2020 ne kadar kötü? / 2021 daha mı kötü olacak?..

2020 ne kadar kötü? / 2021 daha mı kötü olacak?..
"Hayrıyla şerriyle; Rüzgar gibi geçti..." demeyi çok isterdim.
Ama üzgünüm.

Çünkü 2020'nin miyadı doldu, sonra erdi güya veda ettik ama korkusu, paniği, etkisi olduğu gibi 2021'e devroldu.

Çok şey var söyleyecek; 2020'ye dair.
Ama Pandemi'si her şeyi gölgede bıraktı ve farklı olaylarda bile ana belirleyici oldu.

Pandemi ilan edilmeden önceki birkaç yazımda bile sürecin "Yeni Dünya Düzeni"nin "dizayn safhası" ve "Yeni Yüzyıl"ın kaldırım taşlarının final noktası olduğuna ve "Koronavirüs/Kovid-19/Çin Virüsü" şeklinde adlandırılan "korku treni"ne, "Aslına ne oluyor ne planlanıyor, kimin işine yarıyor, nereye varılmak isteniyor ve varılacak…" gibi soruların cevabını öngörmeye çalışarak baktım.

Ki, 2020 de bu amaçla özdeş, bir şeylerin başlangıç ve bitişi şeklinde miladî bir yıl olarak tarihteki yerini aldı ve bunun gerçek anlam ve önemini sonraki yıllarda çok daha iyi anlayıp somut sonuçlarıyla göreceğiz.

2020'de hemen her olayı; -Pandemi de dahil- birbirinden kopuk, alakasız ve hatta spontane yaşanan olayların; aslında öyle olmadığını hepsinin bir esprisi ve planlamanın bir parçası olduğunu iddia ettim.
Çünkü okumalarım, duyumlarım, öngörülerim ve geçmişten geleceğe projeksiyonlarım buna işaret ediyordu.

Bazı dostlarımdan, okurlarımdan ve/veya bu konularda istişare, fikir jimnastiği ve görüş alışverişi yaptığım pek çoklarından doğrudan duymasam da zımni şekilde düşüncelerimin fantastik karşılandığı algısını hissettim.

Hatta 2020'nin sonlarına doğru çok değerli bir vali dostumla bir sohbet esnasında
"Valla ilk başlarda yazdıkların bana biraz ütopik geliyordu ama pek de bunu dile getirmiyordum. Fakat geldiğimiz noktada ve yaşadığımız olayları görünce anlatıp yazdıklarının bugün ve yarınlarda neye işaret ettiğini fark ettim" sözlerini bile duydum.

Evet bu diyalog bile aslında kabullenmekte ne zor ve ağır şeyler dile getirdiğimin delaleti idi. Keşke ben yanılmış olsam ve keşke dediklerim gerçekten bir ütopya olarak kalsaydı.

Ama emin olun, daha önce de söylediğim gibi öyle bir dönemde ve öyle ilginç süreçler yaşıyoruz ki; "olmazın olmaz olduğu, her şeyin olurlaşabildiği" bir dünya yaşıyoruz.

Evet, 2020 bitti.
Time'in "en kötü yıl" dediği 2020…

Peki bu yılsonu/yılbaşıyla 2020 defteri tamamen kapandı mı?..
Hayır…

2021'e ve hatta sonraki on-yirmi-elli yıla etki edecek izler bıraktı.
Zordu; korku, panik, ölüm doluydu.

Belki hatta sanıyor ve öyle düşünüyorum ki, 2021 çok daha zor/zorlu geçecek.
Çünkü 2020'nin Pandemisi'yle başlayan "Kaos ve Büyük Sıfırlama"ya dair düşünülen ve 2025'lere kadar sürdürülmesi öngörülen süreç öne çekildi ve başlayan bu bir yılda, beş yıllık gelişmeler yaşayacağız.

Yani beş yıla bedel bir yıl…

"Güç ve Akıl" tabir caizse Yeni Dünya Düzeni kitabını bastı ve uygulamaya soktu.
Taraflar asgari noktada da olsa bir "konsensüs" oluşturdu.

Peki böyle olunca her şey günlük güneşlik/güllük gülistanlık mı olacak?..
Ona hala epeyce uzağız.
O yüzden diyorum; 2021 daha zorlu geçecek diye…

Çünkü Pandemi'yle insanlar şu ana kadarki en kötüyü gördüler.
Adeta Kovit-19 için aşılanırken daha beterine şerbetli hale geldiler/geliyorlar ve bundan sonra ne gelse/getirilse şaşkınlık yaşanmayacak.

Mental ve ruhsal hazırlık süreci bir boyutla tamamlandı.
Çünkü "korku"nun aştıramayacağı çizgi, yaptıramayacağı şey yoktur.
Bu, test ve teyit edildi.
"Akıl ve Güç" şimdi bunun sonuçlarını toplayacak.

Bu bağlamda; Pandemiyle küresel bazlı oluşan/oluşturulan zeminde daha spesifik/ülkesel/bölgesel/ekonomik/siyasi hamleler gelecektir.
Daha derin ve detay operasyonlar sahne alacaktır.
Yönetimleri değişen, ekonomileri inen/çıkan, sınırları yenilenen, bölünen/parçalanan devletleri göreceğiz.
Hatta büyüyen devletlere ve kurulan devletçiklere şahitlik edeceğiz.

2021'in sonunu beklemeye gerek yok; Ocak-Şubat ayındaki gelişmeler bile yılın geri kalanı için bize ciddi somutluklar gösterecektir.

Söyleyecek çok şey var ama yine ütopik ümitsizlik algısına sebebiyet veriyor olmamak için şimdilik burada durayım.

Türkiye açısından bakarsak:
2019'u ve 2020'nin büyük çoğunluğunu pek de olumlu diyemeyeceğimiz gelişmelerle geçiren ülkemiz, 2020'nin sonunu iyi getirdi.
Ve aldığım duyumlar, gözlemlerim, arka kapı görüşmelerinden kulağıma çalınanlar, uluslararası mahfillerden gelen bilgiler gidişatın Türkiye açısından iyi olduğu cihette…

Evet biraz acı oldu, acıtıcı oldu.
Özellikle ekonomik bedelleri ağır oldu.

Ama başlayan "yeni sürecin" Türkiye'ye 2021'de ciddi fırsatlar sunacağı kanaatindeyim.
Bunun somut parametrelerini şahsen ben görüyor, gözlüyorum.
Yılın ilk üç ayında kat ettiğimiz mesafe ve varacağımız noktayı görünce bu düşünce ve iddiama sizler de hak vereceksiniz.

Her zaman dediğim gibi; yeter ki akıllı/akılcı, soğukkanlı, romantizmden uzak, kazan-kazan yaklaşımını sözde değil realist şekilde pratiğe geçirelim.

Çünkü "Yeni Dünya Düzeni" Türkiye'siz kurulmaz.
En basitinden coğrafyanın gerçeği bu.
Yeter ki biz de bunun farkına varabilelim; ama rehavetsiz ve günün koşullarına ayak uydurarak.
"Nasılsa bizsiz bir şey olmayacak, nasılsa bize mecburlar" gibi bir aymazlığa girmeden…

Son olarak:
İddia ediyorum ki, 2020'den daha zorlu bir yıla giriyoruz. Ama taşların yerine oturması için önemli bir yıl.

Ve bu yeni yıl, Türkiye için güzel fırsatların da yılı olabilecektir.
Çok tekrar ettim ama kimse kızmasın, yeter ki; akıl ve akılcılığı önceleyelim…

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.


Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • BB
    2016 yılında yapıldığı gibi, yine bir gece yarısı tepeden inme bir şekilde üniversitemize yapılan yeni bir 'rektör' atamasıyla karşı karşıyayız. Üniversitemizde yerini yıllardır koruyan demokrasi anlayışı ile 2016 yılına kadar seçimler neticesinde belirlenen rektörlerimizin yerine; 2016’dan sonra anti-demokratik bir şekilde tek elden kayyumlar atanmaya başlanmıştır. Üstelik, Boğaziçi Üniversitesine 1980’lerin askeri rejim döneminden beri ilk defa okul dışından bir rektör ataması yapılmıştır. Bu durum 2016’dan bu yana sürmekte olan ve rektör seçimlerini ortadan kaldıran anti-demokratik uygulamaların bir devamıdır. 'Üniversite mensuplarının iradesinin hiçe sayılarak üniversitemize bir rektör atanması politiktir' Üniversiteler bir ülkenin bilim ve fikir üreten, özgür düşünceyi besleyen en değerli kurumlarıdır ve bu kurumların sürdürülebilmesi ancak akademinin özerkliği ile mümkündür. Akademi, ideolojiler ve siyaset üstü bir oluşumdur; ancak üniversite mensuplarının iradesinin hiçe sayılarak üniversitemize bir rektör atanması politiktir. Biz Boğaziçili öğrenciler olarak, üniversitemizin ilkelerine ve kültürüne binaen, üniversitemizin özerkliğinin; kişiliğine ve geçmişine bakılmaksızın tepeden atanan herhangi bir akademisyen ile değil, üniversite mensuplarının yaptığı demokratik yollarla belirlenen bir rektör seçimiyle sağlanacağını savunuyoruz.
  • Ertan Karaman
    Kaleminize sağlık.
  • Emre Yüzbaşı
    Kaleminize sağlık. Mutlu yıllar dilerim. Kaleminiz daim olsun.
  • Şeyma olgun
    Tebrikler. Keyifle takip etmeye devam ediyorum.
  • Taner Köse
    Kaleminize sağlık. Umarım ülkemiz için güzel bir yıl olur.
  • Fırat Kor
    Bence yorumunuza devam edin. Ütopik olduğunu düşünenler kaybeder. Kaleminize sağlık.