12.02.2018 21:10 Güncelleme Tarihi: 17.02.2018 03:42 128023 Okunma

Ülkemizdeki ABD üsleri kapatılsın..

1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonuçlandı.

Ülkemizdeki ABD üsleri kapatılsın..
Ecevit hükümeti istifa etmişti.
Şubat 1975’de Yunan lobisinin baskısıyla Senato; Kıbrıs’ta ABD silahlarının kullanıldığı iddiasıyla Türkiye’ye ambargo uygulaması başlattı.

Demirel, I. Milliyetçi cephe Hükümetiyle Başbakan olduğunda kucağında bulduğu “silah ambargosu” nedeniyle hem üzgün, hem öfkeliydi. Ankara’ya gelen dönemin ABD Dışişleri Bakanı Kissinger ve daha sonra Brüksel’de konuştuğu Başkan Ford’a “ambargonun ABD ile Türkiye arasındaki ilişkileri germesinin yanı sıra TSK’nın savaş gücünü zayıflattığını, bunun dolaylı olarak NATO gücünü de zaafa uğrattığını” anlatmıştı.

Bizi istemediğimiz sert tedbirler almaya zorlamayın” diye uyarmıştı.

Fakat...
Sonuç alınamamıştı.

Bunun üzerine Türkiye, 25 Temmuz 1975 tarihli Bakanlar Kurulu kararnamesiyle “Türkiye’deki sayıları 21’i bulan bütün ABD üs ve tesislerini” kapattı

Amerikan bayrakları indirilerek yerine Türk bayrakları çekildi.
Bunlara İncirlik Üssü de dahildi.

Ancak; İncirlik, münhasıran ABD tarafından kullanılması önlenmekle beraber NATO’ya açık tutulacaktı.

Bu Bakanlar Kurulu kararnamesi yayımlandığında ABD’nin Türkiye’deki 21 üs ve tesisinde 5 bin Amerikalı asker ve sivil personel bulunuyordu.

 

Bu “sert ve kararlı” tavır ABD’yi epey sarsmıştır.

Türkiye’ye uygulanan silah ambargosu 1978’de ABD kongresi kararıyla kaldırıldı. (Başbakan Bülent Ecevit’ti.)

Türkiye’deki kapatılmış üs ve tesislerin -İncirlik dahil- yeniden Amerikalılar tarafından kullanıma açılması ise 12 Eylül generaller yönetimi tarafından alınan kararla mümkün olmuştur. (18 Kasım 1980)”


ABD ile ilişkilerde benzer ve hatta daha beter bozulmanın yaşandığı bir süreçten geçiyoruz.

Özellikle 2013’den bu yana sistematik bir ABD husumeti, saldırısı ve çelişkisiyle karşı karşıyayız.

Geldiğimiz nokta artık neredeyse; “ya tamam ya devam” noktasıdır.

Zaten Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, bugün Türkiye’nin tavrına ilişkin çok net mesaj verdi.

Artık söz ve vaat değil, somut adımlar istiyoruz. Tillerson'dan bunu isteyeceğiz. İlişkilerimiz çok kritik bir noktada. Ya ilişkileri düzelteceğiz ya ilişkiler tamamen bozulacak."

Sözün bittiği noktadayız artık.

Artık, ABD ve NATO üslerindeki ABD kuvvet ve imkanlarının yasaklanması dönemi gelmiştir.

Ve eminim ki; Tillerson geldiğinde Türkiye bu alternatifi de masaya sürecektir.

Artık ABD’nin söz ve söylemlerinin güvenilirlik ve inanılırlığı kalmamıştır.

Tıpkı, Kıbrıs Harekatı sonrası uygulanan ABD ambargosuna, üslerin kapatılmasıyla karşılık verilmesi gibi bir süreç başlatılmalıdır.

İnanıyorum ki; yöneticiler büyük bir kararlılıkla, bu hususları gündeme getirecek ve artık ABD’nin bize karşı netleşmesini isteyecektir.

Çünkü, ABD’nin kendi içindeki iktidar mücadelesinin, kurumlar arası rekabet ve kavganın bölgesel bazda, ülkemiz için; önü alınmaz tehlike ve güvenlik sıkıntısına sebebiyet verdiği aşikardır.

Teröre verilen desteğin ülkemiz nezdindeki sıkıntıları ve ABD ile olan ilişkilerin onarılmayacak noktaya gidişi açık ve net bir dille söylenmelidir/söylenecektir.

Bu bağlamda;
Ne Amerika, ne Rusya.
Ülkemiz menfaatlerine uygun ise;

Hem Amerika, hem Rusya şeklinde ülkeselliğimizi önceleyen, akıllı ve akılcı bir politika izlemek zorundayız.

Klişe söylemle; “artık göbeğimizi kendimiz kesmek” sürecindeyiz.

 “Ya olacağız ya öleceğiz” mefküresinde, bir “Beka Mücadelesi” ve “Milli Kurtuluş Savaşı” içindeyiz.

Aklıma deli sorular ve kulağıma şaşırtıcı duyumlar geliyor…

ABD içinde farklı sesler iyice yükselmeye başladı.

Yahudi Garnizonu gibi hareket eden Pentagon’un bir kesiminin söylem ve eylemleri kendi içlerinde de iyice gerginlik yaratmaya başladı.

Türkiye gibi tarihi kökleri olan bir müttefikle ilişkilerin bozularak, YPG/PYD/PKK gibi terör örgütüyle işbirliğine girmenin doğuracağı vahim sonuçlar, aklıselim ABD’li yöneticilerce yüksek sesle dillendirilmeye başlandı.

Hatta, Pentagon-Yahudi’ci-NeoCon kesimin karşısında olan “güç ve akıl” operasyon çekmeye başladı galiba.



Deyrizor’da ABD uçaklarının koordinat hatasıyla YPG/PYD/PKK güçlerini vurduğu ve 300’den fazla kayıp verildiği söyleniyor.

Peki gerçekten koordinat hatası mı, yoksa Pentagon’daki farklı fikir ve düşüncede olanların bölgede yaptıkları bir güç gösterisi mi.?

Yani, bir boyutla ABD’nin ABD ile çatışması mı.?

Yoksa “akıl ve güç” sahiplerinin arada bir başvurdukları uyarı nitelikli tokat mı.?

Ne denirse densin; yakın zamanda terör üzerinden bölgeyi dizayn etme yanlısı ABD’lilere yine ABD ve hatta Pentagon içinden daha büyük tepki, tavır ve mukavemet gelecektir.

ABD’nin uygulamakta olduğu bölgesel politikanın orta ve uzun vadede ABD için sıkıntıya sebep olacağı ve ABD’nin çıkmaza gireceği söylenerek duruma müdahale edilebilir.



Rusya’da bir yolcu uçağı düşürüldü.
Acaba birileri Putin’in kulağını mı büktü bu olayla..?
Uçak düştü mü, düşürüldü mü.?
Uçak yolcuları kimlerdi ve Putin için çok önem taşıyan isim/isimler var mıydı.?

Sonuç olarak öyle düşünüyorum ki; “akıl ve güç” sahibi olan kesim Pentagon ABD’sine de, Yahudilere de, Putin Rusya’sına da ayar veriyor ve operasyon çekiyor.

Önümüzdeki günlerde benzeri örnekleri görürsek şaşırmayalım.

Not: Afrin’de süren operasyonlarımız çerçevesinde, sınır güvenliği için PÖH ve JÖH’lerin bölgeye gönderilmesi büyük isabettir. Zorlu arazi koşulları ve meskun mahalde terörle mücadele konusunda engin deneyim sahibi olan bu güvenlik mensuplarımız eminim ki; bölgedeki askerlerimizin işini kolaylaştıracaktır. Bu konuda karar alan Sayın İçişleri Bakanımıza teşekkür ediyor; emniyet ve jandarma teşkilatımıza şükranlarımı sunuyorum.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlarım…