31.12.2018 01:48 Güncelleme Tarihi: 31.12.2018 20:31

2019 umut mu, umutsuzluk mu?

2019 umut mu, umutsuzluk mu?

Her yeni yıl, yeni bir umut demektir...

Hayaller kurar, planlar yapar, temenni ve iyi dilekte bulunup, yeni yılı kutlarız.

Bu tarz dilek ve temennilerimiz artık bir ritüel ve klişeye dönüştü, neredeyse.

Daha iyiyi, daha güzeli ve ümidi içeren söylem ve temennilerin realize olmasını ben de canı yürekten istiyorum.

Klişe iyi dilek ve planların temenniden ibaret kalacağını düşünmek istemiyorum.

Fakat gerçekleri görmeden, yüzleşmeden ve realiteler ışığında hazırlıklı olmadan, sadece iyi dilek ve temennide bulunmak hayal kırıklığını artırmaktan başka bir şey yaşatmaz.

Gerçekçi ve dirençli olmalıyız.

Bizi oldukça zorlu, riskli  ve bir önceki yıldan daha çetin bir yeni yıl bekliyor.

2001 Büyük ekonomik krizinden bu yana herkesi bir şekilde etkileyen kur krizi 2018'de yaşandı ve maalesef hala etkilerini sürdürüyor.

Cumhurbaşkanı'nın tüm çaba, uyarı ve gayretlerine rağmen sorunun vahameti tam anlamıyla kavranmış değil ve hala tüm ciddiyetiyle önümüzde duruyor.

Böylesi bir ekonomik tablo ile 2019'a giriyoruz.

2019 küresel bazda da ciddi sorunlarla mücadele gerektirecek.

Küresel boyutta hemen her olayın, direk veya dolaylı yansımalarıyla da yüzleşmek zorunda kalacağız ve bu yüzden güçlü kalmak zorundayız.

Bölgesel bazda kronikleşmiş sorunlarla ilgili ciddi kırılmalar müşahede edebiliriz.

Burada 2019'a ilişkin küresel ölçekli sıkıntı, sorun ve gelişmeleri bir kenara koyarak ülkemiz ve bölgemiz özelindeki gelişme ve değişmelere parmak basmak istiyorum.

2019 Mart sonunda yerel seçimlere gidecek olmamız çok boyutlu ve sonuçlu bir handikap olarak da karşımızda duruyor.

Seçim nedeniyle kemer sıkma ve yapısal  önlem alma konusunda gerekli adımların Mart sonrasına bırakılacağı; 2019'un zorlu bir yıl olacağının işaretidir.

2019'u tozpembe gibi düşünürsek bedeli ağır olabilir.

Bu bağlamda en kötüye hazırlıklı şekilde konumlanmak, en zoru göğüsleyecek şekilde ve minimize bir beklentiyle strateji geliştirmek zorundayız.

Özellikle, özel sektörde ciddi küçülmeler ve gider azaltıcı adımlar peşpeşe gelebilir.

Bu da, işsizlikle alakalı dramatik sonuçlara sebebiyet verebilir.

Ekonomik sorunların yanında toplumsal kutuplaşma ve ayrışma olgusu sosyolojik bir risk noktasına ulaşmış görünmektedir.

Ne yazık ki, arifesinde olduğumuz seçim atmosferi bu girdabı daha da derinleştiriyor.

Aslında gerginliğin bir strateji gibi kullanılmasının toplumsal bazlı yüksek risk taşıdığı bir evredeyiz.

Seçim kampanya ve çalışmalarında buna azami dikkat edilmesi gerekirken, açıkcası bu konuda gerekli hassasiyeti göremiyorum.

Daha şimdiden söylem ve politik refleksler agresif bir boyut taşıma niteliği gösteriyor.

Bu ise, daha önce yaşanan seçim dönemlerinden daha negatif etkiler uyandırabilecek derin ve görünmez bir risk unsurudur.

Yaşanan ve etkileri hala süren ekonomik kriz de tetikleyici bir fonksiyon gösterebilir.

Keşke tüm parti ve liderler bu konuda daha duyarlı olsalar da; bu seçimde hoşgörü, tahammül ve pozitif yarışı önceleseler...

Ne yazık ki, her iki taraf da saflarını sıklaştırmak, seçmeni konsolode, kazançları maksimize, kayıpları minimize etmek maksadıyla, maalesef pek de meşruiyet kaygısı duymaksızın, her türlü enstrümanı sahaya sürecek gibi görünüyor.

Bu tarzı siyaset ve politik refleks her iki tarafta da ciddi yaralar açacaktır.

İlk defa kazanan ve kaybedeni olmayan bir seçimin arifesinde gibiyiz.

Öyle bir hal ki; kazanan bile kazandığına sevinemeyebilir.

Çünkü yapılacak olan vahşi, acımasız, agresif ve hatta bel altı vuruşu bile alternatif gören kampanya süreci her iki tarafı ve haliyle milleti de çok fazla yıpratacaktır.

Eğer iktidar ve AK Parti, sorumluluk içinde ve küfe sırtımda bilinciyle hareket etmezse, muhalefet her yolu mübah sayan bir zihniyetle, saldırgan bir düşünceyle bodoslama dalarsa; her iki cephe de aşırı derecede sıkışacaktır.

Bu ise, her iki tarafta da karışıklık ve memnuniyetsizliklere yol açacak olup; farklı ve aykırı seslerin yükselmesi sonucunu doğuracaktır.

Ve aykırı sesler bir defa yükseldi mi; artık insicam ve ahengin sağlanması ve eski disiplin ve otoritenin tesisi mümkün olmayacaktır.

Özellikle AK Parti ve başkan adaylarının sorumluluk içinde hareket etmesi, Cumhurbaşkanı'nın stratejik akıl, söylem ve prensiplerine riayet ederek çalışma yürütmesi en temel zorunluluktur.

Yoksa bencillik, kayırmacılık, kibir ve halktan uzak üstenci yaklaşım, seçim sonucunda sürprizler yaşatabilir.

Böylesi bir seçim atmosferi ve ortaya çıkacak sürpriz sonuç 2019'un ikinci yarısının sıkıntı ateşini, daha da körükler.

Kamu-özel sektör daha da sıkışabilir.

Bu ise durgunluk; dolayısıyla da enflasyon, faiz ve işsizlik demektir.

Hele de küresel  ve bölgesel risklerin maksimum düzeyde seyrettiği bir zeminde, içeride ihtilaf ve kavganın artması bizi daha müşkül durumlara düşürür.

Yeni bir yıla girerken herkese seslenmek istiyorum.

2019 kolay olmayacaktır ve metanet içinde hazırlıklı olalım.

2019 Mart seçimlerine giderken kırmadan dökmeden, incitmeden çalışma yapmaya itina gösterelim.

Kutuplaştırıcı, kamplaştırıcı, ayrıştırıcı söz ve söylemlerden uzak duralım.

Toplumsal zemin ve sosyolojimizde, zaten yeterince husumet, agresiflik ve nefret var.

Daha bir yenisine inanın toplumsal direncin tahammülü yok ve kaldıramaz haldeyiz.

Gelin bu defa, hoşgörü, saygı ve zerafeti esas alarak seçim çalışmalarını yürütelim.

Bizim bizden başka kimsemiz yok ve biz bize muhtacız.

Gelin sıraladığım tüm kaygıları ve/veya hiç olmazsa bir kısmını çürütelim.

İnsana saygı ve insanı odak alan bir refleksle yarışalım.

Yoksa zayıf düşeriz.

Zayıf düşersek; gelen küresel saldırılara göğüs geremeyiz.

Sözlerim teveccüh görür mü bilemem; ama, ben yine de söyleyeyim istedim…

Herkesin, hepimizin, tüm milletimizin, bütün okurlarımın yeni yılını kutluyorum….

Yeni yılda, “Bir Portre” yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar..