Maazallah, gıda kritik eşiği aşarsa…

Maazallah, gıda kritik eşiği aşarsa…
Ülkeler bazında dünya buğday üretim sıralaması şöyle;
Birinci sırada 133 milyon tonla Çin var.
İkinci sırada Hindistan ve üretimi yaklaşık 100 milyon ton.
Rusya, üçüncü büyük buğday üreticisi ve 72 milyon tonda…
Dördüncü Amerika ve 51 milyon ton üretime sahip.
Ukrayna 25 milyon tonla sekizinci sırada…

Bu verilerden sonra, buğday üretiminde sıkıntı var mı yok mu, ona bakalım.
Geçen gün, Hindistan iklim koşulları nedeniyle bu yıl buğday üretiminde yüzde 25 azalma olacağını açıkladı.

Çin'in durumu ise ortada,
Hala Kovid'le mücadele durumunda ve hala "kapanma/izolasyon/aşı" gibi uygulamalar devam ediyor.

Buna bir de, Amerika ile olan ticaret savaşlarını ve ilave yaptırımların da geleceğini eklersek; Çin'de istikrarlı bir buğday üretimi olacağını ve sağlıklı bir ihracat yapılacağını düşünmek safdillik olacaktır.

Rusya ve Ukrayna'ya gelince;
Mevcut savaş/işgal süreci nedeniyle, bırakın ihracatı; Ukrayna belki hasat bile yapamayacak.

Türkiye'nin de buğday ithalatının birincil ülkesi Rusya'da durum ne peki?
Buğday başta olmak üzere pek çok tahıl kalemlerinde ihracat kısıtlayıcı kararlar aldığını hepimiz biliyoruz.
Pek muhtemeldir ki, önümüzdeki altı ay içinde bu kısıtları daha da arttıracak ve kesin yasaklara dönüştürecek.

Hal böyleyken,
Yani en büyük buğday üreticisi 4-5 ülke sıkıntıdayken, rutin ihracat konusunda muhtemel sıkıntı ve riskleri göz ardı etmek mümkün değildir.
Bu neyi getirecektir?
Pek çok ülkede orta-alt gelir grubunun ana gıda maddelerinde ciddi fiyat artışlarını doğuracaktır.

Kriz sadece tek gıda kaleminde mi?
Keşke öyle olsa!..

Buğday başta olmak üzere, mısır-arpa-ayçiçek-pirinç-şeker gibi gıda maddelerinin ana kalemlerinin hemen hepsine sirayet etmiş bir krizle karşı karşıyayız.
Cabası, bir de küresel bazda yaşanan ekonomi-finans krizini düşünürsek; özellikle gelişmekte olan ülke halklarının, ne yazık ki, patlamaya hazır bir dinamite dönüştüğü/dönüşebileceği gerçeğini görmek zorundayız!

Olayın vahametine dair bir analizden alıntı yapmak istiyorum.
"Sürdürülebilir Gıda Uzmanları" yaptıkları bir seminer sonrası tespitte bulunuyor.
Ve içinde bulunduğumuz durumu dünyanın yaşadığı "en büyük kriz" olarak nitelendiriyor.

Bakınız,
En büyük "Gıda Krizi" demiyor, "En büyük kriz" diyor!..

Tablo böylesine vahim şekilde önümüzde dururken,
Halklar doğal reflekslerle patlama noktasına doğru ilerlerken ve iç kargaşalar kapıya dayanmışken,
Bir de, bazı ülkeler için sanki özel bir hazırlık yapılmışçasına/özel ve ülkesel bir kaos zemini oluşturulmuş gibi bir durum var ise; sıkıntı büyük ve çok büyük demektir.
Ki, son günlerde ülkemizde "sığınmacılar" üzerinden oluşan/oluşturulan gündemi de, bu açıdan çok tehlikeli ve öngörülemez sonuçlara sebebiyet verilebilir bir durum olarak niteliyorum.

Sanki bir noktadan düğmeye basılmış gibi,
Sanki birilerince organize ediliyor gibi,
Sanki birileri varış noktasını Türkiye olarak belirlemiş gibi,
Dünyanın her tarafından "sığınmacı/kaçak göçmen" akın akın Türkiye'ye geldi ve geliyor.
Üstelik bu yetmezmiş gibi, gelenlerin yaş ve cinsiyet durumu, sorunu daha bir tehlikeli hale getiriyor.

İç savaşın yoğun olduğu 3-4 yıl içinde Suriye'den gelenlerde yaşlı/kadın ve çocuklar vardı.
Ama dikkat edin,
Afganistan'dan gelenlere bakın; hemen hepsi erkek ve yaşları genç,
Keza Afrika kökenliler,
Büyük çoğunluğunun yaşı genç ve erkek!..

Arkadaşlar,
1980 öncesinin sağ/sol çatışmalarını düşünün,
Kim kimle savaşıyor, kim kimi öldürüyor, kim kime saldırıyor belli değildi.
Herkes topa dalıyordu.
Kim hain, kim vatansever belli değildi.
Neden?
Çünkü bir "kaos/iç kargaşa" başlamıştı/başlatılmıştı.

Şimdi sadede gelirsek;
Gıda konusunda insanların bir kırılma noktası var.
Ve dünya gıda krizi adım adım o noktaya yakınlaşıyor,
Ramak kaldı…
Böyleyken, eğer önlem alınmazsa; bugünlerde köpürtülen/gündemleştirilen ve maalesef iç politik malzeme olarak kullanılan "sığınmacı konusu" maazallah, her an pimi çekilmiş bir el bombasına dönüşebilir.

Şunu özellikle belirtmek istiyorum,
"Sığınmacı Siyaseti" asla ve asla kimseye fayda getirmez.
Emin olunsun ki; savunmak iktidarı güçlendirmez, kötülemek ise muhalefete bir şey katmaz.

Arkadaşlar,
Sorun öyle hassas ki; sadece dokunanı değil, herkesi yakacak düzeyde bir problem.
İnsanlar ve toplumlar sıkıntılı anlarda çatacak yer arar.
Sıkıntıları fatura edecek kişi veya sebep arar.
"Sığınmacılar" etrafında oluşan sorunun da, böylesi, kibrit gibi bir özelliği var.
Provokasyon ve tahrike en yatkın durumu oluşturur.

Bir insan ülkesini bırakıyor ve 3000 km. mesafeden, aç/yayan/sefil/perişan ve ölüm riski altında başka bir ülkeye kaçıyorsa, bu insanın neleri göze almış olabileceğini varın siz düşünün!..
Canından başka kaybedecek bir şeyi olmayan insanlardır.
Kaybedecek bir şeyi kalmamış insan ise, en tehlikeli varlıktır!

Buradan sakın ola ki, Türkiye'ye sığınmacı olarak gelmiş herhangi bir halkı hedef gösterdiğimi/kötülediğimi ve itham ettiğimi kimse düşünmesin.
Ben, hemen her halka eşit mesafedeyim.
Ama ana ve öncelikli düşüncem ve düşünmem gereken, tabi ki ülkem ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır.

Bu arada yetkililere de bir çift sözüm olacak.
Şuanda bir sorun var mı?
Sebebi şudur veya budur/müsebbipi filancadır veya falancadır ama "sığınmacılar" içerikli bir sorun var.
Siz soruna odaklanın,
Muhalefet tabi ki sizi suçlayacak ve bu konu üzerinden prim elde etmeye çalışacak.
Siz neden, hemen bir savunma refleksine giriyorsunuz ki!..
Kimin haklı veya haksız olduğunun bir önemi yok. Önemli olan şuanda soruna radikal çözüm bulmak ve tehlikeyi bertaraf etmektir.
Aksi takdirde, muhalefet sizi istediği zemine çekmiş olur ve siz de "özrü kabahatinden büyük" teviller/yorumlar/açıklamalar yapmak noktasında kalırsınız.
Bırakın muhalefet konuşsun,
Siz icraat yaparak, muhalefetin "sığınmacı siyaseti" yapmasını boşa çıkartın.

Sonuç:
Son beş yıldır, her gelen yeni yılın daha kötü geleceğini yazdım.
Felaket tellalı gibi oldum,
Son iki yıldır da, doğru okuyup/isabetli öngörü yapıp "kontrollü küresel kaos" planını görüp, hazırlıklı olmak gerektiğini,
Hasarın ancak böyle minimize edilme ihtimali olduğunu,
Aksi takdirde yakıcı sonuçlar doğurabileceğini söyledim durdum!..
Maalesef, işte o sürecin en şiddetli ve can alıcı safhasındayız.

Şimdi de farklı bir uyarı yapıyorum.
Yaşanan gıda kriziyle, ülkeler tahammül limitine getiriliyor ve bu sınır daha da zorlanacak.
Hal böyleyken, bizim gibi "sığınmacı" akınına maruz kalmış ülkelerin işi çok daha zor ve çok daha büyüktür.
Bu yüzden, lütfen, Allah aşkına kimse "sığınmacı" siyaseti yapmasın!..
Siyasi prim yapmak/yer edinmek/kitle oluşturmak için, kimse yabancı karşıtı Fransız siyasetçi Le Pen gibi bir role soyunmasın.
Ateşle oynamasın,
Ve bu ülkeyi ateşe atmasın!..



Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Sırrı Yonca
    İnşallah bu konuda biran önce doğru tedbirler alınır. Aksi takdirde ülkemiz maddi manevi çok sıkıntılar yaşar...
  • Mehmet Yaren
    Çözüm net... abd ve AB gibi yapacaz. nitelikli olanlar ve savunmasiz olanlar yani cocuk bebek ve kadinlar kalacak..diğerleri gönderilecek...beka için şart
  • Semih Karaca
    Ağzına ellerine beynine sağlık çok haklısın Allah her kesi korusun
  • A. T.
    Kritik eşik bence çoktan alıldı be abi
  • Süleyman
    tamamen katılıyorum Eline kalemine sağlık
  • Duru Güneş
    Türkiye, "modern anlamda" devleti yıkılmış bir ülke. Ne sınırlarını koruyabiliyor, ne de "öngörülebilir" bir hukuk ve ekonomi sistemi var. Modern devletin hiçbir hususiyeti yok artık. 50 yıllık planlama teşkilatı bir imza ile kapatıldı. Oysa devleti planlama teşkilatı özel bir yasa ile gıda güvenliği hususunda projeksiyon hazırlar ve ilgili tüm kuruluşları da denetlerdi.
  • Mutlu A
    hep savunduğum konu kaybedecek bir şeyi olmayan insandan korkun kalemişnişze sağlık