23.11.2017 20:02 Güncelleme Tarihi: 29.11.2017 02:38 180349 Okunma

Yeni dünyayı doğru okuyamıyoruz..

Yeni dünyayı doğru okuyamıyoruz..
Yeni Dünya Konsepti dedim,
Egemenlerin Hakimiyet Savaşı dedim,
Yeni Yüzyıl Tasarımı dedim…

Defalarca yazdım..

Yeni Dünya Hakimiyet kavgasının “yeni enstrümanlarını” yazdım,

Egemen Güçlerin yeni usul ve esaslarını yazdım.

Eski yol ve yöntemlerin terkedildiğini, yeni donelerin kullanılmaya başlandığını yazdım.

Bilindik ve yerleşik sistematiğin demode olduğunu, yeni algı ve zihniyetlerin oluştuğunu söyledim.

Dost ve düşman algısının değiştiğini, Soğuk Savaş refleksinin ötesinde bir ilişkiler ağının oluşmaya başladığını söyledim.

Yirmi otuz yıl öncesi algıları bırakın, beş yıl önceki yaklaşımların bile değiştiğini, proaktif bir bakışaçısının geliştiğini ve her an değişebilirliği muhtemel olan planların varlığını söyledim.

Kısaca, bildiklerinizi unutun, kendinizi modifiye ve revize edin, yeni dünyanın yepyeni ve her an değişebilir dengelerine göre dizayn edin dedim.

Ama görüyorum ki, hala yeni dünya dinamiklerini görmekten uzağız.

Yeni Dünya Hakimiyet usul ve esaslarını doğru okuyamıyoruz.

Hala Soğuk Savaş refleksiyle hareket ederek 20-30 yıl önceki yerleşik tavırlarımızı güncelleyemiyoruz.

Kendimizi Yeni Dünya’nın yepyeni oyun kurallarına adapte edemiyoruz.

Yeniden ve tane tane anlatmaya çalışacağım.

Dün de bugün de dünyayı belirleyen “Para”dır.

Para’nın sahipleri oyun kuruculardır.

Kabul edelim veya etmeyelim; yeni dünyanın en önemli gerçeği para’dır.

Tasvip edelim veya etmeyelim; Paranın sahipleri ve yöneticileriyle, karşılıklı menfaatler üzerinden, ülkeselliği önceleyerek doğru ve ilk elden ilişki kurmak zorundayız.

Geldiğimiz nokta Yeni Dünyanın Efendilerinin kendi aralarında, usul ve esas boyutlu bir ayrışma sürecidir.

ABD ve İngiltere arasında bir hakimiyet savaşı sürüyor derken; Coğrafi ve siyasi olarak iki ülkeyi kastetmedim.

Bu iki ülke ismi etrafında kavramsallaştırdım.

Çünkü artık ülkeleri aşan bir “Güç’ün” dünya hakimiyeti olgusu var.

Bu güç için, İngiltere de, ABD de bir arenadır, enstrümandır, güçlerini maksimize etmelerine araçsallık eden olgulardır.

Yoksa olaya salt ABD ve İngiltere ülkesi boyutuyla bakamayız. Bakarsak büyük yanılgıya düşeriz.

Bu egemen güçler bizi elli yıla yakın “Doğu ve Batı Bloğu” diye cepheleştirme ile kontrollerinde tuttular.

Dönemin konjonktörüne uygun devletsel refleksler geliştirdiler.

O dönemin koşullarına uygun bir dost-düşman algısı var ettiler.

Ülkemiz özelinde mesela; her daim büyük bir komünizm tehlikesinden bahsettiler. Ama geldiğimiz noktada geriye dönüp bakınca; bu yaratılan algının aslında başka bir olgu ve güce hizmet ettiğini müşahede edebiliyoruz.

Aslında Büyük gücün hakimiyeti için böylesi bir kamplaştırmayı planladığını ve dünya devletlerini de bu oyunun figüranları yaptığını görebiliyoruz.

Şimdi daha büyük, interaktif, bilişim imkanlarının en üst düzeyde kullanıldığı, insan psikolojisinin manipüle edildiği, toplumların reflekslerinin çok farklı yol ve yöntemlerle yönetildiği bambaşka bir süreçteyiz.

En büyük sorun ise şudur;

Bugünü dünün birikimleri, teorileri ve kitabi bilgileriyle izaha çalışmak.

Evet oyun esas itibariyle neredeyse aynı.

Neredeyse 1. Dünya Savaşı sonrası süreci yaşıyoruz.

Neredeyse 2. Dünya savaşı nedenlerini görüyoruz.

Neredeyse süreç bizlere 3. Dünya savaşı yaşatıyor.

Ama en önemlisi şudur; var olduğunu iddia ve farzettiğimiz 3. Dünya savaşı sürecinin “usul ve esasları, yol ve yöntemleri” esasın önüne geçti.

Yöntemsellik konusuna klişe ve bilindik şekilde bakarsak günümüzü ve günümüzdeki büyük hakimiyet savaşını doğru okuyamayız.

Ki; maalesef, okuyamadığımızı da görüyorum.

Hala olaya İngiltere şöyle, ABD böyle, Rusya öyle, İran böyle, Çin şöyle gibi bakıyoruz.

Peki, işin esası nedir…?

Bugüne kadar ABD-İngiltere arasında böylesi bir ihtilafı kimse görmemiştir.

Aslında bu ayrışma bu iki ülkenin ayrışması değildir.

Ayrışma; düne kadar beraber hareket eden ve Küresel Hakimiyet kuran gücün, ikicilleşmesi ve yöntemsel olarak ayrışmasıdır.

Şuanda biri; ABD ve özellikle Pentagon nezdinde temsil buluyor.

Diğeri ise; İngiltere ve İngiliz yöntemselliğinde…

Birisi; savaş, kaos, terör ve yıkım üzerinden hakim olalım diyor.

Diğeri ise; inşa ile imha, diplomatik ve demokratik yöntemlerle iletişim ve ekonomik unsurlar üzerinden hakimiyet diyor.

Şuanda Rusya da, İran da, Çin de bu ikincil yöntemi tercih edenlerle bir angajman içinde…

Sanıyor musunuz ki; Rusya uygulanan ambargolara rağmen kendi dirayet ve becerisiyle ayakta kalıyor.

Çin bağımsız hareket edebiliyor.

İran söylemlerindeki gibi kendine özgü ve bu “Güç”ten bağımsız şekilde davranabiliyor.

Hayır, tabi ki hayır.

Katar, Arabistan, BAE, Kuveyt, Pakistan, bu ikili güçlerin organizasyonunda yer almıyor mu sizce…

Doğru okumalıyız.

Dünya’yı, günümüzü, konjonktörü, yeni dünya yöntemlerini doğru okumalıyız.

Soçi’ye gidiyoruz.

İran ve Rusya ile Suriye görüşmeleri yapıyoruz.

Sanıyor musunuz ki; Rusya bu toplantıyı yukarıda zikrettiğim Güçten bağımsız organize etti.

İran özgür iradesiyle mi geldi.

Bu toplantı neden İstanbul’da veya Antalya’da yapılamadı.

Neden organizasyonu yapıcı olarak değil de katılımcı olarak gittik.

Yeni Dünya refleksini doğru okuyan her zaman bir adım öne geçiyor.

Soğuk Savaş döneminin bir kutbu olan Rusya bile kendini yeni koşullara uyarlayıp, yeni dünyanın dinamikleriyle menfaatlerini maksimize etmeye çalışırken, bizim hala yanlış okumalar yaptığımızı görmenin acısını hissediyorum.

Hatta okuyamamanın ızdırabını çekiyorum.

Efendi’nin adamıyla görüşmek yerine, neden Efendi’nin kendisiyle görüşüp, karşılıklı menfaat içerisinde hareket etmiyoruz.

Coğrafyamızın bize verdiği avantaj, imkan ve fırsatlar hemen hiç kimsede yok.

Paranın sahipleri, Aklı’nı kullananlar, Yeni Dünya düzeni oluşturmak isteyenler için çok önemli ve vazgeçilmez bir coğrafya ve devletiz.

Neden bunun farkında değiliz.
Neden güven telkin edemiyoruz.

Neden onların farkettiğini kendimiz göremeyip, vazgeçilmez durum ve konumumuzun farkında değiliz.

Uluslararası ilişkilerde “kazan-kazan” esası geçerlidir demek, sadece söylemde olmuyor ve olmaz.

Bilindik, klişe ve dünün bakışaçısıyla doğru okumalar yapılmaz.

Hamaset, duygusallık ve romantizmle mesafe katedilmez.

Eski Dünya Refleksiyle Yeni Dünya Hakimiyet masasında başarıya ulaşılmaz.

Yahu “dün dünle gitti. Artık yeni şeyler söylemek, yapmak lazım”.

Yahu kafamızı kaldırıp bakalım.

Soğuk Savaş teorileriyle, milli görüş ekseniyle, yerleşik dost-düşman algılarıyla, yerellik ve statik yaklaşımlarla küresel dinamikleri algılayamayız.

Evet, Yeri-milli yaklaşımda olalım.

Ülkesellik, vatan, devlet, millet menfaatlerimizi vazgeçilmez kılalım.

Anadolu coğrafyasının bin yıllık devlet aklını ve dinamiklerini rehber edinelim.

Ama lütfen artık savaş ne Çubuk ovasında, ne Niğbolu’da, ne Çaldıran ovasında ve ne de Kosova’da yapılıyor.

Artık o dönemin savaş aygıtları yok.

Artık dal kılıç binip ata, nallarımızla yeri göğü inletmek yok.

Artık saldırı ekonomiyle geliyor,

Sosyolojiyle geliyor,

Stratejiyle geliyor…

Düşman artık bulanıklaştırarak geliyor.

Askeri çok ama gücü yoklaştırma politikasıyla geliyor.

Artık doğrusal olmayan yöntemlerle, hibrit tekniklerle, “böl-parçala-yut” taktiğinin post-modernizasyonuyla geliyor.

Dost suretli geliyor,

Kendi içimizdeki işbirlikçilerle geliyor,

Algı operasyonlarıyla geliyor.

Din ve İnanç üzerinden geliyor.

Kısaca ve özetle her türlü argümanın kullanımının meşru olduğu bir algı ve olguyla geliyor.

Bize düşen ise; Akıl, akıl, akıl...

Akılcılık ve bilgi sahibi olarak fikir serdetmek.

Soğukkanlı olmak, aklı kullanmak ve “Aklı” kullananlarla akılcı, birincil temasta bulunup karşılıklı güven tesis etmek.

Yeni dünyanın belirleyicisinin “para” olduğunu, paranın da akılla birliğini, birisinin diğerinden ayrılmazlığını ve güçlü Türkiye olmanın yolunun buradan geçeceğini bilerek hareket etmek.

Dün’lerden aldığımız derslerle dün’ü dünde bırakmak ve bugünü doğru okumak…

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlarım.