Ağıtçılık, Ağlak Romantizm ve Beyrut Nostaljisi..

Ağıtçılık, Ağlak Romantizm ve Beyrut Nostaljisi..

-Biz neden böyleyiz, Troyalı…
-Nasılmışız..?
-Romantik, nostaljik, melankolik, metaforik, aforizmatik…
-Nereden çıktı şimdi bu..?
-Dramatik, trajik ve korkunç Beyrut Patlaması nedeniyle aklıma geldi…
-Yahu sen de… Beyrut ve patlamadan nasıl bu noktaya geldin ki…

Birkaç gündür gazete ve TV’leri takip ediyorum.
Hele de köşe yazılarında öyle başlıklar ve cümleler okuyorum ki; hamaset kokuyor, tarihsel nostalji akıyor ve arabesk bir melankoli bizi bizden alıyor.

Mesela bazı başlıklar;
“Kan damladı yüreğimize.. Beyrut..!
Benim Beyrut’um…
Beyrut’un Gelinleri…
Uykusunda bile uyumayan şehir: Beyrut…”
Daha çok var bunlar gibi…
İslamcımız da Beyrutcu, 68 kuşağı solcumuz da…
Herkesin, hepimizin, vicdanında insanlık ve minnacık da olsa azap çekebilirlik kalmış her insanın üzüleceği, ağlayacağı ve faillerini lanetleyip Kahhar’a havale edeceği, belki de Beyrut Beyrut olalı ilk defa yaşadığı bir facia,  bir katliam yaşandı…

Peki de "Lübnan/Beyrut  ne haldeydi ve bu hale nasıl geldi" sorusunu hiç soruyor muyuz..!
Neden sebepleri irdelemiyor ve bugün yaşanan katliamın nelerin sonucu olduğunu düşünmüyor da; ağıt yakma ve ağlak geçmişsellik lafazanlığını öne çıkartıyoruz…

"Ah Beyrut vah Beyrut,
Can Beyrut, canım Beyrut,
Sana ne oldu Beyrut,
Sana kıydılar Beyrut…"

Yaptığımız sadece bu…
Yolsuzluk, arsızlık, hırsızlık ve yozlaşma had safhada…
Kamplaşma, kutuplaşma, hizipçilik, mezhepçilik vb. gibi  illete gözler kapalı.
Lübnan’lı/Beyrut’lu fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş ama yönetici elitlerin, mezhep savaşçılarının, terörü kullananların, terörizasyona alet olanların umurunda mı…

Hem de, hiç…
Koskocaman bir hiççç….
Buradan ağıt yakıp, Beyrut güzellemeleri ve "vay be… adam  ne yazmış. Beyrut ve patlamayı nasıl anlatmış. Yüreğimiz parelendi…" dedirtmek için yazı yazanlar, bu ülke ve şehrin geldiği tefessüh, yozlaşma ve hatta sosyal korozyon haline neden parmak basmazlar…

Basmazlar efendim basmazlar…
Çünkü sosyal çöküş, bitiş ve çürümüşlük öyle kanıksanmış bir halde ki…
Emin olun ki; üç beş gün sonra akıllarda ne Lübnan kalır ne de Beyrut…
Ağıt yakan ağlaklar yine popüler gündemin vahşi cazibe ve şehvetine öyle bir dalarlar ki…
Ve dahi elin oğlu; özellikle de İslam coğrafyasının başka bir noktasında öyle bir yeni patlama yaşatır ki…
Bu defa da, ona ağıt yakmaya ve arabesk dramatizasyon kaleme almaya başlarız.
Tıpkı profesyonel ağıtçılar gibi…
Duymuşsunuzdur..; Anadolu'da hala devam eden bir kültür vardır.
Cenaze Ağıtçılığı…
Bir cenazen olursa basarsın parayı, kiralarsın en iyi ve inandırıcı ağıtçıyı…
Cenaze sahipleri bile kuşkuya düşer; acaba gerçekten üzülüyorlar mı, diye…
Maalesef ve ne acıdır ki; bizim yaptığımız da adeta ağıtcılık ve ağlak romantizm…
Söylediğin söz ve yazdığın yazı, sadre şifa olmalı…
Başkaca benzeri olayların yaşanmaması için özeleştiri, nefis muhasebesi ve gerçekçilik barındırmalı…
Eğer çözüm olacaksa, zalimi durduracaksa, yeni katliamları önleyecekse ve Beyrut Patlaması hiç olmamış gibi olacaksa; hadi tüm Türkiye, tüm ümmet ve hatta tüm Ortadoğu hep birlikte Beyrut’a ağlayalım.

Bu halleri görünce aklıma Endülüs/Gırnata'nın son Sultanı Ebu Abdullah ve annesinin acı gerçeği haykırışı geldi…
Hristiyan'lara teslim oldukları takdirde kimseye hiçbir şey olmayacak yalanına kanarak şehri teslim ederler. Bugünkü Granada’yı…

Ve şehri terketmek zorunda kalırlar.
Devletin son hükümdarı Ebu Abdullah, şehre hâkim bir tepenin başında durur, son bir kez arkasını döner ve gözlerinden ilk damlalar düşerken, ona söylenebilecek en ağır sözü hemen yanı başındaki annesi söyler;

"Ağla oğlum ağla...
Erkekler gibi savaşmadın şimdi otur kadınlar gibi ağla.
Erkekler gibi savaşmadın şimdi sana kadınlar gibi ağlamak yaraşır."
(Cinsiyet ayrımcılığı düşünülmesin. Sözün orjinalitesine dokunmamak adına, aynıyla alıntıladım)

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Ayşegül demir
    Kaleminize sağlık
  • zavazingo
    Tarihin akışı hızlandı. Suriye'ye ağlarken Mısır çıktı. Mısıra ağlarken Libya çıktı Libya'ya ağlarken Beyrut çıktı. Beyrut'a ağlarken... Ağla ağla nereye kadar? Artık her acıyı kanıksadık. Gözde yaş kamadı, gönülde aşk. Artık ne ağlıyorum ağlanacağa, ne gülüyorum gülüneceğe. Kendimi tembelizmin kollarına bıraktım.
  • Nejla.
    Yine güzel bir yazı tebrikler