29.05.2018 02:44 Güncelleme Tarihi: 02.06.2018 15:22 144987 Okunma

Seçim yolunda iktidarın refleksi nasıldır ve nasıl olmalıdır..

Seçim yolunda iktidarın refleksi nasıldır ve nasıl olmalıdır..

Gecikmeli de olsa alınan kararlar etkisini göstermeye başladı.

Doların ateşi kısa vadede sönüyor.

Direnç noktası beklenen seviyede olmasa da, spekülatörlerin istediği noktaya gelinmedi.

Keşke geç kalınmasa idi…

Son günlerde başlayan ve önümüzdeki günlerde sürecek sıcak para akışıyla da ekonomiye dair stabilleşmenin daha da pekişeceği kanaatindeyim.

Bu süreçte dolar alan ve bozduranların iyi araştırılması gerektiği kanaatindeyim.

Son günlerde yetkililerin söylemleri de sorumluluk içeriyor.

Olması gereken de bu zaten.

Yetkili mercidekilerin söz ve söylemlerine dikkat etmesi; ekonominin temel rasyonalitesine halel getirecek söylem ve eylemlerden uzak kalması şarttır.

Ekonominin kendi kuralları ve ölçütleri içinde cereyan etmesi ve piyasa koşullarına etki edecek sübjektiviteden uzak kalması gerekir.

Bundan sonra seçime kadar ve özellikle seçim sonrası ekonomiye dair kurumsallaşmanın oturması ve kuralların oluşması vazgeçilmezdir.

Seçime giderken yapılmaması/yapılması gereken çok şey var.

Dört haftadan az bir süre kala sorumsuz tavır ve söylemlerden şiddetle uzak kalınması gerekir.

Özellikle sorumluluk konumundakilerin eylem ve söylemlerini, bin düşünüp bir söylemesi ve yapması  lazımdır.

Koca bir seçimi bir tek Erdoğan’ın çabasına bırakmak olmaz.

Herkesin ama herkesin, taşın altına elini sokması, gayret sarfetmesi ve çorbada tuzu olması gereklidir.

Bu bağlamda, muhalefet açısından sansasyonel etki yaratacak popülizmden uzak durulmalıdır.

Bazıları kraldan çok kralcılık yapıyor.

Ettikleri hayır ürküttükleri kurbağaya değmiyor.

Şu bilinmelidir ki; her doğruyu her yerde ve zamanda söylemek doğru sonuçlar vermeyebiliyor.

Bu bilinçten yoksun, yapılan iyi niyetli adımlar bile ciddi zararlara ve muhalefete koz vermeye yol açabilir/açabiliyor.

En basitinden; Taksici/Uber kavgası, Cerrahpaşa dekanının görevden el çektirilmesi, seçim öncesi Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesi, FETÖ mağdurları konusunda gereken adımların atılmaması, Üniversitelerin bölünmesine
dair kanun vb. gibi atılan adımlar seçim öncesi sabotaj etkisi gösteriyor.

Hatta doğru yapılan eylemler bile güzel ve gereği şekilde anlatılmadığı için iktidara handikap, muhalefet için kullanılası bir doneye dönüşüyor.

Seçim öncesi son virajda tüm bunları ve negatif etkileri dikkate alınarak seçmenle doğru ve sağlıklı iletişim şarttır.

Seçime kadar geçecek kısa süreçte ciddi şeylerin de olacağını düşünüyorum.

Erdoğan’ın gözlerine bakınca; “bekle ve gör” şeklinde bir izlenim edindim.

Hal böyleyken; yakın zaman diliminde Münbiç konusunda ABD ile yapılan görüşmelerden ciddi sonuçlar bekliyorum.

Bu konunun çatışmasız ve Türkiye’nin de olumlu göreceği bir konsensüsle sonuçlanacağı kanaatindeyim.

Önümüzdeki günlerde PKK ve Kandil odaklı, halk nezdinde ciddi ses getirecek bir aksiyonun da olabileceği düşüncesindeyim.

Yine Erdoğan’ın gözlerinde, “seçim yaklaştıkça halkın memnun olacağı ciddi müjdeler ve haberlerin olacağına dair” izlenimler edindim.

Tüm bunlar çerçevesinde;

Kuzey Suriye’de hala ciddi bir sıkıntı ve sorun varken,

Ekonomiye dair yapısal reformlar, kurumsallaşma ve objektif kurallar oluşması gerekirken,

FETÖ denen illetle mücadele en kritik dönemece girmişken,

ABD ve AB ölçeğinde ciddi iletişim sorunları yaşanırken,

İçinde bulunduğumuz coğrafya, tarihin en kritik sürecini yaşarken,

Bir dönem daha Erdoğan’ın başkan yapılmasının en doğru yol olacağı kanaatindeyim.

Seçim öncesi son hafta içinde, Erdoğan’ın “son bir kez daha” yetki istemesinin halk nezdinde itibar göreceği fikrindeyim.

Evet; eksikler, aksaklıklar, yanlışlar, hatalar iyice su yüzüne çıktı.

İktidara dönük ciddi eleştiri noktaları da oluşmuş olabilir.

Hatta, oy vermem diyen için haklısın denecek doneler bile ortaya çıkmış olabilir.

Ama unutmamak lazım ki; Erdoğan’ın yerini dolduracak ciddi bir muhalefet ve ciddi bir başkan adayı yok.

Sistem değişikliğini içeren ilklerin seçimine girerken önceliğimiz devlet, vatan, beka ve millet olmalıdır.

Her seçim öncesi hep bunlar söylendi denebilir.

Her seçim için “en önemli seçim” söylemiyle hareket edildi denebilir.

Ama objektif ve sağduyulu gözle bakınca, yeni sistemin ilk seçimi olması hasebiyle; inanın bu seçim her seçimden önemlidir.

Bilmeliyiz ve görmek zorundayız ki; “dere geçerken at değiştirilmez” sözü tam da bugünümüzü tanımlıyor.

Herşeye rağmen diyerek, yumruğumuzu cebimize hapsederek, dişimizi sıkarak; bazan gördüğümüz kibire, hoyratlığa, rehavete, gücün şehvetine kapılmışlığa ve eksiklere rağmen; “son defa da olsa” diyerek, istikrar için
Erdoğan ve AK Parti demek gerekir kanaatindeyim.

Erdoğan’ın da bu zorlu süreç ve milli dönemeci görüp, gözleyip, hissederek halkından gerekirse “son kez” diyerek yeniden yetki istemesinin gereğini düşünüyorum.

Devletin kurumsal yapısının oluşması ve oturması için,

Bürokratik oligarşinin sonlanması için,

Ekonominin kurumsal ve kuralsallığının oluşması ve güçlenmesi için,

Bulunduğumuz ateş çemberinde “akıllı ve akılcı diplomasinin” devlet aklıyla yoğrularak sistemselleşmesi için,

Bir kez daha” da olsa yetki istenmesi ve verilmesi gereklidir.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.