29.11.2017 17:02 Güncelleme Tarihi: 06.12.2017 01:07 218933 Okunma

2018 Yılı ekonomisine dair öneri ve düşünceler..

2018 yılı ülkemiz ve coğrafyamız için oldukça kritik gelişmelere gebe görünüyor.

2018 Yılı ekonomisine dair öneri ve düşünceler..
Bu yazımda ekonomik boyutlu, 2018’e projeksiyon yapmaya çalışacağım.

Ekonomik açıdan, Türkiye’nin kısa ve uzun vadeli, girdiye ihtiyacı vardır.

Kısa vade de 2018 Mart’ına kadar 15-20, yıl sonuna itibariyle de 50 milyar dolarlık bir sıcak para girişi gereklidir.

Bu, siyaseten de ekonomi piyasaları açısından da olağanüstü rahatlatıcı olacaktır.

Peki bunun için ne yapılmalıdır..?

Öncelikle ihracat artırıcı önlem ve düzenlemeler yapılmalıdır.


Bu noktadan hareketle “hayali ihracata” dair her türlü önlemler alınmak kaydıyla ihracat iadeleri uygulaması yenilenmelidir.

Artacak ihracat ülkemize sıcak para girişini sağlayacaktır.

Buna uygun mali politikalar oluşturulmalı, kanuni veya uygulama yönetmelikleri hazırlanmalıdır.

Yabancı yatırımcının gelmesine matuf “proje bazlı” mali algısal operasyonlar yapılmalıdır.

Maliye ve ekonomi bürokrasisinin agresif tavırlarını yumuşatması mutlaka gereklidir.

Bu bağlamda alınacak önlemler, mevcut kadroların iyi niyetine rağmen yeni kadro teşkili yapılmadan zor görünüyor.

Acil ve dar zamanlarda sağlıklı ve pratik karar alabilecek, bürokratik presedürü azaltarak sonuç odaklı çalışacak ve bu sayede kaynak girişine imkan sağlayacak aklın, ekonomi ve maliyeye hakim zihniyet olması şarttır.

Bu sayede küçük-büyük yatırım amaçlı kaynak transferi ve başka finansal formülasyonlar 2018 için ciddi rahatlama sağlamada ekonomik bir enstrüman olabilir.

Aksi takdirde; dövizde kur dalgalanmaları ve faiz üzerinden manipülasyon yapanların ekmeğine yağ sürülmüş olacaktır.

Çünkü siyasi iktidarı sarsmak için gelenler ve ülkemiz üzerinde siyaset mühendisliği yapanlar Türk halkının yumuşak noktasının ekonomi olduğunun farkındalar.

17-25 Aralık, 15 Temmuz Darbe Girişimi, Gezi Olayları ve diğer kaos girişimleriyle devlete ve iktidara inancı sarsılmayan halkın, “ekonomik kriz veya kriz algısıyla” çok daha ciddi negatif refleks göstereceğinin bilincindeler.

2019 arefesinde iktidarın ve özellikle Erdoğan’ın en çok dikkat etmesi gereken husus budur. Bu tedbirler alınmadığı ve gerekli ekonomik çalışmalar yapılmadığı takdirde bunun siyasi bedeli de ağır olabilir.

Uzun vadede ise, ülkemizin mutlak anlamda, cari açığı azaltıcı daimi kaynak yaratması gerekmektedir.

Cari açık, bizim gibi doğalgaz ve petrolü olmayan bir ülkenin  ekonomisi için en büyük kara deliktir.

Bu bağlamda, ekonomik edinimlerimizi değirmen gibi öğüten ve yutan bu kara deliğin küçültülmesi ve hatta yokedilmesi uzun vadeli büyümemiz için esastır.

Peki bu nasıl olabilir…

Coğrafyada kriz olarak görülen siyasi, diplomatik ve çatışmaya dönük kargaşayı lehimize çevirerek başarabiliriz.

Evet, şuanda coğrafya bulanık, karışık ve stresli bir kriz içinde görünüyor.

Bu noktada devlet aklı, soğukkanlılık ve ince siyasetle krizi fırsata çevirmek zorundayız.

Etrafımızda yer alan ülkeler, gruplar etnisiteler ve oluşumların hiçbirine kayıtsız kalmamalıyız.

Mesela, Kuzey Irak..

Barzani’lere küstük demek gibi bir lüksümüz yok.

Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi sadece PKK/PYD/YPG’den ibaret değildir.

Bölgedeki Kürtlerle daha sıkı ilişkiye girmek durumunda olduğumuz bir süreçteyiz.

Özellikle sınırlarımıza komşu Kürtlerle, yeni ve stratejik ilişkiler oluşturmazsak; meydanı ABD, Rusya, İran, Avrupa, İngiltere ve hatta Çin’e bırakmış oluruz.

Ülkemiz Kürtleriyle akrabalık ilişkileri olan ve halkımızla pek çok noktada müşterekleri bulunan komşu halklarla yeni bir iletişim ve işbirliği geliştirmek zorundayız.

Eğer bunu tesis edersek; daha önce Kuzey Irak ve özellikle Kerkük üzerinde kaçırdığımız “kazanım” elde etme imkanını yeniden yaratabiliriz.

Özellikle Kuzey Irak’da, ayrım gözetmeksizin; Barzanilerle, Talabanilerle, Goran Hareketiyle yeni bir ittifak ve istişare oluşturarak Egemen Güçlerin Kerkük doğalgaz ve petrolleri üzerinde hesaplarına dahil olmalıyız.

Doğalgaz ve Petrolden yoksun olan ülkemiz için bu durum ve adım;  uzun vadede, cari açık bakımından azaltıcı ve ekonomi açısından rahatlatıcı süreç başlatacaktır.

Bölgesel boyutlu kartların yeniden karılmaya başlandığı bu süreçte “elimiz armut toplamamalıdır”.

Devletler hayatında bazı kırılma noktaları vardır.

Bu dönemler anlık kararların alınmasını, akılla hareket edilmesini ve bazen de barış için savaşı göze alabilirliği gerektirir.

Aksi takdirde binlerce kilometre  öteden gelen ABD’nin oyunu bozulamaz.

Bizim bu noktada koyacağımız refleks ve atacağımız sınır ötesi adım, Milli Güvenliğimiz için olduğu kadar, Milli Ekonomimiz için de mutlak fayda  sağlayıp, güvence olacaktır.

Adına ne denirse densin; ister “Hibrid savaş”, ister “Doğrusal Olmayan Müdahale (non linear war)” ve ister bulanıklaştırma; bizim bir şekilde Kuzey Irak ve dolayısıyla Kerkük üzerinden, uzun vadeli  ekonomik, siyasi ve güvenlik boyutlu getirisi olan adımları atmamız lazımdır.

Yoksa, nostaljik söylemler, tarihsel romantizmlerle; “Musul Kerkük aslında Abdulhamit döneminde devlet-i aliyenin tapulu malıdır” gibi avuntularla kalakalırız.

Dün’ü dünde bırakıp bugünü  günümüz dili, algısı, enstrümanları ve stratejileriyle değerlendirme ve okumaya mecburuz.

Olayların gelişim seyri benzerlik arzetse de; yeni dönemin kodları kendine has akıl, zeka, diplomasi ve cesaret gerektirmektedir.

Daha önce bunlardan biriyle hareket etmek başarı getiriyor olmuşsa bile; bugün bütüncül bir yaklaşım ve aklın gerektiği apaçık ortadadır.

Bu nedenle de; zevahiri kurtarmaya çalışırken, uzun vadede siyaset üstü politikalar oluşturmalı, birlik ve beraberlik içinde ülkemiz ve coğrafyamızın güvenlik ve ekonomik huzuru esas alınmalıdır.

Güçlü Türkiye;  güçlü komşular, güçlü ülkeler ve güçlü Ortadoğu demektir.

Zarrab Davası ve Türkiye

Zarrab Davası’nın iyice suyu çıktı.

ABD de var olan kliklerin elinde siyasi bir koza dönüştü.

Bu konuda ABD  inandırıcılığını kaybetti. Halk nezdinde davanın ülkemizi köşeye sıkıştırmak için bir argüman olarak kullanılmak istendiği gün gibi ortada.

Hemen herkes bunun hasmane bir Türkiye düşmanlığının dışavurumu olduğunun farkında.

Bu nedenle de; dava söylentisiyle dövizde dalgalanmalar olsa bile, davanın ekonomimize darbesi olmayacaktır. Türk ekonomisine beklenen ve düşünülen hasarı veremeyecektir.

Bu konuda, halkımızın  daha sakin ve soğukkanlı olması, algı operasyonlarına meydan vermemesi ve ekonomik kriz tellallarına itibar etmemesini tavsiye ediyorum.

Davanın sonucunu yakında hepimiz göreceğiz.

Dünya ve ülkemiz kamuoyu davanın hukuksallığının olmadığını ve siyaset stratejisinin bir donesi haline dönüşerek Amerikan sübjektivizminin bir baskı aracı olarak kullanıldığını görecektir.

Bu yüzden de, bu davadan mülhem kaygı ve endişeye gerek yoktur.

Bu dava kararı ABD’nin dünya nezdinde bir sınavıdır.

Kaldı ki bütün bu absürtlüklere ve Neo-Con agresifliğine rağmen ABD yargısında objektif hareket edip hukukla siyaseti karıştırmadan karar verebilecek yargıçların olduğunu da düşünüyor veya düşünmek istiyorum.

Kılıçdaroğlu’nun belge manevrası…

ABD’de görülen Zarrab davası ne kadar ülkemizin ekonomik ve siyasi iktidarını hedefliyor ise; maalesef Kılıçdaroğlu’nın son atraksiyonu da  aynı benzerlik gösteriyor.

Amaç, suyu bulandırmak, zihinleri karıştırmak ve şüphe uyandırmaktır.

Eski ABD Başkanı Harry Truman; “Eğer insanları ikna edemiyorsan kafalarını karıştır” der.

Zarrab davasıyla da, Kılıçdaroğlu’nun “belgeleriyle” de yapılmak istenen tam da budur.

Kafa karışıklığı yaratmak…

Ama buradan Kılıçdaroğlu’na birkaç şey söylemek istiyorum.

Hadi ABD Zarrab davasıyla başka bir ülkeye, yani ülkemize zarar vermek, karışıklık yaratmak ve hakimiyet kurmak amacıyla kafa karışıklığı oluşturacak algı operasyonları yapıyor.

ABD kendi konseptince doğru yapıyor olabilir.

Veya bunu yapan ABD’liler kendi ülkesel manfaatleri için bu “doğru”yu yapıyor olabilir.

Peki “Sevgili Kılıçdaroğlu”; sen kime, neye hizmet etmek için bu kafa karışıklığını yaratmak istiyorsun.

Ha… unuttunsa hatırlatayım; bu ülke senin de ülken…

Ha… diyorsan ki; benim ülkem ama, “iktidarı devirmek için ülkeyi düşürmeye razıyım”, ona diyecek bir lafım olmaz.

Ama yaptığın iş ve işlem artık Alman istihbaratının veya başka Türkiye hasımlarının mı oyunu bilemem ama “Yalancı Çoban”a dönüştün ve artık hasarı kendi ülkene veriyorsun.

Yarın birgün; gerçek ve doğru şeyler de söylesen, doğru bilgi ve belgeler de sunsan bu millet sana inanmayacaktır.

Yaptığın hareketle, sadece ekonomiye, sadece birliğimize, sadece beraberliğimize değil;  milletin inanma güdüsüne de hasar veriyorsun.

Artık bir an evvel kendine gelmeli veya bulunduğun görevden ayrılarak hem partini, hem de ülkenin zihnini rahatlatmalısın.

Aksi takdirde, yaptığın eylem ve söylemler “Ülkesellikten”uzak ve başkalarına hizmet eder şekilde, zarar vermeye ve bünyede yara açmaya başladı.

Buradan milletimize de sesleniyorum.

Endişe etmeyin, kaygılanmayın ve tedirgin olmayın.

Bu dağ ne rüzgarlar gördü”.

Bu vatan, bu Ulu Çınar; ne balta darbeleri ve gövde kurtları gördü.

Ama yine de devrilmedi, yıkılmadı.

Bilesiniz ki; saldırıların artması ülkemizin güçlenmesinden dolayıdır.

Saldırıların artması bağımsızlaşmamızdan dolayıdır.

Saldırıların artması hür ve özgür davranmamızdan dolayıdır.

Saldırıların artması, her saldırıdan sonra birlik ve beraberliğimizin kavileşmesi ve kenetlenmemizden dolayıdır.

Saldırıların artması, bir önceki saldırının boşa çıkmasından dolayıdır.

Emin olun ki, kabulleneceklerdir.

Bu ülkenin esir de, ecir de olmayacağını anlayacaklardır.

Bu ülkenin ve milletin, tıpkı Atatürk’ün dediği gibi; “İstiklal ve bağımsızlık benim karakterimdir” dediğini anlayacaklardır.

Yeter ki biz;  fitneye, fesata, nifak ve ihtilafa meydan vermeyelim.

Yeter ki biz; gövdeyi içten içe kemiren hain ve sinsi  kurtlara aman vermeyelim.

Yeter ki biz; birlik ve beraberliğimizi bozmayalım.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlarım.