Başörtüsü başörtüsü olalı böyle işkence görmedi!
Normalde,
Olayları din/ideoloji bağlamında değerlendirmem.
Vicdan ve legalite bağlamında bakarım.
Ama,
Toplumsalın bir kesimi,
Ve,
Bu kesimi temsil eden bir siyaset, “helal/haram” referansı ve “başörtüsü” sembolizasyonuyla siyaset yapıp; bu yanıyla, kendisini diğer siyasetlerden “daha üstün/daha ahlaklı/daha adaletli” gördüğü ve lanse ettiği için,
Fon dolandırıcılığı Krizine onların perspektifinden bir projeksiyon tutacağım.
Patlak veren Fon Dolandırıcılığı Krizi,
Ve,
Bu dolandırıcılık krizinin 5 Kasım tarihi bir hezimet ve utanç miladıdır…
5 Kasım ne alaka?
5 Kasım, Fatma Betül Sayan’ın ifade vermek için geldiği Adliye girişinde kurban edildiği tarihtir.
Aslına bakarsanız,
Fatma Betül’ün de değil; başındaki örtünün infaz edildiği tarihtir. Başörtüsü başörtüsü olalı böyle bir işkence yaşamamıştır.
Bugüne kadar,
Karşıt olanlarca pek çok işkenceye maruz kalmıştı ama başörtüsünü savunan ve “başörtüsü inancın gereğidir” diyenlerce böyle bir muameleye maruz kalmamıştı.
Bu konuda kişisel fikrimi de söyleyeyim ki; kimse sözlerimi çarpıtmaya kalkmasın:
Bana göre Fatma Betül Sayan, Ahmet-Mehmet/Ayşe-Zeynep gibi herhangi bir bireydir ve sadece fiilleriyle sorumludur.
Fatma Betül Sayan’a veya Ertan Aydın’a bakarken “başörtülü kadın bunu nasıl yapar” veya “abdestinde-namazında, sünnet sakallı biri nasıl böyle bir işe karışır” diye değerlendirmem ve düşünmem.
Benim bakışımda,
Yolsuzluk/dolandırıcılık yapan muhafazakar biriyle seküler birisi arasında hiç bir fark yoktur.
Ama,
Ne acıdır ki algıyı olgunun önüne geçirmişsen,
Ve,
Beşeri hukuktan/Mer’i mevzuattan ziyade “Helal-Haram/Başörtülü/Başörtüsüz” kriteriyle siyaset yaparak algı değirmenine su taşımışsan;
Fon Dolandırıcılığı Krizi Siyasal İslamcı ideolojinin,
5 Kasım tarihi de, mer’i mevzuata aykırı davranan birinden ziyade başörtülü bir kadının mahkemeleşmesini ve maşeri vicdanda yargılanıp mahkum edilmesini doğurur.
Abdurrahman Dilipak diye bir adam var… Kendi konsept ve konteksinde muhafazakar bir adam…
Benim hatırladığım ve takip ettiğim kadarıyla,
Yaklaşık son on yıldır, net Kuranî referanslarla/açık ayet örnekleriyle “…insanları Allah adı ve Allah’ın diniyle kandırmanın melanetinden” bahsetti durdu.
Kimse dinlemediği gibi Ak Partili kadınlar vasıtasıyla adama davalar açtırıldı; adeta mahalleden kovulup müfrit ve merdut ilan edildi.
Ama,
Adam haklı çıktı…
Şimdi,
“Fon Dolandırıcılığı Krizi İktidara/Ak Parti’ye ve Cumhurbaşkanımıza bir tuzak” deniyor.
Evet,
Bence de bir oyun ve kallavi bir tuzak…
Hem de,
Sadece Ak Parti iktidarı ve Cumhurbaşkanımıza oy kaybettiren değil; “dinî inanç” temelli ve “başörtüsü” sembolizasyonlu Siyasal İslamcılık ideoloji ve siyasetini de bitiren bir tuzaktır.
Peki neden ve nasıl?
Hem, “Halka hizmet Hakka hizmettir” sloganlı maneviyat siyaseti yapacaksın; hem de, siyasal stratejini maddi/dünyevi ölçütlü profesyonellere bırakacaksın.
Bir yanda, amatör ruhlu ve din referanslı bir taban; öte yanda, sebep-sonuç ilişkili ve “ne kadar ekmek o kadar köfte” diyen profesyonel bir tavan…
Bu temel bir çelişkidir.
Tablo,
Bu denli tezatlık/çarpıklık ve tenakuz içerirken; hala kalkıp da, o profesyoneller eliyle “adalet/aile/masumiyet karinesi” gibi insanî/dinî/vicdanî temel prensipleri hiçe sayarak muhalifleri sindirme/bitirme oyununu sipariş ediyor/alkışlıyor ve siyasi maniplasyona destek veriyorsan; oyun içinde oyuna ve sana kurulan kallavi tuzağa “gel gel” ediyorsun demektir.
Hele bir de,
Düşünsel ve idari kontrolizasyonda zaaflar başgöstermişse asıl tuzağın sana kurulduğunu ancak tuzağa düştüğünde farkedersin.
İşte o zaman da, “hiç ummadığımız isimler işin içindeymiş” deme çaresizliği kaçınılmazdır!
Siyaset profesyonellerinin besin zincirinde her zaman daha üst/üstte biri vardır ve kesinlikle daha üst/üstte olanın/daha çok kazandıranın kılıcı çalınır/sözü muteber olur.
Ahval-i şeriyye bu minvalde,
Ve,
Fon dolandırıcılığı tuzağı bir bumerang gibi iktidarı içine çekerken, her ne kadar 45 gün sonra Erdoğan ve iktidarı vahametin farkına varmış gibi görünse de; ben, olayın katmansal boyutunun ve Ak Parti’nin kemik tabanında oluşan ve her yeni gün daha da açılan din referanslı yarığın hala farkına varılabildiği kanaatinde değilim.
Ummadık isimlerin dahil olduğu şaşkınlığından kurtulup; Fatma Betül’den çok daha büyük götürenler varken, neden onun ismi öne çıkartıldı denmiyor…
Fatma Betül’ün başörtülü resimleri/Hac ve Umre paylaşımları neden Fon Dolandırıcılığının sembolü haline geldi ki diye sorulmuyor…
Neden ağlamamak için kendini zor tutarak ifadeye giden Fatma Betül, Adliye önünde cep telefonlarıyla recm ettirildi denmiyor…
Tutuklama kararıyla, Silivri zindanına gönderilen Fatma Betül mü yoksa başörtücü iktidarın maneviyatı mı özeleştirisi yapılmıyor…
Çünkü,
Muhalifleri denize düşürmek için oyun kurduran iktidar; oyun kuran profesyonel yılanların kendine kurduğu oyunla denize düştü ama çarnaçarlık içinde, çareyi hala yılan/yalan ve yalakada arıyor!
Bu noktada,
“İktidar ağzıyla konuşup “oyun var/bu bir tuzak” tezini savunuyorsun ama arkadaş, birileri bunların kafasına silah dayayarak mı bu dolandırıcılığı yaptırdı” diyebilirsiniz…
Bence demelisiniz de zaten; haklısınız…
İşte, zurnanız zırt dediği nokta tam da burası…
“Söylem-eylem tutarsızlığı… Ele verir talkını kendi yutar salkımı” durumu…
Siyasal İslamcı riyakârlık, takiyyecilik ve bugüne kadar oldukça sahici görünen hile-i şeriyye ve yalancı sahicilik…
Ne demişti Ziya Paşa:
Onlar Ki, Verir Lâf İle Dünyaya Nizâmât,
Bin Türlü Teseyyüp (bozukluk) Bulunur Hânelerinde…
Eğer ki,
Siyasetini, manevi temelli gösterip maddi temelli ve zaafcı/cürümcü politika yaparsan,
Ve,
Siyaset mühendisliğini de, profesyonel yılanlara bırakırsan; o profesyoneller, senin canından/kanından/en yakınından olanların zaaflarını kullanıp kendi tabanını fonuna kadar soydurarak öyle bir cürüm işletir ki; “hiç ummadığımız isimler işin içindeymiş” diyerek aşağı mı, yukarı mı tüküreceğini bilemezsin!
Bir alegori ile özetleyelim:
Hem “benim inancımda domuz eti haram” diyorsun;
Hem de, her zamanki kasaba gidip sırf etiketinde domuz eti yazmadığı için, etin domuz eti olduğunu bile-isteye alıp afiyetle yemeye kalkıyor; domuz eti olduğu ortaya çıkınca da “etiketi yoktu/ben bilemedim/suç kasabındır” gibi laflarla izaha kalkıyorsun!
Üstelik,
“Domuz eti etiketi yoksa domuz eti caizdir” fetvası da almayı ihmal etmiyor ve derin donduruculara bile sığdıramadığın kadar fazla domuz etini afiyetle yemeye hazırlanıyorsun!
Soru şu:
Diyelim ki, alegorideki kasap bir profesyonel ve “Domuz Eti” etiketini özellikle koymadı ve sana tuzak kurdu,
Peki, sormazlar mı o halde; sen akılsız mısın veya Tanrı o aklı sana saksı diye mi verdi yoksa tam tersi; işine-dişine göre bir et olduğu için mi FONetcil olup kıvırganlaşıverdin?
Ben,
Fon Dolandırıcılığı Kriziyle hasıl olan tabloya Cumhurbaşkanımızın şaşırmasına asla şaşırmıyorum.
Anadolu’da “namus sahibinin kulağı sağır olur” derler ya; durum aynen bu misal…
Ama,
Siyaset yapıyorsan iki şeye dikkat edeceksin:
—Watch your step/adımlarına dikkat et…
—Camdan evde oturuyorsan başkasının camına taş atma…
Tabi bir de değişmez bir kaide var:
Kusursuz Sorumluluk İlkesi…
Yarın,
“Ey milletim!
Kimler kimlerle iş tutmuş ve Fon Dolandırıcılığı üzerinden en yakınımdakiler benim kuyumu kazmış/Yanılmışım/Aldatılmışım” dense bile; Ak Parti tabanının isot tarlasına bu defa Ak Parti’nin İsraillileri girmiş olduğu için ikrar ve itiraf karşılık bulmayacak
Ve,
Kelleler alınıp birilerine ağır faturalar kesilse bile; vakti zamanında Cumhurbaşkanımızın ceketine bile oy veren Ak Parti tabanı, Fon Dolandırıcıları Cumhurbaşkanımızın ceketinin altından çıkanlar olduğu için çok üzgünüm ama faturayı bu defa zat-ı alilerine kesecektir.
Bunun en büyük nişanesi,
Daha önceleri, iktidara yönelen her türlü ateşi söndürmek için su taşıyan Ak Partili yazar/yorumcu/tarikat/cemaat/cami ve imamların, bu defa FONateşik bir isyanla odun taşıması ve yangının nisyana terkedilmesine müsade etmemesidir!
Son Söz:
Vakıa şu:
Kendi ürettiği kontrollü krizlerle tabanını konsolide ederek bugünlere gelen Ak Parti iktidarı, Ak Parti çocuklarının ürettiği Fon Dolandırıcılığı Kriziyle karşı karşıya…
Ezber bozuldu…
Bu defa ,
Dışraklar ve işbirlikçi ortakları argümanı da prim yapmıyor.
Çünkü,
Bu krizin birincil-ikincil-üçüncül aktörleri ve malı götürenleri, Ak Parti’nin “dindar nesil/Asım’ın Nesli/Dindar gençlik” dediği “…bizim çocuklar” ve şürekası!
Kaybedeni ve mağduru ise, “Asım’ın Nesli/Dindar Nesil” yetiştirildiğini düşünen, bu inanç ve imanla “kemik kitle/çelik seçmen” haline gelen ama son tahlilde ihanetle yüzleşen Ak Parti tabanı…
O yüzden diyorum ki:
Siyasal İslamcılık Emevi devrinde, başörtüsü ise 28 Şubat Sürecinde bile böyle eziyet görmedi…
Siyaset böyle bir şeydir:
Birileri plan yapar/oyun kurar gelirsin; birileri plan yapar/oyun kurar gidersin…
En acı olan durum ise;
Ak Parti’nin,
Ana ideolojik temeli başörtüsü üzerinden sembolleştirdiği Fatma Betül Sayan’ı medya ve halkın önüne atarak gizlediği erkek egemen yaklaşımı izhar etmesi ve eko-magazin/teo-magazin/poli-magazin haline getirmekten imtina etmemesidir!
Fatma Betül’ü, Fon dolandırıcılığının sembol kurbanı yapmak; Fatma Betül’ün başörtüsüyle Fon Dolandırıcılığı kazanını örtmeye çalışmaktan başka bir şey değildir.
Bence,
Fatma Betül Sayan şuanda oturmuş, başını iki elinin arasına almış,
Ve,
“Ne Ak Parti’ye yaklaşaydım, ne İBB bursu alaydım, ne milletvekili/bakan olaydım, ne milyarlar kazanaydım; keşke Bilkent mezunu bir mühendis olarak bir kurum veya kuruluşta çalışan, kendi halinde biri olaydım” diyordur eminim ki…
GününSözü
Dinsiz ahlak olur ama ahlaksız din olmaz
F.Altaylı’nın jargonuyla; ne zaman insan oluruz?
Ahlakı din üzerinden tanımlamayı bıraktığımız zaman…
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.