14.09.2018 00:42 Güncelleme Tarihi: 18.09.2018 00:03 100711 Okunma

Milli Ekonomi için ne yapmalı/yapmamalı..

Milli Ekonomi için ne yapmalı/yapmamalı..

Ekonomik gidişata dair dışardan yapılan saldırılar, manipülasyonlar ve istikrarsızlaştırma saldırıları bir gerçektir ve maalesef hala sürüyor.


Başta ABD’nin bir kesimi olmak üzere hasmane pek çok ülke ekonomik tetikçileriyle ve beklentileri yönetmeye matuf direk veya ekonomik algı operasyonlarıyla dolaylı olarak üzerimize gelmeye devam ediyor.

Bu gerçekliği, iktidarı seven de sevmeyen de görüyor, biliyor ve yaşıyor.

Ekonomik diplomasinin enstrümanları kullanılarak bu saldırıların püskürtülmesi ve özelde, kur üzerinden yapılan operasyonların, bankalara ve diğer ekonomik kurumlara sirayet etmeden söndürülmesine çaba sarfedildiği bir gerçek.

Hal böyleyken; yani dışardan müthiş bir saldırı altındayken içeride biz ne yapıyoruz ve/veya yapmıyoruz..?

Dışardan gelen saldırıların etkisinin yakıcı olmaması için hangi önlemleri alıyoruz veya almıyoruz..?

Bugün Cumhurbaşkanı ekonomik tedbir içeren oldukça önemli noktalara parmak bastı. Başlangıç olarak sembolik değeri de önemli olan, dile getirdiği bu tedbirler ilerisi için ciddi doneler sunmaktadır.

Kamu bina kiralamalarının sonlandırılması, dövize endeksli kontratların TL’ye çevrilmesi vb. gibi, kamu harcamalarının azaltılması, kamu personel alımlarının emeklilikle eşitlenmesi gibi dile getirdiği hususlar sonraki atılacak adımlar ve alınacak önlemler için ümit sinyali vermektedir.

Ama yeterli mi…
Hayır.

Peki tüm ülke; tüm bileşenler ve paydaşlar olarak Neler yapmalıyız…

Herkesin ama herkesin, taşın altına elini sokması, adına “İstanbul Yaklaşımı” mı veya “Ekonomik Seferberlik” mi, ne dersek diyelim; Kamu-Özel, kurumsal veya bireysel herkesin inisiyatif ve sorumluluk alması şarttır.

Bu bağlamda;

Kamu-Özel Ortaklığı ile yapılan Şehir hastaneleri için yapılacak ödemeler yeniden gözden geçirilmelidir.

Bunların maliyetlerine ve kiralarına ilişkin ilgili firmalarla oturularak istişareler yapılmalıdır.

Özellikle dövize endeksli olanların TL’ye çevrilerek ve miktarları üzerinde pazarlık yapılarak kabul edilebilir ve içinden geçtiğimiz kritik sürecin yükünü hafifletmeye dönük adımlar atılmalıdır.

Devlet garantili Yap-İşlet-Devret Modeli ile yapılan yatırımlar

Devletin bu yatırım sahipleriyle yeniden masaya oturması isabetli ve gereklidir.

Döviz kurunun başını alıp gittiği bugünlerde bu ülkede iş yapan, para kazanan ve özellikle de yaptığı yatırımın karşılığını devletten alanların duyarlık ve hassasiyet içinde fedakarlıkta bulunmaları şarttır.

Köprü, Otoyol, Tünel, Havalimanı vb. gibi yatırımların “kullanım bedelleri” ulusal ve uluslararası hukuka uygun şekilde, yatırım sahipleriyle mutabık kalınarak TL cinsine çevrilmesi için çalışma yapılmalıdır.

Taahhüt edilen araç sayısı, yolcu sayısı vb. gibi konular mutlaka yeniden müzakere edilmelidir.

Öyle bir süreçten geçiyoruz ki; herkesin taşın altına elini ve hatta kolunu, bedenini koyma dönemidir.

Hal böyleyken bu yatırımların bedelinin düşürülmesi ve yatırımcıların da gider azaltıcı çalışmalara katkı sağlaması olmazsa olmazdır.


Odalar, borsalar, birlikler vakıflar ve diğer benzeri kurum ve kuruluşlar sorumluluk bilinciyle davranmalıdır.

Doğruluğu teyit edilmemiş olsa da, halktan fedakarlık beklenen bugünlerde bu kuruluşların ciddi anlamda varlıklarının döviz cinsinden bankalarda bulunduğu söylenmektedir.

Bu Özel-Yarı özel kuruluş ve/veya STK’ların kamu yetkilileriyle yapacağı çalışmalarla, bu varlıklarını TL cinsine çevirmeleri yaşamakta olduğumuz Ekonomik Seferberliğin ruhuna uygun davranış olacaktır.

Bunlarla tahvil, bono vb gibi “Kamu Kağıtları” alınabilir. Devlet bunları krizin giderilmesi konusunda daha verimli ve “Milli Ekonomiye” katkı sağlayıcı şekilde kullanabilir ve bu gereklidir.

Devlet kurumları ve özellikle Hazine Maliye Bakanlığı Kamusal Tasarrufu otoriter şekilde uygulamalıdır.

Sadece Taşıt envanteri çıkartmak ve bunun üzerinden pratik yapmak asla yeterli değildir.

Merkezi birimler başta olmak üzere, Özerk kurumlardan Yerel yönetimlere ve en küçük kamusal birimlere kadar ciddi çalışmalar yapılmalı; giderler azaltılmalı, tasarruf yapılmalı, esasa taalluk etmeyen işler ertelenmelidir.

Özellikle belediyeler başta olmak üzere bazı kamu kurumlarının yurtdışından döviz cinsi borçlanmalarına müsaade edilmemelidir.

Kamusal ihaleler yeniden gözden geçirilmeli ve maliyet hesaplamaları reel durumla uyumlaştırılmalıdır.

Mevcut yatırımların da sekteye uğramaması, kamuya iş yapan firma ve kişilerin hakedişlerinin ödenebilmesi, iflasların yaşanmaması için yeni planlama ve çalışma yapılması şarttır.

Kamu çalışanlarının ve özellikle idarecilerinin milli ve yerli refleksle hiç olmadığı kadar hassasiyet içinde davranması, “devletin bir iğne ve ipliğini” bile şuursuzca harcamaması ve mutlak bir tasarruf bilinciyle hareket etmesi vicdani, insani, imani ve milli görevdir. Yaptığı görevin, aldığı maaşın gereği ve karşılığıdır.

Millet olarak  krizi fırsata çevirmeye,  bireysel kazancı insafsızca maksimize etmeye çalışarak kriz tetikleyici bir fırsatçılık peşinde olmamalıyız.

Artan döviz kuruyla direk veya dolaylı hiç alakası olmayan iş, ürün ve işlemlerde bile durumu fırsat bilip, fiyatları artırarak hareket etmek insafa ve izana sığmaz.

Maalesef bunları sürekli işitiyoruz.

Geçen yazımda da vurgu yapmıştım.

Yineliyorum; ölü soyuculuktur bu.

O anda kazanılıyor gibi olsa da; devletin dibine dinamit koymaktır.

Lütfen insafa, vicdana, inanca ve insanlığa ağır gelecek adımlar atmayalım.

Bu dönem geçicidir.

Hep böyle gitmeyecektir.

İyi zamanlarda iyi olmak kolaydır, herkes olabilir.

Aslolan zor ve kritik zamanlarda iyi kalabilmek, vicdanları kanatacak zalimlik ve fırsatçılık içinde olmamaktır.

Lütfen ama lütfen yarınlarda; bir ayağımız mezara uzanmışken “keşke yapmasaydım” diyeceğimiz şeyleri yaparak nefsimize yenik düşmeyelim.

Çoluk çocuğumuzu düşünelim ve ona göre karar verelim.

Bu vatan hepimizin.

Bu gemi su almaya başlarsa; kazandım diyen de kaybeder.

Bu bilinç ve inançla hareket edelim; belki az kazanırız, ama inanın kalbimiz, gönlümüz, ruhumuz müsterih olur.

Yediğimiz bir lokma ekmek.

Eğer, Allah istemezse onu da yemek nasip olmaz.


Faiz artışı

Bugün yazımı hazırlarken Merkez bankasının faiz artırım haberi geldi. Konuya dair detaylı düşüncelerimi daha sonra paylaşacağım. Ama beklentinin üzerinde yapılan bu “şok faiz artırma” refleksinin amacına ulaşacağını düşünmüyorum.

Seçim öncesinde kur 4.2’lerde hızlı yükselişe geçtiği dönemde böylesi bir şok hamle yapılabilmiş olsa idi, bu adım amacına ulaşabilirdi. O dönemde; hazine bono faizleri 16.5, Merkez Bankası gösterge faiz oranı 13.5 iken, yapılacak 3 puanlık artış bile çok ciddi pozitif etki yaratacaktı.

Ama ne hikmetse yapılmadı.

Döviz 5 TL seviyesini aştıktan sonra fazlası yapıldı ama hamle amacına ulaşmadı.

Kur bildiğimiz seviyelere geldi.

Şimdi ise yine gecikmiş ve hangi amaca matuf olduğunu bilemediğim beklenenin üzerinde bir artış geldi. Ama kur hala 6 tl bandında direniyor.

Geriye dönüp bakarak bugünlere geldiğimizde 10 puan civarı bir faiz artışı yapılmış oldu.

Sonuç ne peki.!

Kur 6 tl bandında direniyor.

Şu gerçek apaçık ortaya çıktı ki; ekonomik zeminde, hamle zamanlaması çok önemlidir. Ve zamanında yapılmayan hamle beklenen sonucu vermez, ki; vermedi de…

Artık Allah hayırlısını versin.

Şirketler çok zor durumda..

Bu arada kur artışından dolayı oluşan durgunluk Orta boy şirketleri batma noktasına getirmiştir. Kısa-orta vadeli rahatlama için bankalara müracaat eden firmalar reddediliyor.

Resmi faiz % 24’lerde seyretse de, reel faizler % 40’lar mesabesinde.

Üstelik bankalar firma seçerek ve adeta kredi vermemek için bahane ararcasına hareket ediyor.

Bu durum, zaten kritik eşikte varoluş mücadelesi veren firmaları iflasın eşiğine getirmiş durumda.

Devlet,  bankalar nezdinde bu firmalara cansuyu olacak kredi kolaylıkları sağlamaz ise; yakın gelecekte, çok kısa zaman içinde ciddi batışlar, iflaslar ve kepenk kapatmalar kaçınılmaz olacaktır.

Bu ise, siyasi, sosyal ve toplumsal travmatik sonuçlara sebebiyet verecek yeni ve en tehlikeli kriz süreci demektir.

Hergün, ülkenin her noktasından, hiç ummadığım, mali yapıları itibarıyla çok güçlü olduğunu düşünüp bildiğim firma ve iş adamlarından feryat mesajları alıyorum.

Ay sonunu nasıl çıkaracağını düşünen, yarından emin olamayan ve haftalık projeksiyon bile yapamayan haldeler.


Bu insanların seslerine kulak vermezsek, kur artışına bağlı ve  herşeye sirayet eden durgunluktan kaynaklı sıkıntılarını giderecek acil çözüm paketi getirmezsek; Anadolu cayır cayır yanacaktır.

Bu konuda geç kalmayalım.

Kur artışına müdahalede geç kaldık ve gecikmeli alınan önlemler beklenen sonucu vermedi.

Hiç olmazsa bu firmaları batmaya mahkum etmeyelim.

Aksi takdirde yüzlerce firma kapanacak, binlerce insan işsiz kalacak ve onbinlerce insan maişet sıkıntısı yaşayacaktır.

Bu ise, çok boyutlu ve telafisi mümkün olmayan sonuçlara sebebiyet verecektir.

Lütfen dikkat, dikkat ve yine dikkat………!

Yazımı yayına vereceğim şu dakikalarda Sayın Hazine ve Maliye Bakanı’nın açıklamaları geldi. Aynı dilek ve temenni içindeyim ve Ekim ayından sonra enflasyonun düşüşe geçeceğini umuyorum. Ve inanıyorum ki başta

Cumhurbaşkanımız olmak üzere, maliye bakanımız ve diğer ekonomi yönetimi 20 Eylül’de açıklayacağı OVP’de yukarılarda parmak bastığımız konulara da eğilecek ve Ekonomik seferberlik nitelikli mücadelemizde her türlü enstrümanı kullanarak gereken önlemleri alacaktır.


Not: Varlık Fonu Genel Müdürlüğüne getirilen Zafer Sönmez kardeşimize başarılar diliyorum. Özellikle bu kritik süreçte, bilgi ve deneyimine  güvendiğim Sönmez’le beraber diğer yönetim kurulu üyelerinin bu görevi bihakkın yürüterek olumlu gelişmelere vesile olacaklarına inanıyorum.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar..