Murat Demir

Murat Demir

New York’ta esen Türkiye rüzgârı

New York’ta esen Türkiye rüzgârı

Bir Birleşmiş Milletler Genel Kurulu süreci daha geride kaldı.

Şimdi geriye dönüp, birkaç gün boyunca New York’ta yaşananlara sakin bir şekilde baktığımda gördüğüm tabloyu tek cümleyle ifade edebilirim:
New York’ta Türkiye rüzgârı esti.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler kürsüsünden yalnızca Türkiye’ye değil, dünyanın vicdanına seslendi.

Gazze’de yaşanan insanlık dramını dünyanın gözünün içine baka baka anlattı. Filistin meselesindeki tavrını bir kez daha açıkça ortaya koydu. Birleşmiş Milletler’in mevcut yapısının artık dünyadaki sorunları çözmekte yetersiz kaldığını ifade ederek uluslararası sistemin adalet temelinde yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.

Bunlar sıradan mesajlar değildir.
Çünkü uluslararası ilişkilerde yalnızca ne söylediğiniz değil, sözünüzün ne kadar karşılık bulduğu da önemlidir.

Bugün Türkiye; masanın dışında bekleyen değil, masada bulunan, görüşü sorulan, bölgesel ve küresel meselelerde diplomasi yürüten bir ülkedir.

TÜRKEVİ, TÜRKİYE’NİN YÜKSELEN DİPLOMATİK GÜCÜNÜN SEMBOLÜDÜR

Birleşmiş Milletler binasının hemen karşısında yükselen Türkevi’ne bakın.
Cumhurbaşkanımızın New York programı boyunca Türkevi’nde gerçekleşen yoğun diplomasi trafiğine bakın.

Farklı ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarıyla, uluslararası kuruluşların temsilcileriyle peş peşe görüşmeler yapıldı.

Bir zamanlar dünyadaki gelişmeleri uzaktan takip eden bir Türkiye vardı.
Bugün ise bölgesindeki ve dünyadaki meselelerde kendi tezlerini ortaya koyan, diplomatik girişimlerde bulunan ve muhataplarıyla doğrudan konuşan bir Türkiye var.

İşte benim gurur duyduğum Türkiye budur.

Geçmişten bugüne baktığımda Türkiye’nin uluslararası alanda ulaştığı diplomatik görünürlüğü ve etkinliği görmek bir vatandaş olarak beni gerçekten gururlandırıyor.

LİDERLİK KOLAY YETİŞMİYOR

Ben yıllardır siyasetin içerisindeyim.
Sahayı da gördüm, Meclis’i de gördüm. Seçimi de yaşadım, milletimizin teveccühünü de gördüm, siyasetin zor zamanlarını da…

Bir gerçeği yaşayarak öğrendim:
Lider yetiştirmek kolay değildir.

Hele ki krizlerin, savaşların, ekonomik mücadelelerin ve küresel güç hesaplarının böylesine yoğun olduğu bir dönemde ülkenizin sesini dünyanın en önemli platformlarında duyurabilmek çok önemlidir.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye siyasetindeki ve dış politikasındaki ağırlığını değerlendirirken bu gerçeği göz ardı edemeyiz.

Eleştiri elbette olacaktır.
Demokrasinin gereği de budur.
Ekonomiyi eleştirebiliriz, uygulamaları tartışabiliriz, eksikleri konuşabiliriz.
Ama Türkiye’nin uluslararası alanda elde ettiği diplomatik ağırlığı da görmek gerekir.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİ

Bugün önümüzde tarihi önemde başka bir süreç daha bulunuyor:
Terörsüz Türkiye.

Türkiye onlarca yıl terörden çok çekti.
Binlerce insanımızı kaybettik.
Şehitler verdik.
Anneler ağladı, ocaklar söndü, ülkemizin kaynakları terörle mücadeleye harcandı.

Bugün PKK’nın feshi ve silahların tamamen bırakılması hedefi doğrultusunda yürütülen süreç yeni bir aşamaya ulaşmış durumda. Devletin ilgili kurumlarının denetimi ve hukuki mekanizmalarla bunun kalıcı hâle gelmesi büyük önem taşıyor.

Benim temennim çok açık:
Bu ülkede artık hiçbir annenin evladının ardından ağlamadığı, hiçbir askerimizin, polisimizin terör nedeniyle şehit olmadığı bir Türkiye istiyorum.

Türk’üyle, Kürt’üyle, 86 milyon insanımızın huzur içerisinde yaşayacağı güçlü bir Türkiye…

Bundan daha kıymetli ne olabilir?

EKONOMİK SIKINTILARI DA GÖRÜYORUZ

Elbette her şey güllük gülistanlık değil.
Ekonomik sıkıntılarımız var.
Hayat pahalılığı var.
Vatandaşımızın alım gücü konusunda yaşadığı sorunları görüyoruz.
Bunları yok saymak doğru olmaz.

Dünyadaki savaşların, enerji ve ticaret sorunlarının, küresel ekonomik dalgalanmaların etkileri var; bunun yanında Türkiye’nin kendi ekonomik sorunları ve çözmesi gereken yapısal meseleleri de var.

Önemli olan bunları görerek çözüm üretmektir.
Vatandaşın cebine uzanan, fırsatçılık yapan, haksız kazanç sağlayan kim varsa hukuk içerisinde karşısında devleti görmelidir.

Çünkü güçlü devlet yalnızca sınırlarını koruyan devlet değildir.
Güçlü devlet, vatandaşının hakkını ve sofrasını da koruyan devlettir.

TÜRKİYE'NİN KIYMETİNİ BİLELİM

Bugün çevremize bakalım.
Savaşlar…
Parçalanmış devletler…
Milyonlarca insanın yerinden edildiği coğrafyalar…
Enerji savaşları, ticaret savaşları ve büyük güçlerin hesaplaşmaları…

Böylesine zor bir coğrafyada Türkiye’nin güçlü olması bir tercih değil, mecburiyettir.
Bu nedenle siyasi görüşümüz ne olursa olsun ülkemizin uluslararası alandaki gücünü, devletimizin kapasitesini ve milletimizin birlik ve beraberliğini korumak zorundayız.

Çünkü başka Türkiye yok.

SON SÖZ

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun ardından benim gördüğüm tablo şudur:
Türkiye artık yalnızca kendisine söyleneni dinleyen bir ülke değildir.
Kendi sözünü söyleyen, tezlerini savunan, diplomasi masalarında bulunan ve gerektiğinde dünyanın en güçlü ülkeleriyle doğrudan konuşabilen bir ülkedir.

Bu noktaya kolay gelinmedi.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bu süreçte üstlendiği rolü de görmezden gelmek mümkün değildir.

Ben kendi adıma ülkem adına gurur duyuyorum.
Türkiye’nin daha güçlü, daha huzurlu, terörden tamamen arınmış ve ekonomik sorunlarını aşmış bir ülke hâline gelmesini diliyorum.

Rabbim ülkemizin birliğini ve dirliğini daim eylesin.
Devletimizi güçlü, milletimizi huzurlu kılsın.
Sayın Cumhurbaşkanımıza sağlık ve uzun ömür versin.

Çünkü bu coğrafyada güçlü Türkiye sadece bizim için değil, kendisine umut bağlayan milyonlarca mazlum için de önemlidir.

Türkiye güçlü olmak zorundadır.
Türkiye birlik olmak zorundadır.
Ve Türkiye yoluna kararlılıkla devam etmek zorundadır.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
islami sohbet
dini chat sohbet odaları