TIC HOLDING Header
  • USD 16.783
  • EUR 17.497
  • Altın 975.604
  • BIST 100 2443.77
Erkan Yılmaz

Erkan Yılmaz

Bir piyasa kurulmuş; Ahlak alınıyor, onur satılıyor, haysiyet dağıtılıyor!

Bir piyasa kurulmuş; Ahlak alınıyor, onur satılıyor, haysiyet dağıtılıyor!
Ekrem İmamoğlu'na kızıyorlar,
Nasıl "vız gelir tırıs gider" dermiş…

Der, diyebilir,
Bunun nesi anormal!

Arkadaş,
Ne bekliyordunuz,
Yahu İmamoğlu da bir insan,
Yiyen-içen, an gelip tuvaletini yapan,
Bazen sevinen, bazen üzülen ve kızabilen bir insan…

Adamı eleştiriliyor,
Normal mi?
Tabi ki normal.
Hele de göz önünde ve temsil konumunda olduğu için gayet normal…

Buraya kadar her şey iyi-hoş-güzel.
Ne zaman ki, İmamoğlu eleştirilere eleştiri getirince,
Vay efendim, niçin bunu yapar,
Eleştirirken o lafı nasıl edermiş!..
Eder arkadaş eder,
Ve etti de…

Nesini yadırgıyorsunuz ki…
Artıları ve eksileriyle bir insandan bahsediyoruz,
Ve de, bu toplumun içinden çıkan bir insandan…
Üstelik "vız gelir tırıs gider" dediği için özür dilemiş,
Ben olsam dilemezdim.
Gerçi ben o lafı etmez, eleştiriye güler geçer ve yoluma devam ederdim de; İmamoğlu dayanamamış, kızmış ve etmiş!..

Burada İmamoğlu'nu savunuyor veya yeriyor filan değilim.
Sadece, farklı bir noktaya dikkat çekmek istedim ve istiyorum.
İnsan denen varlık hatasız olmaz,
Bu yüzden de, herhangi bir insana mucizevi özellikler atfetmenin bir gereği yok.

Aman da aman,
"İstanbul başkan adayı olduğunda kendi gibiymiş de, başkan olan İmamoğlu kendi değilmiş,
İmamoğlu'nun yükselişi ve düşüşü…" gibi psikolojik, pedogojik, sosyolojik, siyasetik, antropolojik, simbiyotik söz-söylem ve yazılar peşpeşe geliyor…
Demek istediğim de tam bu işte.

Aday İmamoğlu da insandı, Başkan İmamoğlu da,
Ama bir farkla,
Aday İmamoğlu imajlanmıştı, şimdiki ise taa kendisi…

Daha önceki bir yazımda İmamoğlu'nun sinirlenmeyen, kızmayan tavrının, hep gülümseyen ve hep sabırlı halinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu söylemiştim.
Ordu'da havalimanında bir olay esnasında kızdığını görünce de, "hah, şimdi oldu işte" demiştim.
Dört dörtlük, her şeyi ile mükemmel ve "melek insan" olmaz.
Olamaz,
Bu, insan mefhumunun fıtratına aykırıdır!
Bu yüzden de, kimi insanları insan üstü varlıklarmış gibileştirmeyin ve kabul edecekseniz de, olduğu gibi kabul edin!..
Orhan Baba ne demiş;
Hatasız kul olmaz,
Hatamla sev beni…

Gelelim Gazeteci Ertuğrul Özkök'e…
Neden İmamoğlu'nun otobüsüne binmiş, onunla Rize'ye gitmiş, her devrin adamıymış, dansözmüş, onursuzmuş filan falan diye…

Ya arkadaş,
Adam çıkıyor ve "evet arkadaş, ben her devrin adamıyım ve bundan gocunmuyorum" diyor.
O böyle derken, size ne oluyor ki de; vurdukça vuruyor, ipe çekiyor, canlı canlı gömüyorsunuz!
Bunu yapanlar da hem kendi mahallesi, hem karşı mahalle ve hatta mahallesi belirsiz olanlar bile…

Onur-haysiyet-şeref konusunda birkaç şey söylemek istiyorum.
Aslına bakarsanız, Özkök, onu onursuzlukla eleştirenlerden daha tutarlı.
Daha insanca,
Ve daha insan…

Hiç olmazsa açık sözlü,
Kıvırmıyor,
Ben buyum, böyleyim ve tarzım bu diyor.

Yaşananları ağzım açık izliyorum.
Şeref-haysiyet-onur dillerden düşmüyor.
Eylemde kırıntısı yok ama herkesin dilinde…
Herkes onurlu, yüksek haysiyetli ve hemen herkes şeref sahibi!..
Ama oluşan ve her geçen gün daha da artan onursuzluk bataklığına ne demeli!

Ulan, haysiyetin ırzına geçilmiş,
Şeref ve onun ayaklar altında,
Ahlak denen mefhum artık bir nostalji ve o da ahlakçıların elinde biçare bir cariye!..
Böyleyken,
Ortalık bataklığa dönmüşken,
Pisliğin tek sebebi Ertuğrul Özkök mü,
Yoksa ben mi, o mu, filanca mı!..

Arkadaş,
Sadece adı Onur olduğu için, insan onurlu olmuyor,
Şerefse de şerefli olmuyor.
Bu kelimeler kolayca söylenen, dillere pelesenk olan ama icrası zor şeylerdir.
Çok söyleyince çok olunmuyor.
Tam tersi,
İnsanın aklına, "acaba, sahip olunmadığı için mi bu kadar çok dillendiriliyor" diye geliveriyor.

Sanki bir, "onur-haysiyet-ahlak piyasası" kurulmuş,
Herkesin elinde bir onurmetre-ahlakölçer..
Tartıyor, asıyor, kesiyor biçiyor,
Kendinden olan ahlak abidesi, onur tepesi, şerefin zirvesi,
Karşısında olan ise; şerefsizin, onursuzun teki!..
Bırakın Allah aşkına bunları,
Nereden alıyorsunuz bu yetkiyi de, insanları kategorize edip; onurlu-onursuz, ahlaklı-ahlaksız gibi sınıflandırıyorsunuz!.
Bırakın, kimi insanları gömmeyi, yerin dibine sokmayı,
Kimi insanlardan ise yüce varlıklar üretmeyi…
Doğru bakın, olanı görün ve herkesi olduğu gibi kabul edin,
Veya olmadığı gibileştirmeyin!..

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Suspiriareturns
    İstanbul'u koca bir cemaat-vakıf benzeri tuhaf tuhaf hükümet çevresinde yuvalanan birimlerden, sömürülerden kurtardı. Kütüphaneler açıyor, haksız yere alan çalan yerleri kamulaştırıyor, galeriler açıyor, altyapı sorunlarının çözümünü halletmeye çalışıyor, burs dağıtıyor ve temel ihtiyaçlar için yardımlar yapıyor. buna sosyal demokrasi diyoruz. Nagehan denen kadınla poz verdi diye taşlamamız gerekiyormuş şimdi. Sosyal medyanın böyle bir özelliği var. Algı yönlendirmeye açık haksız şekilde. İnsanların düşünme hakkını elinden alıyor. Avrupa'da sosyal medya kullanımı brezilya, abd, türkiye gibi cahil cühela dolu ülkelere kıyasla neden çok daha düşük bunu da anlamış oluyoruz.