“Bir yerde çok ve kolay kazanç vaat ediliyorsa; o işin sonu bataktır”
Bu sabah acilen Mehmet Şimşek başkanlığında Finansal İstikrar Komitesi toplandı.
7 Kuruma ait pusulasını şaşırmış 130 civarı fonun işlemlerinin durdurulup tasfiyesine karar verildi.
Arkadaşlar!
Akademik bir ekonomist değilim ama reel ekonomiyi bilen ve gidişata dair gayet isabetli öngörüleri olan biriyim. Bu konuda hiç mütevazi olmayacağım.
Özellikle de son yaşanan portföy şirketleri/fonlar veya Katılımevim benzeri finansal organizasyonlara dair kapsamlı riskleri öngörebilen ve hatta bu konularda analiz yapan analistlerden daha fazla vukufiyeti olan biriyim.
Kimse kusura bakmasın ama müdahalede çok geç kalındı.
Bu gecikme ise ne yazık ki hem maliyeti hem de mağduru artırdı.
Bugüne kadar dost meclislerinde finansal okur-yazarlığı olan hatta teorik ve pratik finansal entelektüel kapasiteye sahip dostlar bile defalarca sordular; “Borsa hisselerindeki ani yükselişler ve özellikle kerameti kendinden menkul fonların fonladığı ama aslında herhangi bir varlığı olmayan şirketlerin borsa değerinin artışı nasıl oluyor ve gidişat ne olacak” diye…
Onlara da söyledim ve bazı yazılarımda da ifade ettim; “nerdeyse merdiven altı şirketlere nasıl halka arz izni veriliyor/ilgili kurumlar neden sadece seyrediyor/gelmekte olan felaketi nasıl göremiyorlar” diye…
Arkadaşlar!
Akıl alır gibi değil; bu işin kumar olduğu, sürdürülebilir olmadığı ve sonun hüsran olacağı en başından beri belliydi.
Sadece ben değil; Türkiye’nin objektif ve saygın ekonomistleri/finans uzmanları defalarca bu konuya dikkat çekip tehlikeyi ikaz ettiler.
Hatta bazıları gecikmenin sadece zararı büyüteceğini ve bir noktadan sonra kontrol edilemez boyutlara geleceğini bile söyledi.
Buna rağmen etkili-yetkili kurum ve konumdakiler sadece seyretti maalesef.
Dikkat ediyorsanız iç siyaset ve iç ekonomik gidişata dair özellikle yazmıyor ve daha çok küresel gelişmeleri paylaşıyordum.
Ama bu son olanları görünce sessiz kalamadım ve yazıyorum!
Açıkçası, inanıyorum ki konuyla alakalı sayın cumhurbaşkanımızın da tepkisi büyük olmuştur veya olacaktır. Çünkü kendilerine yeterince bilgi verildiğini düşünmüyorum.
Sayın Şimşek bakanlığa geldiğinden beri pek çokları saldırırken ben tereddütsüz destek verdim ve sabır gerektiğini söyledim.
Ama çok üzgünüm ki Sayın Şimşek doğru hamleyi doğru zamanda yapmadı ve yarınlarda, dramatik/trajik sonuçları daha da su yüzüne çıkacak olan krizi engellemeyi başaramadı.
Yani bu kadar kötüye gitmeyi becerebilmeyi kendi bile tahmin edemedi galiba…
Şimdi tekrar soruyorum:
En baştan bu izinleri kim verdi, verdirdi?
En izin verilmez şirketlere bu izinler nasıl verdirildi?
Bu izinlerin verilmesinin, bile bile uçuruma atlamak olduğunu görmesi gerekenler görmedi mi yoksa görmek mi istemedi?
Tüm bunlar olurken Cumhurbaşkanımız neden enforme edilmedi veya gidişata dair doğru bilgilendirilmedi?
Yakın ve uzak geçmişte yaşanan acı örnekler akıl sahibi olması gereken makamda oturanların akıllarına hiç mi gelmedi?
Son olarak bir anekdot anlatıp bitiriyorum:
Zaman zaman gittiğim bazı kıyı-kenar semtlerdeki salaş mekanlarda mahallelilerle muhabbet etmeyi severim.
Yine böyle bir zamanda oturduğum küçük taburede çayımı yudumlarken televizyonda “bilmem ne evim” diye bir firmanın uzun bir reklamı geçiyordu.
Hemen bitişiğimde oturan alnı ve yüzü kırışıklık içinde düzensiz sakalları uzamış ve aklaşmış bıyıkları sigara sarısı olmuş bir abimiz bana baktı ve dedi ki:
—Sen de inanıyor musun bunlara?
Sırf sözlerinin devamını merak ettiğim için sustum…
Abimiz devam etti:
—Tuzak bunlar tuzak… Hep hile ve fırıldak… Eğer bir şey çok süslü sunuluyor ve kolayca elde edilir gibi anlatılıyor ise; orada kesin bir dalavere vardır.
Bunların şu çiftlik bankçı tosuncuktan, yumurtacıdan bir farkı yok.
Ama hadi biz millet olarak kolay kazancı sevdiğimiz için bunların reklamına kapılıyoruz da; devlet bunlara neden yol veriyor, neden engel olmuyor?
Bak kardeş; ben yaşar mıyım bilemem ama sen yaşarsan göreceksin ki bu işin sonu batak!
Sustum kaldım ve ayağa kalkıp elimi uzatıp “Başka söze ne hacet abi” diyerek daha karışan kafam ve içime oturan üzüntüyle oradan ayrıldım.
Ezcümle; şu soruyu sormadan edemeyeceğim:
Hadi diyelim ki benim gibi ülkenin ekonomik ve siyasi gidişatına meraklı ve bir o kadar da deneyim müktesabatına sahip birisinin tehlikenin farkına varmasını geçtik; bari, ekonomi bilgisi emekli maaşı ve izlediği televizyon haberleri kadar olan emektar abi kadar bile tehlikeyi vaktinde fark edip önlem alamadınız mı?
Yoksa Reis fark edene kadar, gittiği yere kadar diye mi düşündünüz?
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.