırlama ile karşılaşmazken, Türkiye’den birilerinin yukarıda yazılanların %1’ini Çin’de yapma ihtimalinin milyonda bir bile olmadığını burada yazmayı abesle iştigal olarak görürüm.

-Türkiye’de Çin Büyükelçiliği veya Başkosolosluğu ile irtibatlı-iltisaklı bildiğim en az 5 stk var. Çin’de Türklerin kurduğu bir tane dahi stk olmaması nasıl bir durumda olduğumuzu gözler önüne sermektedir.

-Türkiye’de Çin Devlet şirketi adı ile ihalelere girip alınan ihalelerin taşeron Çinli şirketlere aktarılması artık sıradan bir olay iken, Çin’de ihale kazanan Türk firması var mı sorusuna cevabı herkes tahmin edebilir diye düşünüyorum.

-Başta mermer ocakları olmak üzere Çinli firmaların kazandıkları her ihalede uymayı taahhüt ettikleri yerli halkın istihdam edilmesini zaman kaybetmeden, vasıfsız işçiler de dahil, tamamına yakınının Çin’den getirilip çalıştırıldığı ayyuka çıkmışken, benzer bir olayın Çin’de yaşanma ihtimalinin olmadığını bilmenizi isterim.

-Bilhassa 2000’li yıllardan itibaren Çinlilerin, ister özel ister devlet şirketleri olsun, Türkiye’de aldıkları ihaleler ile Türkiye’nin Çin’de ihale alıp almadığını “Çin’le ilişkilerimizi geliştirmeliyiz” diyen zevatın cevaplaması veya bununla ilgili bilgi sahibi olmalarını bu vesile ile salık verelim.

-Türkiye’de açılan ihalelere Çinlilerin zaman zaman maliyetlerinin bile altında fiyat vermelerinin maksadı Türkiye’de üs kurmak ve bu sayede Avrupa ve Afrika’ya yol açmak olduğunu görmemek ya kör ya menfaat ya da art niyetli olmakla ancak izah edilebilir.

-İster Türk firmalarıyla ortaklık yaparak isterse ortak iş yaparak Türkiye piyasasına giren Çinlilerin günün sonunda batan Türk firmaları yanında nasıl ayakta kaldıklarını takip etmek oynanan oyunun büyüklüğünü gözler önüne serecektir.

-1990-2010 arasında Türkiye’ye yerleşen Çinli kolonistler, 2010 sonrası dönemde ise yayılmaya başlamıştır. Geline noktada Çin Türkiye’de kabul edelim ki güçlü bir lobiye sahip olmuş, istediğini ya misyon temsilcilikleri ya da gönüllü (!) çalışanları eliyle söyleyebilecek duruma gelmiştir. Çin’de Türkiye ne durumda diye merak edenlere söyleyecek bilgi veya faaliyetimiz yok demekle iktifa edelim.

-Artık Türkiye’de Jiang Xiaobin, Song Zibin gibi küçük çaplı ticaretçiler yanında Huwei gibi büyük firmalar bulunmakta, ICBC gibi bankaları, YÖN ve CRI gibi radyoları yer almakta, akademide, basın yayında, bürokraside Çin’e davet edilip misafir edilenler yanında burs vererek okuttuğu Türk öğrencilerin beyni yıkanan bir yapı kurulmuş durumdadır. Türkiye’de okuyan Çinliler yanında 1990 sonrası Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Çinlilerden ise artık tercüman hizmetleri alınmaya başlanmıştır. Kendilerinden başka kimseye güvenmediklerini de buraya küçük bir not olarak bırakalım.

-Türkiye’deki Çin firmalarının aldığı ihaleler adına yapılan kontratların incelenmesi gerçek resmi daha net ortaya koyacaktır. Yapılması gereken Çinli firmalara verilen ihalelerin Türkiye’ye ne kadar istihdam sağladığı veya ne kadar katmadeğer kazandırdığının muhakemesi olacaktır. Rakamların yalan söylememek gibi bir huyları olduğundan ortaya tek taraflı bir kazanç tablosu çıkacağına emin olabilirsiniz.

-Bir taraftan Çin sosyal medya hesaplarında Türkiye’yi aşağılayıp (biz olmazsak aç kalırsınız diyecek kadar ileri gidenler de maalesef bulunmakta), Türki halkını dilenci yerine koyan Çinlilerin diğer taraftan da Türkiye’de vatandaşlık ucuz diyip ülkemize akın etmelerini mutlak surette irdelemek gerekmektedir.

İşin özü kaşıkla bile vermeden kepçe ile alan bir Çin devlet yönetimi ile karşı karşıyayız. Yazıyı uzatmamak adına daha Kuşak Yol Girişimini, Şangay İşbirliği Örgütünü, Çin’in Türkiye’nin Türkistan’da olmamasını istemesini, radikal İslam ve pan-türkist yakıştırması ve ithamında bulunulan Türkiye’ye bakışını, ihalelerdeki tutumunu, borç tuzağı diplomasisini, Tekirdağ ve Edirne’de arazi satın almasını, Antalya ve İzmir’de seracılık yapmasını veya balık çiftliği kurmasını bu yazımıza ilave etmedik. Doğu Türkistan’daki soykırıma ise değinmedik bile. Yarının Pakistan’ı, Srilanka’sı, Cibuti’si, Kenya’sı, Kırgızistan’ı, Tacikistan’ı, İran’ı  … vb. gibi olmamak adına aman dikkat diyelim. Bütün bunlar yaşanırken “Çin’le ilişkilerimiz gelişmeli mi geliştirilmemeli mi soruların cevabını ise siz değerli okuyucularımızın kanaatlerine bırakalım .

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • ayse burcu
    Ömer bey, çalışmanız evet güzel, ama yanlışlıklar var, ben uzun yıllar Çin'de yaşamış biri olarak sizin bu gerçekleri gözardı ettiğinizi farkettim. Bir kere Çin'de yabancı yatırım çok değerli, Türkiye'nin çok sayıda fabrikası bulunuyor. Ayrıca Bir çok Türk firmanın temsilcilik ofisleri var İş Bankası, Garanti Bankası gibi.
  • Erhan YENİLMEZ-Kocaeli-Körfez eski Beled.Bşk.
    Yapmış olduğunuz bu aydınlatıcı çaliışma dan dolayı teşekkür ediyor saygı ve sevgilerimi gönderiyorum muhterem hocam.
  • Erhan Öztunç
    Çok aydınlatıcı bir çalışma. Teşekkür ediyorum hocam