04.04.2018 17:04 Güncelleme Tarihi: 08.04.2018 06:44 142265 Okunma

NATO'da Genel Sekreter bir Türk olmalı..

NATOda Genel Sekreter bir Türk olmalı..

Asli görevi, üye ülkelerin özgürlük ve güvenliklerini korumak.

Sovyetler Birliği’nin Avrupa’daki etkisini kırmak ve “komünizm” tehlikesine karşı üye ülkeleri savunmak.

4 Nisan 1949’da kurulmuş bir savunma paktı.
Türkiye 1952’de üye oldu.
28 üyeden oluşuyor.

1955 yılında NATO’ya karşı, Sovyetler Birliği’nin öncülüğünde Varşova Paktı kuruldu.

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bu pakt da sona erdi.

Bu paktın üyesi Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya 1999’da NATO üyesi oldu.

Estonya, Letonya, Litvanya, Slovenya, Slovakya, Bulgaristan ve Romanya'nın da katılmasıyla ülke sayısı 28 oldu.

NATO’nun askeri kanadı ve komutanı ABD’lilerce atanıyor.

Genel Sekreterler ise diğer ülkelerden seçilmektedir.

Yani, pratikte askeri liderlik Amerika’da, Genel sekreterlik ise diğer üye ülkelerde ve bugüne kadar da hep Avrupa ülkelerinde olmuştur ve olmaktadır.

Askeri güç bakımından birinci sırada ABD ve akabinde Türkiye gelmektedir.

Soğuk savaş yıllarında NATO’nun en büyük yükünü çeken ülke Türkiye’dir.

Çünkü ülkemiz bu paktın en doğu ve dönemin Sovyetler Birliğine kara ve denizden sınır en büyük ülkesi olmuştur.

Ama nedense NATO; yönetim kademesinde yer alma bakımından ülkemize hep cimri ve taraflı bir davranış içinde olmuş ve olmaktadır.

Batı Avrupa ve İskandinav ülkelerinden bile genel sekreterler atanırken ABD’den sonra paktın en önemli rol ve gücüne sahip Türkiye’den bir genel sekreter atanmamıştır.

Bu durum, NATO ittifakının ülkemize yönelik ikircikli tavrını başka bir boyutla göstermektedir.

Aynı şekilde NATO’nun 5. Maddesi “Üye ülkelerden birine yapılan tecavüz, tamamına yapılmış kabul edilir.” der.

Ülkemiz yıllarca hem terör saldırısı altındadır ve hem de son yıllarda güneyinde Suriye ve Kuzey Irak’da devlet otoritesinin zayıflaması ve yönetimsizleşmesi nedeniyle ciddi tehlikelerle yüzyüzedir.

Ama NATO nedense bunu da görmezden gelmekte ve konu Türkiye olunca sanki pakt dışı bir ülke gibi refleks sergilemektedir.

Ve maalesef en acı ve dramatik olanı ise; 15 Temmuz 2016 yılında yapılan hain Darbe Girişimi konusunda  NATO parmağı ve onun gayrı resmi savaşçı örgütü Gladio’nun eli olduğu düşünülmekte ve bilinmektedir.

NATO’nun bu taraflı duruşu ve kendi üyesi Türkiye’ye karşı negatif ve hasmane tutumu gün geçtikçe bu pakta ve birliğin lokomotifi ABD başta olmak üzere AB ülkesi üyelerine karşı ciddi güvensizlik oluşturmaktadır.

Geldiğimiz noktada NATO ciddi bir yol ayrımındadır.

Türkiye’siz NATO’nun topal olacağı realitesini herkes bilmektedir.

Hal böyle olunca; darbe girişimine dair kuşkular  ve diğer konulardaki taraflı tutumlarını izale etmek, gidermek ve nerdeyse bitme noktasına gelmiş güveni tazelemek için olumlu ve pozitif adımlar atmak zorundadır.

Bunun için Türkiye’den bir NATO Genel Sekreteri atanması en isabetli adım olur.

Kaldı ki bu bir lütuf değil; NATO’nun en büyük ikinci askeri gücü olan ve nüfus olarak da başat konumda bulunan ülkemiz için verilmesi gereken bir haktır.

Hatta gecikmiş hakkın iadesi babında bir ifa olacaktır.

Gelin birlikte bakalım;


Şuanki Genel sekreter Jens Stoltenberg eski Norveç başbakanıdır.

Nüfusu 2 milyon 200 bin olan bu ülkenin aktif asker sayısı 30 bin civarıdır.


Bir önceki Genel sekreter Rasmussen, Danimarkalı’dır.

Bu ülkenin nüfusu 5 milyon 500 bin ve askeri sayısı 25 bindir.

Ondan öncekiler Hollandalı, İskoçyalı, İspanyol ve Belçikalı idi.

Manidar olan ise; şimdiye kadar İngiltere’den üç, İtalya’dan dört, Belçika’dan iki, Hollanda’dan üç defa Genel Sekreter seçilmiş olmasıdır.

Artık Türkiye’den Genel Sekreter seçilmesi dönemi gelmiştir.

ABD ve Avrupa kurumsal boyutlu adalet olgusuna  ve evrensel eşitlik savunusuna uygun davranacaksa, önce bunu içinde bulunduğu NATO yönetiminde göstermelidir.

Aksi takdirde, bir İslam ülkesi olan Türkiye’ye dair ayrımcı, ayrılıkçı ve hasmane tavrını gizleyemez, saklayamaz ve savunamaz.

Türkiye artık taraflı ve hasmane tavırlardan bıkmıştır.

Artık ülke, millet ve özellikle Avrupa’daki Türkler olarak yeni Genel Sekreter’in Türkiye’den atanması için her türlü baskı ve çalışmayı yapmalıyız.

İlginç değil mi...!



NATO üyesiyiz ama yönetimde yokuz.
NATO üyesiyiz ama üyeye gösterilmesi gereken pratik bize yok.
NATO üyesiyiz ama hasım ülkeler muamelesine tabi tutuluyoruz.
NATO’nun en güçlü ikinci askeri gücüyüz ama bir şehrimiz büyüklüğünde bile olamayan ülkeler kadar bile temsilde yer alamıyoruz.

Ama artık yeni bir süreç başladı.

NATO eski refleksle hareket ededursun; Türkiye eski Türkiye değil.

Bunu görecekler, anlayacaklar, farkedecekler.

Çünkü artık bağımsız karar alabilen, kendi savunmasını kendi oluşturabilen, ulusal güvenlik ve askeri stratejisini kendi belirleyebilen bir Türkiye var.

NATO’nun tehditlerine rağmen Rusya’dan S-400 savunma füzeleri almak için anlaşma iradesi gösteren bir Türkiye var.

NATO’nun ve kimi üye  ülkelerin örtülü ambargo uygulamasına rağmen, yerli üretim silah ve mühimmatlarla Afrin Harekatını başarıyla tamamlayan bir Türkiye var.

15 Temmuz hain darbe girişimine rağmen; hatta bu darbe girişimindeki NATO parmağı kuşkusuna rağmen, “yıprandı denen, artık hareket edemez denen” ordusuyla, yeniden şahlanan ve kendini küllerinden var edebilen bir Türkiye var.

Bütün olumsuzluklara, kösteklemelere, ihanetlere, düşmanlıklara, ambargolara, dost görünümlü hasımlıklara rağmen, bir “Anka” kuşu gibi kendini rehavet küllerinden yeniden var eden bir Türkiye var.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.