11.02.2019 18:37

Kartal faciasının mesajları

Kartal faciasının mesajları

Geçen hafta, Kartal’da çöken bir bina. Şimdiye kadar 15 can kaybı. Her şeyden evvel, ölen vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralananlara ise acil şifalar diliyorum. Bu acı hepimizin.

Ancak şu da bir gerçektir ki, bu üzücü olay bizlere adeta bir uyarı niteliğindedir.

Çöken sadece bir bina. Ve can kaybı çok fazla.

Bir deprem gerçeği olan ülkemizde, hele de İstanbul gibi bir mega metropolde, belli oldu ki, bu felakete ve Maazallah daha büyük felaketlere hazır olma konusunda bir arpa boyu yol alamamışız!

Eğer almış olsaydık, dört gün sonra halen enkazda ulaşılmamış yerler kalmış olmayacaktı.

Çünkü bu tek bir bina! 

Ve dört gün geçmesine rağmen halen arama, kurtarma çalışmaları sürmekte. 

Bunun ise izah edilecek hiçbir yanı yok.

Şimdiye kadar bu enkazın çoktan kaldırılma çalışmaları başlamış olmalıydı!

İlk günden gelen görüntüler şoke etti!

Bir sürü insan enkaza dolmuş, koordinesiz, düzensiz bir şeyler yapma peşinde.

Elbette yardım etme hevesi çok güzel bir şey, ancak bu gibi durumlarda hem enkaz altında olanların hem de profesyonellerin çalışmalarını olumsuz etkilemekte ve dahi tehlike oluşturmakta.

Zaten ilk ekipler geldikten sonra çatı bölümü tekrar çökmüş, buna rağmen bir sürü sivil vatandaş, enkazın üzerinde görülmekte idi.

Enkazın her yerini de saran vatandaşın oluşturduğu gürültü kulisi de bu tip olaylarda, en önemli şeyi öldürdü: SESSİZLİK!

Çünkü enkazın altından gelecek olan sesler, kurtarıcılar için çok önemlidir!

Ancak binlerce insanın olduğu bir mahalde, sessizliği sağlamak imkansızdır!

Ve insanımız, başka binaların da çökme tehlikesi mi adeta hiçe saydı. Halbuki bu tehlike vardı ve de devam etmekte!

Olay yerinde ilk önce alınması gereken çevre güvenliğidir ve bu ve başka birçok olayda da görüyoruz ki, bu en basit önlemi almakta bile, yetkili birimler maalesef yetersiz kalmakta! 

Yani olay yerine yüzlerce ekibi yığmak sorunu çözmüyor. 
Derhal ve etkin bir çalışma başlaması çok da önemli. 
Bunun için ise gerekli olan bir kesin komuta ve koordine merkezidir.
Ancak bir daha görüldü ki, bizde herkes kendi telinden çalıyor, itfaiye ayrı, 112 ayrı, polis ayrı, zabıta ayrı ve oraya yardım isteği ile gelen irili, ufaklı arama kurtarma dernekleri ayrı, AFAD ayrı tellerden çalıyor! 

Mesela olay yerine dev vinç geliyor. Ancak çalışma sahası yok ise ne işe yarar o vinç, merak ediyorum açıkçası. 

Halbuki ilk müdahale de gerekli olanlar, kepçe, greyder, hidrolik makas, kompresörlü, baskılılı çekiç gibi şeylerdir. 

Kanunlarda, yönetmenliklerde yazılanlar, kimsenin umurunda değil!

E olmayınca da ortaya böylesi bir felaket senaryosu karşısında, etkisiz bir çalışma kalıyor ve de maalesef can kayıplarına neden oluyor. 

Halbuki bu gibi durumlarda ne, nasıl yapılır, bunların uluslararası standartları var. Var ama, bizim ülkemizde uygulanması çok, çok zor. Nedeni ise bu alanda da oluşan oligarşik bürokrasi! 

Yapı güvenliği yok

Çöken binayı yapan, Kartal Belediye Başkanı Altınok Öz’ün akrabaları.
Denetim hiç olmamış. Olsaydı zaten iki fazladan kaçak kat, iskan alamazdı!

Altınok Öz, CHP’ye mensup. Bina ile büyük sıkıntı var, ancak CHP Kartal Belediyesi, millet can kurtarma ile uğraşırken, vinç ile seçim bayrakları asmak ile meşgul idi.

Malum kesimde ise tık yok. Ancak o belediye CHP’de değil, AK partili olsa idi, her platformda dünyayı ayağa kaldırmışlardı. 

Kentsel dönüşüm de maalesef çok ama çok gerilerden gelmekte!

Bunun bir nedeni, kentsel dönüşümün, birkaç müteahhit firmaların köşeyi dönme hareketine dönüştüğündendir. 

Maalesef bu çok iyi niyetle düşünülen ve gerçekten de elzem olan dönüşümün, iyi yönetilememesi sonucu doğan bir gerçektir.

Ancak çok daha vahim bir konu var ki, o da muhalefet partilerinin, kentsel dönüşümü, millete öcü olarak göstermeleri, “AKP haklarınızı gasp ediyor, direnin” gibi, beyin yakan, hatta ihanete varan telkinleri ve insanların da buna kanamalarıdır!

Birçok insanımız, oturdukları konutların saçtığı tehlikeden tamamen bi haber.
“Mal benim, çökerse çöksün, öleceksek de ölürüz” mantalitesine hakim. 

İşte bu nemelazımlık da bu denli facialara yol açmakta.

Hatta büyük bir deprem sonrasını, Maazallah düşünemiyorum bile!

Tsunami gerçeğini de görmezden gelerek, halen ve mütemadiyen, deniz doldurup üstüne konutlar, cafeler, restoranlar yapılmıyor mu? 

Ve rant büyük olduğu için de bu tip inşaatlara ruhsat verilmiyor mu? 
Muhtemel can kayıpları hiçe sayılmıyor mu? 

Sadece ve yine Kartal’dan bir misal vereyim. 

Marina AVM’si!

Allah korusun, bir tsunami de orada bulunan insanların % kaçı sağ çıkacak? 
Hele de yerin altında olan katlarda? 
Bunu hiç mi kimse düşünmedi. 
Evet, ama manzara harika canım…

Yirmi yılı aşkın Almanya’da pek çok STK’da felaket koruması alanında gönüllü görev yapmış ve bu hususta ne kadar eğitim var ise görmüş birisiyim. 

Pek çok olaylarda da bizzat bulundum! 
Ancak ülkemizde olan kurtarma rezaletlerine hiç rastlamadığım gibi gördüğüm zaman da gerçekten içim acıyor.

Misalen Sağlık Bakanlığı bünyesinde olan Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi!
Düşünülmesi, ekipmanı çok güzel, hatta Avrupa’da benzeri yok diyebilirim. 

Ancak alınan eğitim, ki bizzat aldım, büyük bir oran ile alakasız.
Çünkü medikal bir kurtarma ekibine temel dağcılık eğitimi veriliyor! 

Müfredata göre bu ekinin enkaza girmesi ön görülmemekte. Zaten eşyanın tabiatına aykırı olur.

UMKE’nin görevi, ilk etapta bir tiraj bölgesi oluşturarak, enkazdan çıkarılan insanları kategorize etmek, ikinci etapta, olay yerinde gereken ilk müdahaleleri yapıp, hastaları ambulanslar ile sevk etmek. Bu ihtimal yok ise, Sahra hastanesi kurmak. Diğer etapta ise, sahra poliklinikleri kurarak, normal hayat başlayana kadar, sağlık hizmetleri vermek!

Ancak Kartal’da da gördük ki, UMKE elemanları enkazın içinde?!

Bu gibi durumlarda komutanın derhal AFAD’a geçmesi gerekiyor iken ve tüm ekiplerin, güvenlik güçleri dahil, AFAD’ın koordinesinde olması gerekirken, bizim bürokrat takımı, maalesef “aman o topa biz girmeyelim, Valiyi bekleyelim” kafası ile iş yapmaktalar.

Halbuki bu gibi facialarda her dakika, hayır her saniye önemlidir!

Sivil Savunma da toplumca maalesef daha çok gerilerdeyiz. 

Bunu da bu facia bize mesaj olarak verdi. Hemşerim en acı yüzüyle verdi. 

Umarım ki, bu facia sonrası gerçekten de dersler alınır ve gereken düzenlemeler ivedi ile yapılır. 
Aksi takdirde, bir deprem sonrasını düşünmek gerçekten kabus olmaktan çıkmayacak!

Düşünmemiz gereken adımlar arasında, İçişleri Bakanlığı sorumluluğu ve komutasında, NGO (Non Gouvernment Organization) statüsünde, gönüllülerden oluşan birimleri kurup hayata geçirmek olmalıdır. 

Mesela tıbbi yardım organizasyonları, teknik yardım ve arama kurtarma organizasyonları. 
Yarı resmî statüsünde, profesyonel ekipmanlar ile donatılmış, on binlerce insanın katılabileceği dernekler. 

Belediyelerden bağımsız, herhangi bir felaket/afet durumunda içişleri mülki amirlerinin istek ve Emirler’i ile alarma geçirilecek, sürekli eğitilen ve tatbikatlar ile, öğrendiklerini tatbik etme fırsatını bulan bu gönüllüler ordusu, eminim ki hem çok verimli olacaktır hem de, mesela gençlere yönelik proğramlar ile, genç nesile de faydalı olacaktır! 

Bunların misalleri Avrupa’da uzun yıllardır mevcuttur ve çok iyi iş çıkartmaktadır. 


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve Dua ile Vesselam!