28.03.2018 02:33 Güncelleme Tarihi: 06.04.2018 13:45 178593 Okunma

Rusya'ya diplomatik kıskaç ve yeni dünya konseptine dair..

Rusyaya diplomatik kıskaç ve yeni dünya konseptine dair..

Saflar iyiden iyiye belli olmaya başladı.

Projeler teorik düzlemden fiiliyata geçiyor.

Önceki yazılarımda dile getirdiğim “Yeni Dünya Konsepti” şekillenmeye başlıyor.

Yeni dönemin kodları, yükselen aktörleri veya sönen/sönükleşecek figürleri görünürleşiyor.

Birkaç gündür yurtdışında idim. Bazı kuruluş ve vakıflarda sohbet etme, istişarede bulunma ve toplantılara katılma imkan ve durumum oldu. “Yeni Dünya Konseptine” dair mesai veren, akıl yürüten ve “yeni yüzyıl” oluşumunda “aklın” önemine dikkat çeken kimi dostlarla fikir alışverişinde bulundum.

Yazımı, bu seyahatimdeki izlenim ve değerlendirmelerim ışığında kaleme alıyorum.

Rusya’ya karşı oluşan cephe

Rusya’ya karşı başlatılan diplomatik hamle sanıyor musunuz ki; bir Rus ajanı ve kızının Putin tarafından zehirlenmesi iddiasından kaynaklanıyor.

Ve Putin bu kadar aptal birisi mi ki; görünmez okların görünür şekilde kendine yöneleceği bir süreçte böyle bir eylemi gerçekleştirsin.

Ama üç saat içinde fiil incelendi, fail belli oldu ve tepkiler yükselmeye başladı.

Rusya mahkum edildi ve diplomatik yaptırımlar başladı.

Rusya ben yapmadım diye feryat ediyor ama hiç duyan var mı.?

Önümüzdeki zaman diliminde Rusya’ya dönük bu yaptırım ve müeyyidelerin daha da artacağını göreceğiz.

Putin ve Rusya’nın yalnızlaştırıldığına şahit olacağız.

Çünkü “Akıl” artık harekete geçti.

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Rusya’yı çok zor günler bekliyor.

Bir anda, İngiltere’nin yanında ABD başta olmak üzere NATO ve yirmi küsür ülke yer alıyor ve Rusya’ya şu veya bu ölçüde tepki koyuyor.



Bu ittifaka NATO’nun da kurumsal olarak dahil olması oldukça manidar ve dikkat çeken bir durumdur.

Ha bu noktaya gelinmesinde Putin’in hiç payı yok mu?

Sen Suriye’de ABD başta olmak üzere İngiltere’yi, Fransa’yı ve diğer batı ülkelerini yok sayarsan ve dijital teknoloji dahil pek çok enstrümanı kullanarak eylem ve hoyratlığa girişirsen olacağı budur.

Akdeniz’in batı ülkeleri ve ABD için önemini görmezden gelirsen bunlar başına gelir.

Eğer Rusya “haddini” bilmezse, agresif ve saldırgan yayılmacılığa ve Doğalgaz kozunu silah gibi öne sürmeye devam ederse çok daha farklı ve ciddi  müeyyideler gelecektir.

Bunun sonunda “Soğuk Savaş Dönemindeki” gibi “yalnız kurt” pozisyonuna düşecektir. (Bu arada  dünyada olan, büyük veya basit gibi görünen kimi olayları sakın tesadüfi gibi düşünmeyin. Mesela; Rusya’da olan AVM yangınının teknik ihmal ve nedenlerle olduğu konusu düşündürücüdür. Gözardı etmemekte fayda var.)

Türkiye olarak, ABD, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinin Rusya’ya karşı uyguladığı politikayı dikkat ve özenle takip etmeliyiz.

ABD ve Avrupa’nın kendi menfaatleri için her türlü manevrayı yapabilirliği bilinciyle, şuana dek sergiledikleri iki yüzlülük ve paradoksları gözardı etmeden tarihsel aklımızı ve diplomatik akılcılığı esas alarak soğukkanlılıkla hareket etmeye mecburuz.

ABD’yi “kim yönetecek” kavgası gün geçtikçe büyüyor.



Pentagon mu yönetecek yoksa Londra mı deyin.

Ama “Akıl Sahipleri”nin inisiyatifleri görünürlük arzetmeye başladı.

Son günlerde üst kademelerde yapılan değişiklikler oldukça manidardır. Öyle görünüyor ki; Trump da yakın zamanda “akıl sahipleriyle” olduğunu ihsas ve ima eden söz ve eylemlerle rengini belli edecektir, şimdilik karşılıklı hamleler devam ediyor gibi görünüyor.

Facebook’un sahibine yönelik adım Pentagon hamlesidir.

Ama İngiliz Siyaseti diye adlandırılmakta ısrar edilen ve fakat İngiltere’yi aşan; çok devletli, milletli, dinli  boyuta sahip “Akıl”, Pentagon eliyle yapılan hiçbir hamleyi karşılıksız bırakmıyor ve bırakmayacaktır.

Rusya’ya dair atılan adımlarda bile bu aklın etkisi bariz şekilde kendini göstermektedir.

Önümüzdeki günlerde, bölgemizde de etkileri görünecek “akıl”lı ve “akıl”cı adımları görmek şaşırtıcı olmayacaktır. YPG/PYD/PKK ile Kuzey Suriye’de alan kazanmaya ve güç odağı oluşturmaya çalışan Pentagon’un bu politikasının Türkiye lehine değişeceğini düşünüyorum.

ABD YPG’ye verdiği desteği tedrici olarak azaltacak ve bölgesel ölçekte Türkiye gerçeğinin yadsınamazlığını anlayacaktır. Çünkü “Akıl sahipleri”nin aklı da böyle diyor.

Küresel hakimiyet olgusunda Türkiye’nin başat rolünü görmeyen Pentagon- NeoCon ve Yahudici politikalar geriye; Türkiye ile müttefiklik içeren yeni politik akıl öne çıkacaktır.

Türkiye’nin coğrafyası, tarihsel varlığı, devlet aklı, kadim devlet geleneği bundan sonra istemeyerek de olsa egemen güçlerce ve dolayısıyla “akıl sahiplerince” dikkate alınacaktır.


Dünyada ve bölgemizde Türkiye’yi de ilgilendiren ilginç gelişmeler oluyor ve olacak.

Varna’da Türkiye-AB zirvesi yapıldı.



Zirve sonrası açıklamaya dikkatinizi çekerim.

Erdoğan son derece ılımlı, yapıcı, sakin ve uzlaşmacı idi.

Hatta daha gitmeden havaalanında “Ciğerini çok iyi bildiğimiz çevrelerin de Türkiye'nin AB'de tam üye olmasına mani olmalarına izin vermeyeceğiz. AB ile görüşmelerimizi sürdüreceğiz.” Diyerek AB’den ve batıdan kopmayacağını kesin bir dille dile getirdi.

Zirve sonrası AB Komisyonu Başkanı Junker’in, “Türkiye ile görüşmelerin kesilmesini kati olarak istemiyoruz ve görüşmelerin devamının garantisi benim” diye söylüyor.



Trump, Fransa Lideri Macron ile, “Suriye’de Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi konusunu görüştük” diyor.

Bütün bunları alt alta veya yan yana koyduğumuzda ABD ve Avrupa yeni dünya konseptinin Türkiye’siz olmayacağının farkında.

Ve Türkiye de yerinin ve yanının Avrupa olduğunun bilincinde.

Evet geçtiğimiz kritik zaman ve Güney sınır ülkelerimizde yaşanan sorunlar nedeniyle Rusya ve İran’la zorunlu olarak konjonktürel ve stratejik işbirliğine girdik.

Girmek de zorunda idik.

Çünkü Avrupa ve özellikle ABD bizi bu noktaya sevketti.

Ama yukarıda yapılan açıklamaları dikkate aldığımızda, Avrupa ve ABD’nin bazı realitelerin farkına varmaya başladığını görüyoruz.

Bu durumda Türkiye’nin hareket stratejisi ne olmalıdır.

ABD ve Avrupa’nın hala dünyayı ve dünya ekonomisini yönetip kontrolde tuttuğu gerçeğini gözardı edemeyiz.

Her ne kadar “Küresel hakimiyet” konusunda aralarında ihtilaf ve ciddi kavgalar olsa da; Türkiye’nin yakınlaşacağı yön Avrupa ve ABD tarafıdır.

Bunu söylerken de; ABD ve Avrupa’nın masum olduğunu söylediğimi sakın düşünmeyin.

Şuana dek ülkemize yönelik gösterdikleri çelişik, tutarsız ve düşmanca söylem ve eylemleri asla gözardı etmememiz gereken bir gerçekliktir.

Ama hemen her Avrupa ülkesinde ve özellikle Almanya, Fransa, Belçika Hollanda gibi bu coğrafyanın lokomotifi ülkelerde var olan Türk’leri ve devletler nezdinde etki ve belirleyiciliğini mutlaka dikkate almalıyız. Hele de, bu Türk popülasyonunu diğer Müslüman topluluklarla dindaşlık bağıyla birlikte düşününce Avrupa’dan asla soyutlanamayız.

Bu noktadan hareketle; ülkesel menfaatlerimizi gözetmek ve Türkiye’nin yeni küresel konsepte olması gereken yeri alabilmesi için “kazan-kazan” refleksiyle, dikkat ve tedbirle, beraber ama güvenmeden oluşturulacak bir “güven ilişkisiyle” ABD ve Avrupa ile ittifak içinde olmamız en olabilir alternatiftir.

Mesela, Afrika açılımı yapıyoruz.

Bunu yaparken Avrupa ülkelerinin ve özellikle Fransa ve İngiltere’nin bu kıta ülkelerinde son ikiyüz yılda vahşi sömürgecilikle de olsa kurduğu kontrol  ve hakimiyeti gerçeğini görmezden gelebilir miyiz.

Gelemeyiz…

Ama aynı Avrupa, Afrika halkları nezdinde oluşan Türk ve Türkiye muhabbet ve sempatisini de gözardı edemez ve edemeyeceği gerçeğiyle yüzleşiyor.

Aynı zamanda bin yıldır islam’a bayraktarlık yapan bu millet  ve coğrafya bu iddiasından vazgeçmiş değildir ve bu misyon tarihin verdiği bir görevdir. Ve bu Avrupa da, menfaatleri gereği bile olsa İslam toplumları nezdinde en muteber ve lider olarak kabul edilen Türkiye’yi ve Anadolu’yu gözardı edemez ve edemeyecektir.

Bu bağlamda; mazlum, mağdur, ihtilaf  ve tefrika içinde yoksulluk sarmalında olan  halkların sesi olmak için daha güçlenmiş bir Türkiye gereklidir. Bunun için de ABD ve Avrupa gibi güç sahipleriyle yapılacak uzlaşı ve stratejik birliktelik ülkemizin elini daha da güçlendirecektir.

Bunun yanında, güney sınırlarımızda başgösteren tehlikeyi bertaraf etmek, Suriye sorununda belirleyici olabilmek, başımıza musallat olan terör örgütlerini bitirmek  ve hatta; Musul, Kerkük petrolleri projesinde yer almak ve pay sahibi olmak için yeni imkan ve alternatif oluşabilecektir.

Hal böyle olunca; Afrika’da uzun vadeli plan ve varlığımızı oluşturmak ve sonrasında bu olguyu maksimize etmek için, an itibariyle Avrupa ülkeleriyle birlikte hareket etmek ülkemiz menfaati gereğidir.

Diğer bir husus Akdeniz.



Bugün ve gelecek yıllarda, bölgesel güvenlik, enerji nakli ve arzı, Doğu Akdeniz havzasındaki doğalgaz rezervi açısından küresel bazlı planlar yapılmakta ve ittifaklar tesis edilmektedir.

Bu noktada, ulusal güvenliğimiz ve var olan doğalgaz rezervine dair planlarda başat bir aktör olarak yer almamız için  Batı ittifakı içinde yer almamız kaçınılmaz bir gerekliliktir.

Bölgesel ülkelerle ilişkilerimiz ve sorunların çözümüne dair adımlarımız nasıl olmalıdır.

ABD ve Avrupa ile ilişki gereği kadar bölgesel ülkeleri ve dengeleri de dikkatten uzak tutmamak zorundayız.

ABD ve Avrupa Rusya’ya cephe almış olsa bile, biz kendi ulusal menfaatlerimize göre soğukkanlı, akıllı ve akılcı bir denge diplomasisiyle hareket etmeliyiz.

Keza İran’la olan ilişkilerimizi de aynı hassasiyet, duyarlık ve sınırdaş ülke olduğumuz gerçeği çerçevesinde; ne ABD ve Avrupa’dan bağımsız, ne de onların istediği gibi oluşturacağız.

Kısa-orta ve uzun vadeli ölçekte adımlarla yürümeli, sorunların halli konusunda farklı ittifaklara açık şekilde bir strateji içinde, ikibin yıllık “devlet aklıyla” hareket etmeyi temel prensip ittihaz etmeliyiz.

Büyük fotoğrafta ABD  ve AB ile müttefiklik esası olmak üzere; mikro ilişkiler, ittifaklar, çözüm ortaklıkları kurarak sorunların çözümü ve bölgesel özgünlüğümüzü tesis etmeliyiz.

Kısaca; ne Avrupa ile ne Avrupa’sız.
Ne ABD ile ne ABD’siz.
Ne Rusya ile ne Rusya’sız.
Ne İran’la ne de İran’sız.

Hem Avrupa’yla ve ABD’yle, hem de yeri geldiğinde; ülkesel menfaatlerimiz ve çözüm düşüncelerimiz gereği Rusya ve İran’la… Şeklinde özetleyebileceğimiz bir tarz-ı siyaset ve diplomatik yöntemle hareket edeceğiz ve etmeliyiz.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.