Yrd.Doç.Dr. Ayşe Karakoç

Yrd.Doç.Dr. Ayşe Karakoç

'Hayır' kelimesini bir süre rafa kaldırın…

Anne, baba, dede ve nineler olarak çocuklarımızın sonu gelmeyen istekleri bizim için “zaaf” noktası olmakla birlikte…

Çocuğunuz 2-4 yaşları arasında ise ve kendinizi sinir, stres ve yorgunluktan bir nebze de olsa korumak istiyorsanız… bu dönem boyunca “hayır” kelimesini kullanırken oldukça seçici davranın… Çünkü her “hayır” ona engellendiğini hissettirir ve inatla size karşı çıkar… Kendinizi sıkıntılı bir çatışmanın içinde bulursunuz…

Ya “hayır” dediğiniz zaman… ağlasa da, avazı çıktığı kadar bağırıp yerlerde yuvarlansa da, hatta tepinip bir şeyler fırlatsa da… tutarlı davranıp sonuna kadar “hayır” ı koruyun… Ya da bir iki ağlama, tepinme sonrası “evet” diyebileceğiniz istekleri için en başta “hayır” kelimesini kullanmamaya büyük özen gösterin…

Neden mi ?

Çünkü; “O” gelişiminin bir parçası olan “2 yaş sendromu” yaşıyor... “Ben”liğini keşfediyor… bunu “inat” ile savunuyor… ve dönemine özgü bir “sosyalleşme” çabası içinde….Bu süreçte anne-babasının tutumları ise dönemin sağlıklı atlatılabilmesi için oldukça önemli…

2 -4 yaş (inatlaşma dönemi) ; ergenlik döneminin provası olarak kabul edilen ve çocuk gelişiminin köşe taşlarından olan önemli bir dönemdir.

Doğumundan bu yana tamamen size bağımlı olan çocuk artık yürüyebiliyor, az da olsa koşabiliyor, tırmanabiliyor, izin verildiğinde yemeğini yiyebiliyor ve çat pat ta olsa konuşabiliyordur… Yani sizden ve etrafındakilerden ayrı bir “birey” olduğunun farkına varmıştır…

Bir birey olarak kendi verilerini toplamak üzere harekete geçer… merak eder, keşfetmek ister, kurcalar, dağıtır, parçalar, tırmanır, gözlem yapar… gördüklerini, duyduklarını hafızasına kayıt eder ve sizi taklit eder…

“O” artık bir bireydir ve kendine ait duygu, düşünce ve istekleri vardır…

Eskiden tüm ihtiyaçları ve davranışları için size bağımlı iken… artık istediği herhangi bir zamanda size karşı çıkıp gittiğiniz yolun tam tersi yönüne çekiştirebilir, seçtiğiniz kıyafeti istemeyebilir, siz oturmasını isterken koltuklara tırmanıp masaya çıkmak isteyebilir…

Engellendiğinde kıyamet kopar, çığlıklar atar, ağlar hatta tepinip bir şeyleri fırlatabilir…

Kısacası bu dönemde çocuk bir şeyleri “yapma” konusunda olağanüstü başarılı iken “yapmama” konusunda oldukça sorunludur…

Ebeveynler açısından oldukça sıkıntılı ve çatışmalı olan bu sürecin; sıkıntılı olması hiç iç açıcı bir tablo olmaması nedeniyle doğaldır ve kaçınılmazdır… ancak “çatışma” kısmı kontrol altına alınabilir…

Bu nedenle ;

İlk olarak ; doğumundan beri alışmış olduğunuz her şeyin değişiyor olmasına uyum sağlayın…Artık kabullenin… “O” sizden farklı bir birey ve kendine ait duygu ,düşünce ve istekleri var…

fakat hala sizin sevgi, ilgi ve bakımınıza muhtaç… Sadece sizin istediğinizi giymek, sizin istediğiniz yere gitmek, sizin istediğiniz şeyi yemek zorunluluğu olmadığını fark etti ve bu durumun (özgürlüğünün) sınırlarını henüz bilmiyor…

Elbette ki siz onun için her zaman en iyisini istersiniz… Bundan kimsenin şüphesi yok ve kimse bununla ilgili olarak sizi yargılayamaz…

Ama……

Kabul edin “O” büyüyor…

Tabi ki her istediği olmayacak… tabi ki sınırları olacak… ama makul istekleri için seçim şansı sunulması hem en doğal hakkı… hem de kişilik gelişimi için gerekli….

Sabah sizin seçtiğiniz kıyafeti giymek istemeyebilir… O halde ona seçenekler sunun…ne giyeceğine kendisi karar versin…

Sizin istediğiniz şeyleri yemek istemeyebilir… Ona sevdiği farklı alternatifler sunun… hem o seçim yapabiliyor olmanın keyfini sürsün… hem de siz yemek yediği için mutlu olun…

Yatakta zıplamak mı istiyor… Etrafını güvenlikli hale getirip zıplamasına izin verin… ya da enerjisini harcayabileceği başka aktiviteler önerin…

Çamurda oynamak mı istiyor…Bırakın üstü, başı, yüzü, gözü, elleri kirlensin…Sıcak bir banyo ve bir çamaşır makinesi size düşen sorumluluk kısmını halletmek için yeterli….

Merakını, keşfetme içgüdüsünü ve enerjisini içine hapsetmeyin… gereksiz kısıtlama, engelleme ve yasaklarla çatışma yaratmak yerine… onu her türlü güvenlik önlemlerini alarak “kendi sınırları içinde” özgür bırakın ki… sağlıklı bir kişilik geliştirsin.

Anne-babasından ya da çevreden korktuğu, utandığı, çekindiği için değil… kendi iç disiplini ile kendi davranışlarını yönetmeyi öğrensin….

Bununla birlikte…

Tüm istek ve talepleri her zaman bu kadar basit ve masum olmayabilir… çoğu zaman en olmadık… en imkansız ve en tehlikeli şeyleri istedikleri de aşikar… İşiniz oldukça zor ve stresli… ama çaresiz değilsiniz…

Bu durumlarda amaç; öncelikle durumun çatışma ve öfke nöbeti haline dönüşmesini engellemektir… Bu doğrultuda ilk girişim ona istediği şeyin tehlikesinin ya da yapılmama nedenlerinin açıklanması, ikna edilmeye çalışılmasıdır…

Açıklamanın yetersiz ya da imkansız olduğunu düşündüğünüzde tüm yaratıcılığınızı kullanarak dikkatini başka yöne çekmeyi deneyin… örneğin çok sevdiği oyun,oyuncak,aktivite olabilir..

İnadını kırmanın ve sakinleştirmenin mümkün olmadığını anladığınız noktada; onunla tartışmaya girmeyin… onu azarlamayın, korkutmayın, tehdit etmeyin… öfke patlaması yaşıyor ise

susmayı tercih edin ve onu güvenli bir ortamda kendi başına bırakın (siz başka bir odaya geçebilirsiniz)

Bırakın istediği kadar ağlasın, yerlerde yuvarlansın, tepinsin… ama tepinerek hiçbir şeyi elde edemeyeceği gerçeği ile yüzleşsin…

Bu esnada “size ihtiyacı olduğunu anlatmak için” peşinizden gelip sarılmak isterse; hemen ona sarılın ve onu sevdiğinizi söyleyin… ama yapmakta ısrar ettiği ve başta hayır dediğiniz şeyi yapmayın…

Sakinleştiğinde onu sevdiğinizi ve anladığınızı tekrarlayarak istediğinin neden yapılamayacağını açıklayın… ve yaşanan benzeri isteklerinin tümünde hep aynı kararlılıkta, tutarlı ve sakin olun… ki kafası karışmasın…

Bitmek tükenmek bilmeyen fakat sizi tüketen… aynı bile olsa tüm sorularına… her defasında sabırla cevap verin… ki; kendisini açıklama yapılacak kadar önemli ve değerli hissederek büyüsün...

 

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın