TİC Holding Header
  • USD 31.355
  • EUR 33.943
  • Altın 2069.112
  • BIST 100 9220.83

Neyzen Tevfik, Uğur Yücel ve Hiç…

Neyzen Tevfik, Uğur Yücel ve Hiç…
Uğraş Güneş'in yazdığı ve Can Yücel'in yönettiği BKM yapımı olan Neyzen Tevfik "Hiç" oyunu, uzunca bir süre tiyatroya ara veren usta sanatçı Uğur Yücel'in yeniden tiyatroseverlerle buluşmasına vesile oldu. Adeta modern bir meddah niteliğindeki tarzıyla sahnelerde yer alarak bir döneme damgasını vuran ve hatta stand-up yapmak isteyen birçok gencin de önünü açan, Kenter Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu, Tef Kabare Tiyatrosu gibi tiyatrolarda oyunculuk yapan Uğur Yücel'in, 1984'te başlayan sinema kariyeri, pek çok filmde ve dizide oyunculuk yapmasının yanı sıra yönetmenlik, senaryo, yapım, kurgu, müzik gibi çalışmalarla da çok yönlü biçimde devam etti. Son zamanlarda da dijital yayın platformlarında çeşitli projelerde yer alan Yücel, bu kez sevenlerinin karşısına Neyzen Tevfik'in hayatını canlandırdığı tek kişilik oyunu ile çıkıyor.

Büyük bir neyzen, şair, fikir adamı ve hiciv ustası olmasının yanında ilginç hayat hikâyesi, toplumsal meselelere dair getirdiği açılımlar, yöneltilen sorulara ve karşılaştığı sorunlara kendine has yaklaşımı ve üslubuyla bir duruş sergileyen, siyaset ve edebiyat çevresinde sıkça anılan, rivayetlere konu olan; şiirlerinde, hicivlerinde ve nüktelerinde toplumdaki eşitsizliklere, düşünce dünyasındaki çarpıklıklara, haksızlığa ve zalimliğe, siyasî rantçılığa, dinî baskılara ve bürokrasideki çıkarcılığa değinen, neredeyse tüm hayatı boyunca baskılara karşı çıkan; yazdığı taşlamalar sayesinde, bu türde Nef'i ve Eşref gibi önemli şairlerden biri konumuna gelen Neyzen Tevfik, yaşarken de terk-i dünya ettiğinde de hep dikkat çeken bir isim olmuştur. Zira deyimin tam karşılığı nevi şahsına münhasırdır.

Böylesine ilgi odağı olan müşahhas bir şahsiyetin, yine bir başka usta aracılığıyla sahnede yaşar kılınması ve o ustanın oyunculuğu ile Neyzen'in yaşamından kesitlerin birleşmesi, merakları cezbeden bir oyun olmasını da hâliyle beraberinde getiriyor. Oyun; "Meyde Bektaşî göründüm, ney'de oldum Mevlevî; meşrebim Molla-i Rumî, mezhebim Bektaşî'dir" diyen Neyzen'in Bodrum'dan Payitaht'a, medreseden mevlevîhaneye, cezaevinden mehterana, akıl hastanesinden meyhaneye, Mısır'dan Ankara'ya, oradan yeniden İstanbul'a uzanan yaşamına odaklanıyor.

Kendisine edilen lâflara aldırış etmeyen, otorite figürlerine boyun eğmeyen, hatta onları pek umursamayan, hiçbir yere ve kesime ait olmayan, "Uzun derbederlik hayatımda, o kaldırımdan bu kaldırıma; o kapıdan bu kapıya; o diyardan bu diyara; ney'im ve mey'imle bir kuru yaprak gibi savruldum" diyen Neyzen, bir de Uğur Yücel'in ağzından bu oyunda kendine yer açıyor. Neyzen Tevfik'in yaşamına, müzikle ilişkisine, felsefesine, şiirlerine, aşklarına, başkaldırışlarına ve tabi ki mey ile olan derin muhabbetine yer veren replikler, Uğur Yücel'in performansı ile birleşince, daha ilk dakikadan itibaren seyirciyi içine çeken bir atmosfer oluşuyor.



Oyun Ekibi…

Yazar Uğraş Güneş, Neyzen'in satırlarını, cümlelerini ve anılarını çok iyi seçmiş, derlemiş ve hayat hikâyesinin içine anlamlı şekilde yerleştirmiş. Şairin bilinen temel özelliklerini tadında, bir niteliğini diğerine ezdirmeden, bir kesimi memnun edeyim diye hayatının belli bir kesitinin altını daha çok çizmeye çalışmadan dengeli serpiştirmeler yapması çok başarılı olmuş. Oyun metni, Neyzen Tevfik'in otobiyografisini anlatırken duygusal olarak hem okuru hem izleyiciyi bombardımana tabi tutuyor ve bu sayede tam bir katarsis sağlıyor. Evet, Neyzen bizi güldürüyor fakat felsefe ve sanat örüntüsünde gelişen, oradan bir başkaldırıya dönüşen bir ömür var ortada. Ve bu yaşamın sahnelenmesi, izleyen herkesi bir öz değerlendirmeye davet ediyor. İdealleri, hayatın kimi sancılı gerçekleri, çocukluk anıları, güçlü ve güçsüz yönleriyle yüzleşmenin acılarından ve sistemin dayatmalarından yakınan bir insanın espri ve hiciv harmanıyla haykırışı var metinde.

Oyunun dekor ve ışık tasarımıyla müziklerini yapan kişi, hemen hemen her sezon türlü organizasyonlardan ödül alan Cem Yılmazer… Müzikte günümüzden diye nitelendirebileceğimiz eserler de vardı, adeta içimize işleyen ve zamanda yolculuk yaptıran ney taksimleri de... Ama keşke şairin namı ile bütünleşmiş olan ney'i biraz daha görebilseydik oyunda. Kulak da göz de ney'i sahnede daha çok hissetmek istedi.

Yılmazer, dekorda merdivenle çıkılan bir yarım küreyi tercih etmiş. Salona girildiği andan itibaren o yarım küre seyirciyi içine çekiyordu. Yarım kürenin tam ortasında bir sandalye, onun yanına da iliştirilmiş bir ney, dekorun tesirini artırıyordu.

Siyah fondan sahne üzerine yansıyan dijital görsel tasarım çok sahici değildi; daha doğru bir deyişle yerindelik arz etmiyordu. Oyunun dramatik örgüsüyle ve diğer bileşenleriyle örtüşen bir görsellik ve "Yansıyan şekiller ne anlam ifade ediyor?" sorusunun cevabını veren bir yapı yoktu ortada. Oysa fotoğraflar, animasyonlar, videolar, mappingler sahne tasarımını destekleyici bir yan malzeme olarak kullanılmalı. Onu rejiden çıkardığımızda da ciddi bir anlam kaybına yol açması gerekiyor fakat bu oyunda kullanılan dijital ögeler, maalesef işlevsel ve anlamlı değildi. Hiç olmasaydı, tasarım daha iyi olabilirdi.

Kostümlerde Gönül Paksoy imzası vardı. Neyzen'in fotoğraflarından hatırladığımız klâsik kıyafeti motifsiz, renksiz ve yalın bir estetikle tasarlanmıştı. Hem Neyzen'le hem de oyun metninin dili ile uyumluydu.

Dev Bir Oyuncu: Uğur Yücel…

Önce, sadece Uğur Yücel'in sesi yankılanmaya başladı salonda. Neyzen'den aktardığı küfürlü ve komik anonslar yaptı sahne arkasından. Sonra, seyirciye doğru yavaş ama bir o kadar da güçlü bir giriş yaptı salona. Karanlık sahnede lokal ışığın altında parladı, gölgesi onun daha da devleşmesini sağladı ve başladı oynamaya…

Uğur Yücel, sanki girdi kolumuza, bizi Neyzen'in dünyasında hafif tempolu bir yürüyüşe çıkardı. Bazen durdu, gözleri uzaklara dalıp gitti, ardından dönüp etrafına bakındı, sonra bize baktı ve kaldığı yerden anlatmaya devam etti. Derken aniden sustu; sonra yeniden başladı konuşmaya ama muhabbeti bambaşka bir yerden ilerletti. Ne bizi anlatıdan kopardı ne dikkatimizi dağıttı ne de oyunun çekim kuvvetinden ayırdı. Üstüne üstlük sorgulama için bir aralık nefesler de bıraktı.

Yücel'in bir yarım kürenin üzerindeki sandalyede oturan, yer yer sandalyeden kalkarak yarım küreyi adımlayan, bazen küreden de inerek sahnenin ön kısımlarında dolanan, eline kâh neyini kâh rakı şişesini alarak ortaya koyduğu tek kişilik performansı, bize Neyzen'in koca bir dünyanın üzerinde ve dahi bir hiçliğin ortasında tek başına duruşunu resmeder gibiydi.

Anlatımı tesirli ve güçlü kılan ve tek perdelik uzun bir oyun olmasına rağmen seyircinin dimağını açık tutan ve oyundan kopmamasını sağlayan, elbette ki Uğur Yücel'in usta oyunculuğuydu. Mimikleri, beden hareketleri, vurgu ve tonlaması çok iyiydi. Ayrıca karşımızda tam bir meddah vardı. Her yönüyle meddahlığın bütün özelliklerini yansıtıyordu. Bir meddahta olması gereken ögelerin hepsi sahnedeydi. Ara ara Geleneksel Türk Tiyatrosu'nu çağrıştıracak kimi kalıp ibareleri kullanması da bunun bariz göstergesiydi.

Sahne ve gösteri dünyasına dair nitelikli ne varsa hepsini yapmış ve bu işlerin mutfağını da çok iyi bilen biri olduğundan ayakları sahneye çok sağlam basıyor, gövdesi ve ruhuyla bir olup, izleyicisiyle irtibatı çok gerçekçi ve samimi şekilde kuruyordu. Bütün bunlarla birlikte; ne oldum delisi olan türedi yeni tip oyunculara sahneye ve seyirciye adap noktasında ders niteliğinde bir temsildi.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın