07.01.2019 01:27 Güncelleme Tarihi: 07.01.2019 02:18

Müge Anlı ve Palu ailesi

Müge Anlı ve Palu ailesi

Ocak ayının gelmesiyle birlikte ekranlarda takip ettiğimiz bir çok dizi yayınına ara verildi.

Dolayısıyla bu aralar gündüz kuşağı daha çok izlenir oldu.

Gündüz kuşağının en faydalı programı; Müge Anlı’nın Tatlı Sert programıdır. 

Örneğin, Sedanur Güzel’in başına gelen acımasız olayını can kulağıyla izliyordum. 

Katillerin bulunması için elinden geleni her şeyi yaptı. 

Ekibiyle birlikte bir çok vakayı çözmüş, bir çok kayıp insanları bulmuş olmasıyla takdiri hak ediyor. 

Hafta içi Twitter’da Hashtag’leri okurken, Müge Anlı/Palu Ailesi dikkatimi çekti. 

Merak edip hemen programı açtım. 

Bunlar nasıl bir ailedir! Addams Family masum kalır. 

İzlerken kanım çekildi. 
Gasp, tecavüz, cinayet, işkence, büyü, şarlatanlık... say say bitmez!

Müge Anlı’nın, Palu Ailesi’nin suç dosyasını okurken ki psikolojisini düşünemiyorum. 

Nasıl dayanıyor? Gerçekten kendisine büyük sabır diliyorum. 

İzlerken “Bunlar gerçek olamaz, filmlerde, dizilerde bile arada güzellikler oluyor.” diyorsun. 

Hiç mi iyi bir şey yok!
Herkes birbirinin üstüne suçları atıp atıp duruyor. 
Ama görünen o ki hepsi suç ortağı gibi. 

Bu hafta sosyal medya hep bu aileyi konuştu. Herkes şaşkınlık içinde. 

Programı izlemeyenler, dizi muamelesi yapıp Youtube’dan tekrarını izliyor.  

Müge Anlı eminim yine bunların peşini bırakmayacaktır. 

Tez zamanda sonuçlanıp, suçluların cezalarını çekmelerini temenni ederim. 

İyi ki böyle bir program var. 
Hem bir sürü kötülük ortaya çıkıyor hem de (umarım) insanlar ders alıyor.


Haftanın Yabancı Filmi: Mary Poppins: Sihirli Dadı 



Çocukluğumdan beri Walt Disney yapımlarını çok severim. 

Daha çok küçük yaşlara hitap eden bir film olmasına rağmen Mary Poppins Sihirli Dadı filmini merakımdan izledim. 

Sinemada izleyenlerin çoğu çocuklu ailelerdi. 
Belli ki çocukları için gelmişler. 

Mary Poppins, 1964 ABD yapımı fantastik müzikal filmdi. 

Başlıca rollerinde Julie Andrews (Mary Poppins), Dick Van Dyke, Karen Dotrice, Matthew Garber, David Tomlinson ve Ed Wynn oynamışlardı. 

Bu fantastik film 13 dalda birden aday gösterildiği Oscar ödüllerinden, "en iyi aktris", "en iyi müzik", "en iyi şarkı", "en iyi kurgu" ve "en iyi görsel efekt" dallarında olmak üzere 5 tanesini aldı.

Filmin yeniden yapımında Mary Poppins’i Emily Blunt canlandırıyor.  

Filmin diğer oyuncu kadrosu ise Meryl Streep –ki kısacık sahnesiyle yine filme kocaman bir damga vurmuş. Rolün küçüğü olmaz, oyuncunun küçüğü, büyüğü olur dersini gözümüzün içine soktu-Colin Firth, Ben Whishaw, Emily Mortimer, Dick Van Dyke (ilk filmde de olduğu için ustaya saygı duyulması filme büyük anlam katmış) ve Angela Lansbury gibi zengin oyunculardan oluşuyor.

Filmin genel konusu; 
Mary Poppins: Sihirli Dadı, 1930’larda Londra’nın Büyük Buhran döneminde geçiyor. 
İlk filmin minik kahramanları Michael (Whishaw) ve Jane (Mortimer) artık büyümüşlerdir. 

Michael, üç çocuğu, kâhyaları Ellen (Walters) ve kız kardeşi Jane ile birlikte Cherry Tree Lane’de hayatlarını sürdürmektedirler. 

Fakat acı bir olay yaşanır.
Michael eşini kaybeder. 
Bu olayın ardından esrarengiz dadıları Mary Poppins (Blunt) tekrar Banks’lerin hayatına girer ve olaylar gelişir. 

İlk Mary Poppins’in (Julie Andrews) yine asık suratlı, gülmeyen ama daha sevimli ve karizmatik karakter olduğunu düşünüyorum. 

Bu yeni Mary Poppins  (Emily Blunt) fazla maskülen, sıradan ve itici buldum. 

Öyle ki filmin Mary Poppins Sihirli Dadı olan ismini yazarken az kalsın Sihirli Cadı diye yazacaktım.

Bir çocuk filmi olarak sinematografisini fazlaca karanlık buldum. 

Atmosferin benzerliğinden dolayı bir ara Sherlock Holmes filmini izliyor duygusuna kapıldım. 

Kavanozun içinde yapılan fantastik seyahat ve filme katılan animasyon sahneleri olmasa bir çocuk filminde olduğumuz anlayamayacağız. 

Yönetmenin koreograf kökenli olması dans sahnelerinin diğer sahnelere oranla anlatımsal olarak daha ön planda olmasına neden olmuş. 

Sokak lambalarını o yıllarda yakıp söndüren fenercilerin (uyanıklar) yaptığı muhteşem ve adeta bitmesini istemediğimiz sokak dansı filmin bence en muhteşem sahnesiydi. 
Ginger Rogers, Fred Astaire ve Gene Kelly vs. gibi dönemin dans yıldızlarının müzikallerini özleyenler bu sahneyle bir nebze olsun hasret giderebilirler. 

İlk Mary Poppins’in Remake’ini yani yeniden uyarlamasını yaparken nostaljik davranmak yerine günümüz kuşağının (cep telefonu, tablet, konsol kullanan) radarında olan başka bir yeni tarza uyarlasalardı çok daha başarılı olabilirlerdi. 

Tarz ve konu anlamında sıkıntıya düşen ve kendini tekrarlamaya başlayan Hollywood, western ve müzikalleri günümüz kuşağına sevdirebilmek ve alanını genişletebilmek için zaman zaman müzikal ve western denemeleri yapıyor. 

Bunu yaparken yukarıda da dediğim gibi nostaljik davranarak geçmişi tekrar etmek yerine bu formatları güncellemeleri daha doğru olur düşüncesindeyim. 

Kısacası beklentilerimin karşılığını pek alamadım. 

Ama çocuklar için robotlar ve makinelerin savaştığı, ölümlerin kol gezdiği filmlere tercih edilir. 


Haftanın Yabancı Dizisi: Station 19 



Grey’s Anatomy ve bir çok önemli dizilerin yapımcısı olan Shonda Rhimes yeni yapımı olan Station 19 oldukça iddialı bir iş olmuş. 

Station 19’da, Grey’s Anatomy gibi yıllarca sürecek gibi görünüyor. 

Grey’s Anatomy’i izleyenler bilir. 
Dizide başhekim Miranda Bailey’nin kocasını canlandıran Doktor Ben Warren karakteri kariyerinden vazgeçerek hastaneden istifa edip itfaiyeci olmaya karar veriyor. 

Station 19 dizisi de, aynı karakter yani Ben Warren ve ekip arkadaşlarının Seattle'da bir itfaiye istasyonunda görevleri gereği hayatlarını tehlikeye atan cesur ve aksiyon dolu hikayeleri anlatılıyor.

İlerleyen bölümlerde Grey’s Anatomy’deki oyunculara da rastlayacaksınız. 

Meredith Grey, Miranda Bailey gibi karakterler Station 19’ da zaman zaman görünüyorlar.

İç içe geçmesi ayrı tat veren bu dizinin draması Grey’s Anatomy gibi oldukça iyi kurgulanmış. 

Şu an 2. Sezonu oynayan ve başrollerinde Jason George, Jaina Lee Ortiz ve Grey Damon’ın paylaştığı Station 19’u kesinlikle tavsiye ederim.