15.05.2018 16:40 Güncelleme Tarihi: 22.05.2018 02:01 129845 Okunma

Pentagon ABD'sinin sonu yaklaşıyor..

Pentagon ABDsinin sonu yaklaşıyor..

Amerika kendini tecrit ediyor.

Pentagon Amerika’sı ve Neocon’lar dünyayı ve özellikle Ortadoğu’yu kan gölüne çevirecek politikalarına canice devam ediyor.

İsrail  ve Yahudici Yahudiler de suç ortağı.

Kudüs’ün başkent kabul edilerek ABD büyükelçiliğinin buraya taşınması kararı bu gözüdönmüşlüğün ilk adımı idi.

BM’de yapılan oylama ABD’nin yalnızlaşmasının ilk göstergesi olmuştu.

Buna rağmen durmadılar, durmuyorlar.

Bu defa açılış töreni Yahudi katliamına sahne oldu.

Bunun en baş müsebbipi ABD’dir; Pentagondur, Neocon’lardır, Beyaz Evangelistlerdir, Yahudici Yahudilerdir.

Onlarca  insanın katledildiği katliamı, sebep olanları, sessiz kalanları  şiddetle lanetliyorum.

Kudüs olayları ve katliam nedeniyle İslam/Hristiyan ayrımı yapmaksızın müşterek cephe stratejisiyle hareket edilmelidir.

ABD harici dünyada ABD aleyhtarlığı gün be gün artarak zirve yapmaktadır.

ABD  bir nevi İsrail gibi davranmaya başlamış ve gözünü kan bürümüş hüviyettedir.

Ama öyle görüyorum ki; ABD’nin bir kesimi bu yaptıklarıyla, kendilerini yoketmek isteyenlere büyük koz vermektedir.

Yeni küresel hakimiyet ve egemenliği “akılla” tesis etmek isteyenler, eminim Pentagon ABD’sinin ve Neocon’ların kendi topuklarına sıktıklarını düşünüyorlar.

Küresel ölçekte yönetemezlik gösteren ABD yönetimini ele alma  zamanının iyice yaklaştığını düşünüp final yapmaya hazırlanıyorlar kanaatindeyim.

Her iki kesimin de stratejisi, oldukça acımasız ve kancıldır.

Birisi kan döküyor,  katliam yapıyor, terör örgütleri ve terörist devletler üzerinden canice adımlar atıyor.

Bir diğeri ise, bu durumu kenardan izliyor, takip ediyor ve yumruğunu cebine koymuş bekliyor.

Ha… beklerken de, boş durmuyor tabi.

Pentagon-Yahudici-Neocon’lara stratejik hatalar yaptırarak dünya kamuoyunda gözden düşmelerini sağlıyor, akıllı ve akılcı manevralarla karşıt kesimlerin sempatisini ve yandaşlığını kazanıyorlar.

Sonuç olarak, şuanda etkin olan ABD yönetiminin sonunu getirecek final çok yakın.

Bekleyip göreceğiz.

Daha önce birkaç yazımda söylemiştim.

Suriye sahnesi  bir girizgah diye.

Çünkü asıl amaç ve hedef başka.

Hedef Arap-İran  eksenli büyük savaş ve coğrafyanın yeniden haritalandırılmasıdır.

Dikkatler Suriye üzerinde yoğunlaşmışken asli amacın taşları ince ince döşendi.

Arap Dünyasında aslını, kendini, herşeyini inkar eden işbirlikçiler aktive edildi ve harekete geçirildi.

Suudi prens Muhammed Salman ve BAE Prensi Muhammed Zaid.

Bu iki isme dikkat edin.

Ortadoğu’yu ateşe verecek, İslam alemini perişanlaştıracak, coğrafyayı allak bullak edecek ve İsrail eksenli bir haritalandırma ve güvenlik ortamını kuracak konseptin Arap haini, başrol oyuncularıdır.


Bu noktada  en dikkatli olmamız gereken süreçteyiz.

Kuzey Suriye koridoruna izin vermedik.

Bu nedenle kızgınlık had safhada.

Daha güneyden bir kuşatma çabasına girişildi.

İran odaklı oluşturulan, kuşatma ve tecrit hamlesinde ana hedef olduğumuzu asla unutmamalıyız.

Resmen bir kıyamet savaşına doğru gidiyoruz.

Türkiye bu süreci akıllı, akılcı, içeride ve dışarıda çok boyutlu ve ince öngörülü hareket etmek zorundadır.

Yapılan hamlelerden ziyade; bu hamlelerin arkasındaki ana  düşünceleri, amaçları ve birkaç adım sonrasını düşünmek zorundadır.

İşte, erkene alınan seçimin anlam ve önemine bir de bu açıdan bakmakta ciddi yarar vardır.

Kaybedecek vakit hiç yoktur.

İçeriye sıkışarak zaman kaybı telafisi mümkün olmayan zararlara düçar edebilir.

Kayıkçı kavgaları devlet gemisine hasar verdirebilir.

Bu yüzden de azami dikkat, sükunet, birlik beraberlik ve harice karşı ittifaka mecbur ve hatta mahkumuz.

Tam da bu süreçte Erdoğan’ın İngiltere seyahati oldukça manidardır.

Küresel hakimiyette ve kurgulanan yeni yüzyıl planında İngiltere’nin ve siyasetinin belirleyiciliği asla yadsınamaz.

Yazdıklarım nedeniyle ABD’ci veya İngiltere’ci veyahut da AB’ci filan olduğum sakın düşünülmesin.

Sadece dünyanın geldiği noktada, asgari müşterek bazlı, bölgesel dengeleri gözardı etmeden karşılıklı menfaatleri önceleyerek ve sürekli değişkenlik arzeden denklemin parametrelerine dikkat ederek her türlü ve herkesle istişare, değerlendirme ve beraberlikler oluşturulması artık kaçınılmaz bir gerçektir.

Politikaların anlık değişebilirlik gösterdiği uluslararası ilişkilerde, statik ve tekdüze diplomasi bizi geride bırakabilir.

Ülkesellik eksenli her türlü angajmanı ihtimal dahilinde tutmak zorundayız.

Erdoğan’ın İngiltere ziyaretine bu ölçütleri de dikkate alarak bakmalıyız.

Kaldı ki; bu ziyaret AB ve İngiltere’nin seçim öngörüsünde Erdoğan’ın kazanacağına dair bir kabulü de içeriyor.

Abdullah Gül’ün devre dışı kalmasıyla yurtdışı için de seçim tahminleri sadece Erdoğan üzerinde yoğunlaşmış görünüyor.

Hatta yurtdışı ekonomi piyasaları bile Erdoğan’ın kazanması üzerinden projeksiyonlar yapmaya bile başlamış durumda.

Herkesin spekülasyon yaptığı bugünlerde ekonomiye dair aldığım duyumlar yurtdışındaki kanaati belirtmeye yeter kanımca.

Önümüzdeki iki ay içinde Türkiye’ye 20 milyar dolarlık bir fon transferi gerçekleşecektir. Hatta bunun bir kısmının aktarıldığını bile duyumsadım.

Daha büyük fonların ve yatırım fonlamalarının seçim sonrasını beklediğini görüyor ve gözlüyorum.

Zaten İngiltere’deki görüşmeler, tv programları, yazılan bazı makaleler bu kanaati içeren nitelikte oldu/oluyor.

Şuanda “kancıl ve gözüdönmüş” Pentagon ve Neocon ABD’sinin yalnızlaşmasına karşın, “aklı” önceleyen küresel güç Türkiye ile iletişimi kesmiyor, bilakis bölgesel denklemde ortaklık eğilimiyle davranıyor.

ABD’yi kim yönetecek” kavga ve mücadelesi yakında netleşecektir.

Eylül ayına doğru ABD bazlı yeni bir konseptin ortaya çıkacağını düşünüyorum.

Hal böyleyken Türkiye olarak, belirsizliğin had safhada olduğu süreçte, doğru bir noktada konumlanmak ve  yerimizi belirlemek durumundayız.

Şuanda atılan adımlar ve yapılan diplomasi, istişare ve görüşmeler hangi safta yer alacağımızın işaretleridir.

Bölgesel düzlemde Suriye ile başlayan ve en güçlü şekilde önümüzdeki günlerde gelecek fırtınaya karşı durabilmek, milli menfaatlerimizi ve bekamızı koruyabilmek, bölgede söz sahibi olabilmek ve yeni coğrafya konusunda belirleyicilik için radikal ve alışılmışın dışında adımlar atmak zorundayız.

Şuanda yapılanlar da tam budur.

Ayrıca ekonominin küresel belirleyiciliği hepimizce malumdur.

Ülkeleri ve ülke yönetimlerini yoketmek için ekonomik kriz ve saldırılar artık herşeyin ötesinde bir sonuç vermeye başladı.

Bu bağlamda ekonomik kırılganlıklarımızı azaltmak, dalgalanmaları önlemek ve daha dinamik ve sağlam ekonomik yapı için de, bu ilişki ve ittifaklara ihtiyacımız vardır.

Ama ekonomik istikrar için bu ilişkiler yetmez.

Dış ekonomik gelişmelerden etkilenmemek mümkün olmaz.

Ama mutlaka kurumsal ve çizgileri belirginleşmiş, dışsal negatif etkilere karşı korunaklı hale gelmiş, ekonominin temel paradigmasına uygun, kişiye bağlı politikalardan azade müesses bir ekonomik yapı oluşturmak
zorundayız.

Yakında, adeta yeni bir dünya kurulacak ve ülkemiz de yerini alacaktır.

Ve inanıyorum ki; doğru safta ve milli menfaatlerini maksimize edecek bir konsepte yerini alacaktır.

Bütün İslam aleminin yarın ilk orucunu tutacağımız Ramazan-ı Şerif'ini kutluyor, birlik, beraberlik ve huzur getirmesini diliyorum..

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun...