Bu hale nasıl gelinir ve nasıl gelindi..!

Gerçekten öyle miydi veya siyaseten mi öyle davranıyordu; onu bilemem.
Bu hale nasıl gelinir ve nasıl gelindi..!

Tespit ve analiz olarak söylüyorum.
Herkesle iç içeydi,
Eleştiriye tahammülkar,
Ve, övgüye mütevazi idi.
Her kesimden oy aldı.
Hem de her şeye,
Ve, bir kesimin "ötekileştirmesine" rağmen…
Kimden mi bahsediyorum.?
AK Parti’den…
Muhalefetin  ve özellikle müesses nizamın "yok sayıcı/toptan reddiyeci/aşağılamacı ve üstenci" tavırlarına kulak asmıyor, önüne bakıyordu.

Kayıkçı kavgasına girmiyor; "eserlerimizle var olacağız/göreceksiniz bizi…" siyasetini öne çıkartıyordu.
Oy aldı mı.?
Aldı…
Hem de, yeniden/bir daha/yine yeniden ve aldıkça aldı,
Millet de, verdikçe verdi.
Sonra bir an geldi ve;
Homurtular yükselmeye, memnuniyetsizlik oluşmaya,
Doğrudan cesaret edilmese de dolaylı olarak tartışılmaya ve eleştirilmeye başlandı…
Yenilmez Armada’nın yenilebilirliği yaşanıp/farkedilince;
Doğrudan "Özne" ifade edilmese de; eleştiri okları "geniş zaman" kipiyle artık "Özne"ye de yöneliyordu.
(Örnek; İstanbul ve Ankara’nın da kaybedildiği son belediye seçimleri ve sonrasında yapılan eleştiri/özeleştiri..)
Peki bu kaybediş, muhalefetin maharetinden ve gücünden dolayı mı idi.?
Hayır…
İktidar’da/AK Parti’de, önce derinden derine ve şimdilerde ise iyice görünürlük arzeden “rehavet/kibir ve muktedirliğin” maharetiyle…

Küçük bir nostaljiyle düne dönüp, yeniden günümüze gelirsek;
2002’de başlayan AK Parti/Halk yakınlığı ve seçmen yelpazesindeki genişlik 2010’lara kadar devam etti.
2010-2015’lerde “müzmin durgunluk” görülmeye başladı.
2015’lerden sonra ise, bu durum yerini “duygusal kopuş/umursamazlık ve kederli suskunluğa”  bıraktı.
Misal;
2010, hatta 2015’lere kadar AK Parti’ye oy vermişlerin özel sohbetlerinde dillendirdikleri,
“Ne hale geldik..! 
Yola çıktığımız parti bu mu idi..!
AK Parti’den AKP’ye dönüştük..!”
serzeniş ve hayıflanmaları…

Geldiğimiz noktada resmedecek olursak;
Ne yazık ve çok maalesef ki; eleştirdiklerine benzemiş ve üstelik bu deformasyonu dile getirenleri "linç"e maruz bırakan, "Seçkinci/üstenci/ulaşılmaz ve zümreselleşmiş" bir AK Parti’yle karşı karşıyayız.
Bu ise;
Her hastalığın/sıkıntının/durgunluğun/sorunun ve sonun başlangıcı olan "rehavet"i,
Rehavet ise;
"Herkes"sizleşmeyi,
Eleştiriye tahammülsüzlüğü,
Agresifliği/sertleşmeyi,
Ve tevazudan uzaklaşmayı getirdi.
Bunun sonunda;
Sen-ben kavgası/iç çatışma; yani, taht kavgaları/klikler çatışması,
Körleşme,
Sorunlardan kaçış ve öteleme,
Parti içi/bünyesel disiplinin kaybedilmesi,
Ve şiddetli bir "halktan kopuş" ortaya çıktı.

Geldiğimiz noktada AK Parti’nin,
Muhalefet partilerinden önce, kendi içindeki ihtilaflara,
(parti içi muhalefet de demiyorum. Çünkü bunun çok ötesine geçen belden aşağı vuruşlar var.)
Alt etme kavgalarına,
Öne çıkma saldırılarına,
Ve, kişisel menfaat/güç maksimizasyonu çatışmalarına odaklanması gereklidir.
En öncelikli/muaccel/elzem, sorunu ve sıkıntısı budur.

Parti içi taraflar/klikler/hizipler öyle bir hale gelmiş ki;
Korkunç/ürkünç ve "gemi azıya almış" gibiler..!
Bundan sonra,  
Birbirlerine karşı kullanılan dil/eleştiri/galebe çalma ve mat etme yöntemi/öne çıkma mücadelesi, öyle bir tarz/yöntem ve zemine gelecek ki;
Teşbihte hata olmaz bağlamında söylersek; ölümcülleşecektir.
Yani nezaket bitecek,
Kontrol ve disiplin kaybolacak,
"Harbilik/hasbilik" unutulacak,
Meşruiyet kaygısı diye bir şey kalmayacak,
Yani "kardeşlik hukuku" bitecek,
"Dava Şuuru" rafa kalkacaktır.
Hatta, "düşmanın düşmanı dosttur" yaklaşımı bile, kullanılmaktan imtina edilmeyecektir.
Bunu neden iddia ediyorum.?
Çünkü muhalif gazete/yazar/Sosyal Medya ve farklı ağızlarca gündeme taşınan, AK Parti ve İktidar’a dair "bilgi/belge ve donelerin" kaynağının, parti için çatışmanın bir sonucu olarak,  birilerince servis edildiği düşüncesindeyim..

Bir de, aslı-astarı olan ve siyasi etki/sonuç oluşturacak bu tür materyallerin epeyce bir artmış olduğunu düşünürseniz;  bu düşünceme hak vereceksiniz.
Hele de;
Ekonomi Partisi her geçen gün pik yapıp, her beş saatte bir kendini hatırlatarak tabana yayılırken,
Pandemi/Kovid Partisi’nin yaydığı sosyal/psikolojik/ekonomik travmalar zirve yapmışken,
Seçmen/AK Parti arasındaki mesafe iyice açılmışken,
18-30 yaş arası seçmenle bir türlü iletişim kurulamıyorken; hele de, bu kitleye ulaşmak için yapılan çalışmalar/kullanılan enstrümanlar/propaganda malzemeleri kaş yapayım derken göz çıkartma babında; kendi topuğuna kurşun sıkmak gibi, geri tepiyor ise,
Ve hatta, yapılan düzeltme çabaları bile, parti içi kavgaların bir silahı haline geliyor ise,
Bence, AK Parti’nin, ne Kılıçdaroğlu/CHP, ne Akşener/İyi Parti ve ne de diğerleriyle uğraşmasına/çatışmasına/yarışmasına hiç gerek yoktur.
Gerekli olan kendi içidir,
İçindeki, zararlı bağırsak kurtlarıdır,
Gövdeyi kemiren kurtçuklardır,
Kanserojen hücrelerdir.
Peki sonuç.?
Şahsen, ben hastalığın metastaz yaptığı ve artık tedavinin de pek mümkün olmadığı kanaatindeyim…

İki Uyarlama…

“Hiçbir şey olmamışsa, kesin bir şeyler olmuş demektir” ise;
 Bir şeyler oluyor ve olmaya devam mı edecek, acaba...

“Bir devletin üzerine İhtiyarlık çöktü mü, devletin bundan kurtuluşu imkânsızdır”  sözünden hareketle;
Bir partiye/gruba/güce “rehavet” çöktü mü, bundan kurtuluş imkansız mıdır, yoksa..!

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Mevhibe Nur
    Teşekkürler. Allah kaleminize taş değirmesin