Siyasetin Prenses Fiona’ları

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son günlerde bazı yayın kuruluşlarındaki konuşmalarında, Bakanlık yaptığı dönemdeki başarılar(!) için sürekli ‘ben yaptım’ diyen Ali Babacan için şöyle dedi: ‘Benim onayım olmadan sen hiçbir şey yapamazdın’.
Siyasetin Prenses Fiona’ları
Peki sormak gerekmez mi sayın Erdoğan'a; madem sizin onayınız olmadan göreve getirdiğiniz Bakan'lar hiçbir adım atamazlardı, başta Ahmet Davutoğlu olmak üzere bugün sürekli suçladığınız eski Bakan'ların yapmış oldukları fena ve kötü işlere ne diyeceksiniz?

Öyle ya, madem sizin onayınız olmadan tek bir iş yapamıyorlar ise demek ki onların yaptıkları fenalıkları da üstleniyorsunuz demektir. Ama ne kendiniz ne de partilileriniz görünürde hiç de öyle davranmıyorsunuz. Üstelik sahip çıktığınız o Ali Babacan döneminin sözde ekonomik başarıları "başarı" bile değilken. Bence bunlara da hiç sahip çıkmasaydınız daha iyi olurdu.

Ne yaptı ki Ali Babacan ne başardı ki?

IMF dayatmasıyla Kemal Derviş tarafından hazırlanan ekonomik programı harfiyen uyguladı. Cumhuriyet tarihinin en fazla özelleştirme yapılan dönemi bu dönemdi. Devlete ait onlarca milli değer; şirketler, limanlar ve arsalar yabancılara ve yerli işbirlikçilerine haraç mezat satıldı ya da peşkeş çekildi. Önceki dönemde içleri boşaltılarak batırılan özel bankalar küresel yabancı bankalara satılarak ülke sermayesinin ve ekonomisinin kontrolü büyük ölçüde yabancıların eline teslim edildi. Allah'tan kamu bankaları yani Ziraat Bankası, Vakıfbank ve Halkbank özelleştirmeleri yapılmadı da hala bu bankaların kontrolü devlet elinde bulunmakta. Bunun önemi bugün daha fazla ortaya çıkıyor. Kamu bankaları faizleri düşürmekte devlet politikaları doğrultusunda hareket ederken, özel bankaların çoğu buna ayak diremektedirler. Babacan'a kalsaydı belki bu bankalar bile satılırdı. Tabi Babacan döneminde bir de meşhur Kemal Unakıtan vardı hatırlarsanız, "babalar gibi satarız" sözünü de siyasete sokan yine bu Kemal Unakıtan olmuştu.

Özelleştirme yaparak, devletin malını satarak IMF borcunu kapatmak mı büyük başarı? Küresel ekonomik genişleme döneminin bol para imkanları, tüm dünyada Dolar'ın pul olduğu bir dönemde Merkez Bankası kasasını Dolar ile doldurmak mı büyük başarı? O dönemde zaten bütün dünyada tüm devletler aynı başarıları kaydettiler kendi ekonomilerinde. Tüm dünyada Dolar'ın değeri düşerken ülkemizde de 1.15 seviyesine kadar düşmüştü. İthalat artmış cari açık patlamıştı. Aslında ekonomik başarı dedikleri şey küresel güçlerin egemenliğini kabullenmekten başka bir şey değildi. IMF'nin gözü hep üzerimizdeydi.

2001'de ABD'deki ikiz kulelere yapılan saldırıdan sonra öyle çok ABD Doları basıldı ki, bu Dolar'lar ile önce petrol ve altın gibi emtiaların fiyatlarını zirveye çıkardı hem de bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin piyasalarında borsa endekslerinin ve kâr eden şirketlerinin fiyatlarının yükselmesine ve hisselerinin yabancı fonların ellerine geçmesine sebep oldu.

Babacan dönemindeki ekonomik büyümelerin diğer bir sebebi de önceki dönemdeki devalüasyon ve ekonomik kriz ile gelen çöküntü idi. Düşecek daha fazla seviye kalmadığı için doğal olarak yükselmeye başlamıştı ekonomi. 20 banka batırılmıştı bu dönemde. IMF'den alınan borç para ile organik olmayan suni bir toparlanma yaşadık ülke olarak. Bunda da Babacan'ın çok fazla rolü olduğunu düşünmüyorum. O dönemin başarı gibi gösterilmesi aslında bir algı oyunudur. Millete gösterge olarak hep yükselen borsa endeksleri, düşen döviz kurları ve düşen faiz oranları gösteriliyordu. Türkiye yabancı şirketlerin pazarı yapıldı resmen. Açılan AVM'lerin neredeyse tamamı yabancı şirketlerin mağazaları ile doldu hatta caddelere taştı. Tam bir tüketim toplumu yapıldık. "Üretme tüket" deniliyordu ve denilen yapılıyordu. Bu muydu başarı.

Söylenecek daha çok şey var ama uzatmayayım. Kısaca şunu söylemek istiyorum. Tayyip Erdoğan bu toplara hiç girmemeliydi bence. Ama Kasımpaşalı damarı rahat bırakmıyor kendisini. O dönemler acı-tatlı bir şekilde geldi geçti. Asıl başarı IMF'ye olan son borç da ödedikten sonra Erdoğan'ın direnmesiyle yeni bir IMF anlaşması yapılmaması ile başlayan süreçtir. Bu süreçte Türkiye, artık daha bağımsız ve kendi kararlarını alıp kendi milli ekonomisini şekillendirmeye başlayan bir devlet halini aldı. Sanayide "yerli ve milli" projeler art arda gelmeye başladı. Bugün gerek savunma sanayinde gerek tarımda ve gerekse tıp alanında kendi milli ürünlerinizi; silahlarımızı, tıbbi cihazlarımızı ve tohumlarımızı üretebiliyorsak asıl başarı budur. Bu yüzden Babacan'ın başarı olarak anlatıp durduğu şeyleri sahiplenip kendi üstüne almak çok doğru bir hareket olmaz. Ama ille de "hayır o başarılar bana ait" derse, işte o zaman haklı olarak bizde sorarız, madem Babacan'ın tüm başarıları aslında sizin onayınız ile gerçekleşmiş, öyleyse diğer Bakan’ların; özellikle Milli Eğitim, Adalet, İçişleri, Dışişleri ve Kültür Bakanları'nın yapmış oldukları başarısızlıkların da hepsini size mi mal edelim? Öyle ya; madem kimse sizin onayınız olmadan bir karar alıp adım atamıyor, o zaman bunların da sorumlulukları size ait değil mi?

Siyaseti işte bu yüzden sevmiyorum. Dün başka bugün başka! İnsanlar siyasete girdikten sonra Shrek filmindeki Prenses Fiona gibi "gece başka gündüz başka" bir canlı oluyorlar. Oysaki siyaset bilgili, adaletli, erdemli ve ahlaklı kişiler tarafından yapılmış olsa devletler ne kadar güzel, hayat ne kadar tatlı olurdu değil mi?

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın