Bayram değil/seyran değil; İran, Şanghay İşbirliği Örgütü'ne kabul edildi!

Bayram değil/seyran değil; İran, Şanghay İşbirliği Örgütü'ne kabul edildi!
Şanghay Beşlisi…
1996 yılında Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından kuruldu.
Amaç, Sınır Bölgelerinde Askeri güvenin derinleştirilmesi…

2001'de Özbekistan'ın da katılımıyla üye sayısı 6'ya çıktı.
Ve adı, Şangay İşbirliği Örgütü olarak değişti.
Daha sonra Pakistan ve Hindistan da tam üyeliğe kabul edildi sayı 8 oldu.

İlginç şekilde ve manidar bir zamanlamayla bugünlerde İran'da, tam üye olarak kabul edildi ve sayı 9'a çıktı.
Halen Afganistan, Moğolistan ve Belarus ise ŞİÖ'de gözlemci üye…

An itibariyle, kendilerini Doğu'nun NATO'su olarak gören Şanghay İşbirliği Örgütü'nün tanımladıkları amaç ne?
Üye ülkeler arasında askeri/ekonomik/kültürel iş birliğini sağlamak ve özellikle güvenlik konusunda ortaklıklar geliştirmek…

Neden bu girişi yaptım?
İran'ın tam da bugünlerde örgüt tarafından alelacele üye kabul edilmesi bana çok ilginç geldi.

İran'ın ne demografisi, ne ekonomisi, ne din tercihi, ne kültürü ve ne de yönetsel sistematiği Şanghay İşbirliği Örgütüyle işbirliğine yatkın değil.
Keza, güvenlik boyutuyla bakarsak; yine bir müştereklik yok.
Kala kala, Amerika ve Batı karşıtlığı, dolayısıyla da Çin/Rusya yancılığı kalıyor…

Hatırlarsınız,
Son birkaç senedir ABD/Batı ve Çin çatışmasına parmak basan yazılar yazdım.
Yeni Dünya Konsepti ve bu bağlamda Çin'de temerküz etmiş ekonomik gücün azaltılarak dize getirilmesi konusuna vurgu yapmıştım.

Hatta Pandemi-Çin özdeştirmesine ve Kovid'in faturasının Çin'e kesilmesine dikkat çekmiş ve pek çok konuda Çin'in eski Çin olarak kalamayacağını/Çin'i kendi haline bırakmayacaklarını söylemiştim.

Bu süreç hızlandı ve amansız şekilde ilerliyor/yükseliyor.
Çin ekonomisi günden güne planlı ve tedrici olarak küçülüyor.
Yüksek tasarruf oranlarıyla dünyaya meydan okuyan Çin ekonomisi, gün be gün zayıflıyor/zayıflatılıyor.

Durum böyleyken ve "Akıl ve Güç"ün lokomotifi Amerika ve Biden Çin muhalefetini yoğunlaştırırken Çin durur mu?
Durmuyor ve gücü yettiğince de, durmayacak.
Görünür cazibesi ve artık iyice zayıflayan ekonomisinin süksesiyle, biraz da ulufe dağıtır gibi davranarak müttefik artırma çabasında…

Peki umulduğu/beklenildiği ve sanıldığı gibi dağıtacak ulufesi eskisi gibi çok mu veya var mı?
Hiç sanmıyorum…
Hatta her türlü teknolojinin üreticisi/kaynağı/yaratabilicisi olarak görülmesi de bir illüzyondan ibaret, bence…

Kim ne derse desin teknoloji/inovasyon/ürün geliştirme ve yaratıcı beyinler hala Batı/Amerika kontrolünde…

Üstüne üstlük hala gücü elinde bulunduranlar Amerika/İngiltere/Avrupa olmasına ve bu üçlünün de Çin'i zayıflatma/dize getirme konusunda kararlılık ve hızlanmışlık içinde olmasına rağmen bayram değil/seyran değil İran neden tam üye oldu/üyeliğe kabul edildi?..

İran'ın ela gözü ve kaşı için mi yoksa Çin'in yalnızlaşmasını engellemek ve küresel boyutta "yıkılmayacağız" algısı oluşturmak için mi?..
Bence ikincisi…

Bu üyelik İran'a hiçbir şey kazandırmayacak ve sadece kaybettirecektir.
Çünkü Çin de/Rusya da hizaya getirilecek; kim ne derse desin, dize getirilecektir.
En önemli araç ise ekonomik zayıflatma yolu olacaktır.

Bu noktadan hareketle Amerika/Batı ve Çin/Rusya odaklı küresel dengeye ve diğer ülkelerin denge gözetimine bakacak olursak; ülkeler bir karar anında…
Ve artık, ertelenmeyecek bir süreçte.

Okumalarım/öngörülerim/duyumlarım ve gözlemlerim çerçevesinde Yeni Dünya Konsepti'nde irade ve inisiyatif hala Amerika ve Avrupa odaklı "Akıl ve Güç"ün elinde ve uhdesinde…

Bu bağlamda İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisî'nin "Dünya yeni bir döneme girdi. Hegemonya ve tek taraflılık ortadan kalkıyor." sözleri bir boyutla doğru olsa da; bu Çin lehine tezahür eden bir doğru değil.

Reisî, "Güvensizlik ve terörizm gibi tehditlerin bölgesel kalkınma ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi engelliyor…" derken; özellikle Yemen ve Suriye'de güvensizleşme ve terörizmin ana kaynağından birinin de kendi ülkesi olduğunu nasıl göz ardı edebilir ki…

Keza, Şanghay Beşlisinde ortağı Rusya'nın bölgesel boyutta her türlü terörizm durumunda parmağı olduğu gerçeği herkesin malumu..

Tam bu noktada diğer ülkeler için –hatta Türkiye için- iki şeyden birini tercih durumu karşımıza çıkıyor.
Ya, Çin ve Rusya ile işbirliği veya Avrupa ve Amerika ile…
Ya, birbirine benzemezlerin ittifakıyla müttefik olmak veya "Akıl ve Güç"le taraftarlaşmak…
Burada hümanistik bir romantizme girmeyeceğim.

Yok efendim, "Amerika/Avrupa küresel sömürgeci, Çin ise emparyalizme karşı mücadele veren bayraktar" vb. gibi laflarla, demogojik hakperestliğe soyunmayacağım.
Gerçek ve gerçeklik üzerinden hareket etmeyi tercih ederim.

Mesela bizim için, "ülkesel menfaatlerimizi maksimize etmek ve/veya olası risk ve tehlikeleri minimize edip, hasar görmemek" en temel ve oldurulması gereken gerçek ve gerçekliktir.

Ütopikleşmeye ve gerçekleşmeyecek hayaller kurmaya gerek yok.
Belirleyici olan tek olgu "doğru zamanda doğru tercihle doğru yerde yer almak"

Peki Türkiye bunu yapabilir mi?..
Bence yapabilir…

Erdoğan ve Türk Devlet algısının bunu yapabilecek feraset ve basirette olduğuna inanıyorum.
Önümüzde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir ABD seyahati var.
Ana konu şu; Biden'le görüşecek mi/görüşemeyecek mi veya görüşmeler iyi geçecek mi/geçmeyecek mi?..
Biden'le görüşse ne/görüşmese ne…

Biden, küresel yapımcıların, yani "Akıl ve Güç Sahiplerinin" rol vermesiyle öne çıkan bir başrol oyuncusu…
Hatta her an değiştirilebilir algısı da cabası…
Ama acı ve acınası bir şekilde tüm Türk kamuoyu, her şeyi ve her türlü kombinezonu Biden/Erdoğan görüşmesine odaklamış vaziyette…
Ama şunu söylemeden geçemeyeceğim ki; Erdoğan Amerika seyahatinde çok farklı kişi ve mahfillerle de görüşebilir.
Hatta Biden'ın ABD Başkanı olmasını sağlayanlardan bazılarıyla bile…

Realite böyleyken bizim buradan anlık/popüler/magazinel birkaç noktaya veya fotoğrafa odaklanmamız, bizi bir yere götürmez. Bilakis kendi kendimize zarar verecek, kendi ekonomimizi küçümseyip/küçültecek ve günü kurtarma babında çözümlere yönelmenin dayanılmaz acizliğine sevk edecektir.

Şunu önemle belirtmek istiyorum.
Kriz ve tercih anları risklidir ama bir o kadar da kazanç getirebilir.

Aslolan yukarıda dediğim, "doğru zaman/doğru adım/doğru karar"dır.

Bir de buna ek olarak "tamam, artık beraberiz" dediklerinle oluşturacağın inanç/güven ve hissettirilecek tutarlılık algısıdır.
Bu tesis edilirse, Türkiye için umulmadık/beklenmedik ve müthiş bir fırsat kavşağı karşımızda…
Ki, Erdoğan'ın bu süreci, bu kritik kavşağı ve fırsat/hasar ikilemini çok iyi/doğru ve zekice kokladığını düşünüyorum.

Ve de, Şanghay Beşlisi'nden, özellikle de içinde Rusya/Putin ve İran gibi şeytanilik konusunda babasını bile tanımayan ülke ve liderlerin olduğu bir ittifaktan ülkemize hayır gelmeyeceğinin farkında olduğuna eminim.
Bu nedenle de, ülkemizin içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtularak yeni bir hayat uçuşu yapacak refleksi sergileyecek tercihi yaparak, gerekli adımları atacağına kuşkum yok.

Sonuç;
Avrasyacılık/Çincilik/Rusyacılık gibi hayaller/fanteziler/ütopyalar bir gerçeküstücülük/gerçekötecilikten öteye geçmeyecek; teorik demogojilerin konusu olmanın üstüne çıkamayacak lafazanlıklardır.

Kimse kızmasın ve kusura kalmasın ama "akıl ve güç", hala Çin/Rusya harici olanların elinde…

Akıllı/akılcı/romantizmden uzak/realiter diplomasinin neyi gerektirdiği aşikar…
Fazla söze hacet yok…


Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Emin Eğri
    Bir yazıyı 3 kez tıklamadan okuyalım sayın site yöneticisi. Yarısını oku şuraya tık, biraz daha oku bir tık daha. Valla sinir oluyorum. Okunması diyorsanız doğru yoldasınız(!)
  • Fırat
    Tbrikler kaleminize sağlık
  • Murat Soral
    Dünya değişiyor ancak yanlış yöne gidiyor
  • Bekir İrtegün
    Kaleminize sağlık
  • Mutlu Aral
    çok doyurucu bir yazı olmuş kaleminize sağlık satır arasındaki cb nin ABD görüşmeleri çok güzel olmuş ilgi ile takibe devam ediyorum sağlığınıza duacıyız başkanım