Murat Yılmaz

Murat Yılmaz

Depremin ardından

Elazığ depremi daha halen aktüel. İlk önce, depremde hayatını kaybeden insanlarımıza Allahtan Rahmet, yaralananlara, acil şifalar diliyorum.
Depremin ardından
Zarar görenlere de geçmiş olsun, Rabbim beterinden saklasın demek boynumun borcudur.

Bu bağlamda, sosyal medyada insanlıktan çıkanlara ve dahi siyasi rant peşinde olanlara, bu yazıda değinmeyeceğim.

Zaten gazetemizin baş yazarı ve Gün Medya Gurubumuzun onursal başkanı, değerli büyüğüm, Sayın Cengiz Aygün bey son yazısında, gereken her şeyi zikretmiş.

Kendisine, geçirmiş olduğu ameliyattan dolayı, tekrar acil şifalar dilerken, gurubumuz adına, Genel Yayın yönetmenimiz, saygıdeğer Celalettin Rumi Aygün ile bu depremden etkilenenlere yardım etme kararını da gurur ile karşılıyorum.

Devletimiz ani refleks göstermiştir.

İlk anından itibaren, en üst düzeyde olup bitenlerin yakın takipçisi olunmuş, iki saat kadar küçük bir sürede ise üç bakan ve üst düzey yetkililer düzeyinde bizzat deprem bölgesine intikal edilmiş, yapılması gereken ne var ise fazlası ile yapılmıştır.

AFAD, UMKE, JAK, JÖAK, Belediyelerin arama kurtarma gurupları, STK’lar, itfahiye ve Sağlık Bakanlığı ekipleri, daha yeni gün başlamadan olay yerinde idiler, halen de canhıraş çalışıyorlar.

Allah hepsinden razı olsun.

İhtiyaç var mı diye beklemeden, Elazığ Havalimanı’na iniş yapan Azerbaycan yardım uçağı, 81 ilden daha ilk anlardan sonra yola revan olan yardım konvoyları, Aziz Türk milletinin hangi kumaştan biçildiğini tüm açıklığı ile ortaya koymuştur.

Doğrusu, günlerdir çok duygusal zamanlar yaşamaktayız.

Eksiklerimiz yok mu?
Var elbette.

Bazıları çok bağnaz eksikler, bazıları ise can alıcı eksikler.

Açık ve net: Türkiye bir deprem ülkesi.
Deprem bu ülkenin bir gerçeği.

Olacak mı değil, nerde olacak olarak sormamız gereken bir gerçek.
Ve biz millet olarak, halen bu gerçek ile tam manası ile yüzleşemiyoruz maalesef.
Toplumsal deprem bilincimiz çok zayıf.

Teslimiyet duygumuz, EvvelALLAH, ancak, şu gerçeği de unutuyoruz:
Deprem öldürmez, bina öldürür, panik öldürür.

Binalarımız maalesef deprem ülkesi standartlarında değil.

Maalesef, STK’larımızda pek değil.

Evet, Arama Kurtarma hedefli pek çok STK’larımız var.
AFAD standartına uygun eğitimler alan, kendi imkanları ile ayakta durmaya çalışan, ancak ekipman olarak, sadece kıyafetleri ve çok çok telsizleri olan STK’larımız var.

İşte mesele de burada başlıyor.

Mesela, sıhhiye hizmeti verebilecek, medikal kurtarma yapabilecek, sahada ilk müdahaleyi yapabilecek, tiraja yardımcı olabilecek, hiçbir STK’mız yok.

Sadece Sağlık Bakanlığı’nın UMKE ‘gönüllüleri’ var.
Onlar da devlet memurlarından ibaret.

Peki, ya bu son deprem Elazığ’da değil de mesela daha kalabalık bir ilde olsaydı ve daha ağır olsaydı?

Evet, 2001’e rağmen, sağlık sistemimiz kıyaslanamaz bile, ambulans ağımız ve ambulans sayıları ona keza.

Ancak, mesela Beşiktaş’taki hain saldırıyı hatırlayalım:

112 Komuta Merkezi, evet çok acil olarak olay yerine onlarca ambulans sevketti.
Peki, ya ambulansların ayrıldığı noktaların civarında olan hasta ve yaralılar?

Avrupa bu işleri STK’lar ile normal hayatlarında bambaşka meslekler ile uğraşan insanları, sıhhiye olarak, ATT olarak, paramedik olarak eğiterek, gerekli ekipmanı da sağlayarak çözmüş!

Mesela Kızılhaç’ın gönüllüleri.

Gerekli tıbbi eğitimleri, acil ve afet eğitimleri aldıktan sonra, eyalet sivil savunma müdürlüklerinin (AFAD gibi), acil müdahale timlerini oluşturuyorlar.

Her timin, teknik kurtarma, çoklu ambulans, doktor gurupları, çadır kurma, yiyecek, içecek ikramı gurupları, tim kumanda gurupları olmak üzere tam teşekküllüler!

Beş yaralıyı geçen her vakada, toplumsal durumlarda, afetlerde alarm verilip, en geç yarım saat içinde hazır ol vaziyetine geliyorlar.

Bu gönüllülerden birisi de bendim. Hem de 20 küsür sene.

Bu şekilde bir STK’nın, vakfın kurulması için SAS Ambulans sahibi, idealist genç kardeşim Barış Güdük ile epey zamandır fikir alışverişlerinde bulunsak da, karşımıza çıkan büyük bir engel var.
Maddiyat.

Elbette böylesi bir oluşumun meydana gelmesi masraflı bir şey.

Ambulansları, ekipmanları, eğitimler, hiç de ucuz değil.

Ancak bunlar da geleceğe bir yatırım değil mi?

Her ilde böyle bir STK olmuş olsa, devletin de işine gelmeyecek mi?

Yani maaşiyetini ödemesine gerek kalmayan, binlerce gönüllü?

Bir düğmeye basma ile birkaç dakikaya hazır olabilecek koca bir insan kitlesi?

Toplumsal olaylarda, büyük mitinglerde, organizasyonlarda görev alabilecek insanlar?

Bu profesyonellere de büyük bir destek olmayacak mı?
Üstlerinden bir yük gitmeyecek mi?

Ve ben, böyle bir oluşumda gönüllü olmak isteyecek pek çok insanın olduğundan da eminim.

Bu biraz da toplumsal kaynaşmaya yol açmayacak mı?

Boş zamanlarını, topluma faydalı bir şekilde geçirmek kötü bir şey mi?

Hatta, bu gönüllüler, günlük hayatta, her gün, her yerde olan kazalara, ani hastalıklara da, aldıkları eğitim sayesinde, bilinçli bir şekilde müdahale etmeyecekler mi?

Türkiye, şimdilik bu işi kurumsal bazda çözmeye, devletin tekelinde tutmaya çalışsa da bu asla yeterli değil.

Düşünün ki, az bir zaman zarfı içinde, temel afet eğitimleri almış, ileri ilk yardım, sıhhiye eğitimi almış, binlerce insan ve hepsi de birer multiplikatör!

Türkiyemiz için, bu çoktan atılması gereken bir adımdır.

Daha yeni, yeni, gönüllü İtfahiyeciliğe başladık.

Bu dediğimiz de gönüllü sıhhiyecilik den başka bir şey değil!

Umarım ki bu satırlar, gerekli sesi getirir.



Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın