21.02.2018 01:16 Güncelleme Tarihi: 03.03.2018 03:25 215736 Okunma

Az kaldı; Herşeye rağmen Afrin'e gireceğiz..

Az kaldı; Herşeye rağmen Afrine gireceğiz..

Matruşka…
Rus yapımı bir oyuncak  türüdür.

Ahşap el yapımı olan bebekler ortasından açıldığında başka bir bebek çıkar, onu açtığınızda yine başka bir bebek çıkar.

Oyuncak içinde oyuncak var yani.

Tam da Suriye’deki savaşı anlatan bir örnektir; Matruşka…

Oyun içinde oyun var.

İkili, üçlü, dörtlü atraksiyonlar.

Kimse birbirine güvenmiyor.

Hatta, varlığını halen Rusya’ya borçlu olan Esad Rejimi Rusya’ya bile güvenmiyor.

Rusya-ABD-İran-Türkiye-Suriye Rejimi…

Güya, biri diğeriyle konuşuyor, istişare ediyor, uzlaşıyor.

Hepsinin dilinde, “Suriye’nin toprak bütünlüğü” var.

Ama hiçbirisi buna inanmıyor.

Belki de Suriye konusunda, Suriye Rejiminden bile samimi olan tek ülke Türkiye.

Ve de, en dikkatli ve en fazla teyakkuzda olması gereken de Türkiye.

Çünkü, düşünceler başka, söylemler başka, eylemler başka.

En önemlisi, plan yapan ülkelerin, bireysel planları bambaşka…

Böyle bir ortamda;  kirli mi kirli, sinsi mi sinsi, alçak mı alçak bir savaş sürüyor Suriye’de.

Kim kimle savaşıyor belli değil.

Üniformalar anlık değişebiliyor.

Bugün Rejim yanlısı olanlar, ertesi gün YPG/PYD kılığına girebiliyor.

Anlı şanlı ABD’li “üstün deniz piyadeleri(!)” çakal sürüsü PKK/YPG’lileşebiliyor.

Türkiye husumetinden başka bir varlığı olmayan YPG/PKK’lı çakallara, ABD üniformasını giydiriyor, oldukları binalara ABD bayraklarını asabiliyor..

Şii milisler Suriye bayraklarıyla Afrin’e doğru yola çıkabiliyor.

Rejim sıkıştığı yerde Rus bayrakları dalgalandırabiliyor.

Bu bulanık ortamda net, pek ve kendi gibi davranan ve “ulusal güvenliği” için terör örgütleriyle açık ve berrak bir mücadeleye girişen tek ülke Türkiye.

Sivil hassasiyeti gözeten, Suriye Rejimine rağmen Suriye’lileri koruyup gözeterek, teröre karşı savaşan yegane ülke Türkiye.

Sıcak çatışma haricinde bir de diplomatik ve algısal savaş sürüyor.

Dezenformasyon ve algı operasyonları almış başını gidiyor.

Gerek iletişim uzmanlığı şekliyle dünya kamuoyu nezdinde ve gerekse de sahada yapılan saf değiştirme ve “false flag” nevinden kışkırtıcı ve manipüle edici operasyonlarla tam bir 21. Yüzyıl’ın “hibrit-kirli-bulanık” savaşı
yaşanıyor.



Böylesi bir ortamda Türkiye’nin işi çok zor.

Hem, kirli bir savaşa müdahaleye hem de kirlenmemeye çalışıyor.

Hem ulusal güvenliğini korumaya; hem de kuralsız, acımasız ve sinsi hasımlarla mücadele ederken, maşeri vicdanı gözetmeye çalışıyor.

Mesela, iki gündür Rejim güçleri Afrin’e girdi-girecek söylentisi had safhada.

Bir nevi, alan manipülasyonu ve dezenformasyonu yürütülüyor.

Bugün tandansı belli/bellisiz, kıyafet başka bedenler başka, beyinler başka eylemleri başka olan bir güruh, Afrin’e doğru yola çıkıyor.

Ne garip ve acıdır ki; Suriye bayraklarıyla ilerliyorlar.

Ve dediğim gibi; konvoyda savaşın kiri akıyor, kirli yüzü kendini açık ediyor.

Türkiye gereğini yapıyor ve konvoya; “oynanan oyunun farkındayız, sıkıysa buyurun Afrin’e girin bakalım” diyerek bomba gönderiyor.

Konvoy geri dönüyor.
Oyun şimdilik donuyor.

Ama oyun içinde oyun içeren Matruşka Savaşta, yarın başka başka oyunlara hazırlıklı olmaya mecburuz.

Rusya, şimdi farklı bir etaba evrilmeye ve çevirmeye başladı.

Rejim güçlerinin Afrin’e girme söylenti ve girişiminin oyun kurucusu Rusya’nın, Dışişleri Bakanı Lavrov; “Afrin’deki durum, Şam ve Ankara’nın doğrudan diyalog kurmasıyla çözülebilir” diyor.

Bir yandan Türkiye ile Suriye rejimini görüştürerek, Türkiye nezdinde Esad’ı yeniden muhataplaştırarak meşruiyet kazandırmaya çalışıyor, diğer yandan da; Türkiye’ye, mutabık kaldığı Afrin operasyonuna ilişkin gözdağı veriyor.

Öte yandan; ABD ile Mümbiç, Afrin ve Fırat’ın doğusu konusunda diyalog başlatan Türkiye’ye ikaz ve uyarıda bulunuyor.

Adeta, fazla yakınlaşma diyor.

İran, hem üçlü mutabakat içinde oluyor, hem de perde gerisinden, rejim adına hareket eden Şii milislerle tehdit içeren eylemlerde bulunuyor.

ABD’yi ise önceki yazımda anlattım.

Güvenmek iyidir ama güvenmemek daha iyidir” diye.

ABD’nin kendi içindeki karmaşa, çok başlılık ve tutarsızlık küresel politikalarını da etkiliyor.

Bu nedenle; oyalanmayacağız, vaadlere kanmayacağız ve kendi yolumuza devam edeceğiz.

Ama sözünü tutarsa ve gerçek bir müttefik gibi davranırsa ne ala…

Kaldı ki, kendi göbeğimizi kesmeye başladık, devam ediyoruz zaten.


İngiltere ise tarihsel genetiği gereği, “İngiliz Siyaseti”ni uyguluyor.
Görünmüyor ama sıkı takip ediyor.
Suriye Arenası karıştıkça keyifleniyor.
Ellerini ovuşturuyor.
Hatta sahada yer alan güçlere gaz veriyor.

Lordlar Kamarası üyesi bir dostumla konuşurken; “biz arkanızdayız. Ne duruyorsunuz. Afrin’le yetinmeyin. Mümbiç’e, Halep’e, Kobani-Haseke-Kamışlı’ya da girin” diyordu.

Acı acı ve manidar gülümseyerek;
Dostum, biz ne yapacağımızı da, yapmayacağımızı da artık iyi biliyoruz. Eski Türkiye yok. Artık, akıl ve akılcı diplomasi ve kararlı alan mücadelesiyle hareket eden, milliliği öne çıkartarak ulusal güvenliğini ulusuyla birlikte savunan ve korumaya and içen, onun bunun belirlediğiyle veya gaz vermesiyle değil; kendi plan ve projesiyle harekete geçen bir Türkiye var” dedim.

Ama, Suriye’den gelen tehditler konusunda artık ok yaydan çıktı.
Harekat başladı ve devam ediyor.
Artık durmak yaraşmaz ve duramayız.

Birileri oyun içinde oyun kuradursun; Türkiye “ulusal güvenlik” ve “bekamız” için terörle mücadelesine sınır ötesinde devam ediyor/edecektir.

Artık, sadece bugünün güvenliği değil, gelecek güvenliği de bugün yapılan mücadeleyle sağlanacaktır.

Türkiye etrafındaki ateşin ve sınır ötesi  çokuluslu terör organizasyonunun idrakindedir.

Türkiye, bu topyekün saldırı ve Suriye arenasındaki filler tepişmesinin farkındadır.

Artık eski Türkiye yok.

Olmak veya ölmek” sözkonusu ise; Türkiye kararını çoktan verdi.

Ölümcül Savunma Ekseni” etrafında oluşan bir varlık mücadelesi ve 21. Yüzyılın “Milli Kurtuluş Savaşı” başladı.

Her türlü mani ve engel koymalara; ABD-Rusya-İran, İngiltere ve diğer aktörlere rağmen Türkiye ilerlemesini sürdürüyor ve sürdürecek.

Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi; “ulusal güvenliğimizi tehdit eden son terörist yok edilene dek” bu “özsavunma mücadelemiz” devam edecektir.

Çok yakında Afrin merkezi kuşatılacak.
Bunun için bütün çalışmalar sürüyor ve tamamdır.

PÖH’ler, JÖH’ler, İstihbarat elemanları, korucular, ÖSO elemanları, şuanda Afrin içinde mevzilenerek çalışmalarına devam ediyor.

Hatta, Afrin’deki bazı Kürt gruplarının saf değiştirmeye başladığı da söyleniyor.

Sadece sınırlarımız değil; Afrin’in kent merkezi de İHA, SİHA ve diğer imkanlarla adım adım takip ediliyor.

Bilinen ve anlatılandan çok daha ileri noktalara ulaşmış durumdayız.

Rusya, Rejim güçleriyle ilgili yapılan spekülasyon veya oyun sonrası, bugün itibariyle –ne kadar sürer bilinmez ama- yeniden  anlaşmalara riayet etme noktasında.

Pentagon ABD’sinin, bölgesel eylem ve duruşundan rahatsız olan “akıl sahipleri”, sanki Putin’in kulağına birşeyler fısıldamış gibi.

Gelinen nokta şu; Afrin Harekatı mutlaka amacına ulaşacaktır.

910 km sınırımız olan bu ülkenin kuzeyinde terör koridoru oluşmasına asla izin vermeyeceğiz.

Bunun için, de Afrin’in halli olmazsa olmaz mesabesindedir.

Planlar, planlar, planlar…
Oyunlar, oyunlar, oyunlar…

Yok efendim; ABD süper güçtür,  geleceğin silah ve savaş teknolojisine sahiptir.

Rusya büyük güçtür ve Sovyetler’den kalma büyük askeri sanayi ve kabiliyetlere sahiptir.

Almanya şöyledir, Fransa böyledir, İngiltere dünyayı yönetir, NATO en büyük askeri pakt’tır.

Filan da filan…
Ama bilinsin ki; silahlar savaşamaz.
Savaşan insandır, imandır, inançtır.
Bu yüzden de, biz kazanacağız.

Varsa başka ölümü öldürebilen, ölümden korkmayan ve “Vatan-Din” olgusuna bizim birbirinden ayrılmaz umde gibi bakan; hodri meydan.

Buyursunlar gelsinler.
Halep orda ise; Türkler ve Türk Ordusu burada.
Türk’ün şefkat ve gazabı El Bab’da, Cerablus da, Rai’de.
Şimdi ise; Afrin’de.

Şu veya bu şekilde; Allah’ın izni ve yardımıyla, Türkiye Afrin’i halledecektir.

Başka yol yoktur.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.